Yuşa Tepesi

Bu yazımızda sizler için Yuşa Tepesi‘nin tarihini inceledik. İstanbul’un tarihi güzellikleri içindeki Yuşa Tepesi Beykoz İlçesi’nde bulunan denize en yakın ve iki yüz metre yüksekliği ile muhteşem bir görüntüdür. Bu yazımızda Yuşa Tepesi tarihi, Yuşa Tepesi nerede, Yuşa Tepesi nasıl gidilir gibi sorularınıza cevaplar vermeyi umuyoruz.

Karantinahaneden biraz ilerleyince sahil yalçın kayalı, Servi Burnu üzerindeki yolla çıkılan bu tepe, Boğaz’ın sahile en yakın tepesidir. Servi Burnu’ndan (Sivri Burun) sonra Hünkar İskelesi Koyu gelir. Yuşa Tepesi‘nde Sultan III. Osman’ın sadrazamlarından Mehmed Sait Paşa’nın yaptırdığı bir mescit bulunur. Paşa halk arasında Yuşa Peygamber’e atfedilen çok uzun bir mezarın etrafına kargir bir duvar da inşaa ettirmiş, türbedar ve hademeler tayin etmişti. Şirket-i Hayriye-nin Boğaziçi adlı eserine göre; Hz. Yuşa’nın kabri Kudüs yakınındaki Nablus şehri köylerinden birinde ve bir rivayete göre de Halep civarındadır. Burada yatan zatın evliyadan veya Havariyundan bulunması, veya tepenin bir Finike Mabedi olması muhtemeldir.




Yuşa Tepesi altında Tokat Bahçesi vardır. Fatih Sultan Mehmed’in burada avlanırken Tokat Kalesi’nin fethedildiği haberini alması üzerine sevinerek verdiği emirle orada av hayvanlarının muhafazası için duvarları bir bahçeyle bir köşk ve havuzlar yapıldığı eski tarihlerde kayıtlıdır. Bu köşk Sultan I. Mahmud tarafından çok güzel bir tarzda yeniden yaptırılmış maalesef 1913’te yanmıştır. Bu köşkün yanında ” Ma-i Cari Bahçesi ” adlı bir mesire vardı ki, bu isim zamanla Macar Bahçesi’ne çevrilmiş, Yuşa Tepesi’nin sahile indiği buruna Macar Burnu, Yuşa Tabyası’nada Macar Tabyası ve Macar Kalesi denir olmuştur.

— Tabiatın en ufak dağlarından biri; öyle iken insan elinin diktiği en boylu ehramdan, Keops’tan elli atlmış metro daha yüksek. O taş mezar gibi bu da toprak mezar. Fakat bunun bağrında Firavun Mumyası değil, başında peygamber hayali var. Yaprakların yeşil dumanları arasında küçük minareli, sarı mescitli topluluğu, yüksek bir kürsünün üstüne konmuş bir buhardanı andırıyor. Edip Servetle ona doğru çıkıyoruz. Dalgalı yarlardan kekik ve merzenküş kokuları esiyor; dikliğin yorgunluğunu tatlılaştıran esinti…Tepe bir an göz önünden yok oluyor, zira artık ta eteğindeyiz. Fakat şimdi başka bir rüya başlıyor. Bir ucundan bir ucuna doğru çözüm çözüm büyüyen bir Boğaziçi rüyası.

Kıyılarında iken denizin mavisininden ayıran sıra dağlar artık ağır ağır basıklaşıyor. Kıyılarında iken toprağın başlangıcı gibi duran tepeler, yavaş yavaş toprağın devamı gibi bir hal alıyor. Ve karanın denizi darlattığı değil, suyun toprakları kestiği anlaşılıyor. Uğultusu da, kokusu da gitikçe artan rüzgar, sanki o, bu değişikliği yapıyor. Kıvrımlarını ard arda açarak denizi kumaş dalgalanmasıyla ta uzaklara kadar savuran da sanki o…

İstanbul’u bir ucundan, bütün varlığı ile, hülasa eden üç beliğ tepeden birine vardığımızda, anlatılmaz bir halet içindeyiz. Vücutlarımızda kesiklik, ruhlarımızda açıklık var! Yuşa, biraz önce başlayan rüyayı-gözlerimizi ellerimizle örttürecek kadar kamaştırıcı-bir mucize mertebesine çıkarıyor. İki yanına murassa yalılarla zümrüt korular kakılmış ulu bir mine gerdanlık görüyoruz. Yuşa ile Çamlıca arasına iliştirilmiş bu peri gerdanlığını, güneş seyrediyor. —  (Ruşen Eşref Ünaydın, Boğaziçi Yakından, İstanbul: Çituri, 1938,100-1005)

Kaynak: İstanbul’un İçinde Bir Boğaziçi- Nahit Gür/ Kapı Yayınları




[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir