Savruldu yine saçların seherin serin yellerinde; yağmurda ıslanmış serçelerin sesleri
çıkmazken, saba makamı şu sabah ezanının karanlık şehri sararken, nar ateşleri sevdanın
bedenimi yakarken… O saçlarına dolalı dalmışım gibi kısacık uykulara, tepeden tırnağa dolu
içim kokunla. Yine senli uyanışlar, şükür Mevla’ya.

Ne güzel gülersin böyle gözlerimin içinde… Her sabah ben yeniden vurulurum o gülüşü
başka gülüşlere benzemeyen yıldızlı gözlerine. Vurulurum gül kıskandıran hülyalı yüzüne.
Her sabah böyle açıverince gözlerimi sana, sevdam şükrüme karışır, şükrüm duama; olmasın sensiz gelecek bir sabah diye.

Gel ki savrulan saçlarınla, hayat bulayım kokunda. Gel ki küsmeyeyim hayata. Gel ki
sevmelere doyamadan seni gideyim şu dünyadan, son nefeste adınla. Bir bilebilsen ah. Nasıl bir yangındır bu, acısı bile hayat getiren, ömür yetiren. Bir bilebilsen, nasıl bir ateştir yanıp yanıp bitmeyen. Yaktıkça çoğalan, yandıkça dirilen.

Gel hep böyle, sevda kokan saçların sarsın beni. Uyandır uykulardan, düşen ilk kelam adın
olsun hep her sabah böyle ezanlara karşı. Gel, ben duadayım sen böyle geldikçe, şehir dua da, kuşlar duada. Adın başlı başına dua gönül hanemde.
Ne güzel gelişin..
Ne güzel gülüşün..
Ne güzel kokuşun..
Sen nar ağacı bu şehrin, ben nar bülbülü, döşüne sevdalı, döşünden yaralı.
Hoşgeldin.
Hoşgeldin.
Hoşgeldin!
Ömrümün gülümseyişi, şehrimin gülümseyişi, döşümün gülümseyişi hoşgeldin…

[Toplam: 4   Ortalama: 5/5]