Yedikule Zindanları’nın Tarihi

Yedikule Zindanları’nın Tarihi, Yedikule Zindanları

YediKule Zindanları: Fatih, surların denize ulaşan ucunda Yedikule adıyla anılan kaleyi inşa ettirmiş. Ortasında büyük bir avlusu, birçok kulesi, kapıları ve surları olan bu harebe, olayların akışı içinde şimdi Ermeni ayakkabı tamircisine mekan olmuş. Uluslararası kuralları kendine göre yorumlayan Sultanlar savaş açtıkları ülkelerin sefirlerini buraya hapsederlermiş.

Daha sonraları okul olarak kullanılmış ve bugün sadece bir harabe. Oraya son gittiğimde dış kapının civarında taşların arasından Kanlı Kuyu diye bilinen çukura bir göz atmak istedim. Sözünü ettiğim Ermeni ayakkabı tamircisi Islahatçı Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırırken pek çok Yeniçerinin kellesinin buraya atıldığını söylüyor.




Kuyu derin ve karanlık, içinde su da var. Herhalde şimdiye kadar kemik bile kalmamıştır. Kapıdan geçerken bir kemerin altında yatan bir taşa takıldım. Bir kadın mezar taşından bir parça. Kadına ait olduğu üzerindeki ayçiçeği motifinden belliydi. Çünkü o devirde erkeklerin mezar taşında sarık yahut fes bulunurdu.

Çiçeğin altındaki kitabenin bir kısmı hala okunabiliyordu. ” Her yerde var olan Allah ” yazısının altında ” Geldim dünya bahçesine, hiç iyilik görmedimyazılıydı. Devamıda vardı ama taş orada kırılmıştı. Bu taş parçasında dokunaklı ve acıklı bir şey vardı. Uzun zaman önce surların dışına gömülmüş olan bu mutsuz kadın her kimse, sanki geri gelmiş ve ”dünya bahçesi”nin kapısında yaşamda bulamadığı iyilikten bir parça arıyor gibiydi.

Etraf çok ıssız ve hüzünlü.

Tepedeki güneş bir zamanlar avlunun çiçekler açmış bahçesinin kurumuş bitkilerini ve tozlu patikalarını ışığa boğuyordu. Terkedilmiş tepecikte, harap camide, açık kapının dışındaki Kanlı Kuyu’nun ağzında ve oradaki kemerin gölgesinde iyilik arayıpta bulamayan Türk kadınının hayaleti üzerinde daha da şiddetle parıldıyordu.

Surlardan görülecek manzara katlanılacak zahmete değmese de, hisarın büyüklüğü hakkında fikir edinmek için kulelerden en az birine tırmanmak gerekir. Kulelerin içi çok geniş ve kasvetli. Bir kısım seyyar merdivenlerle çıkılabilen ve bir zamanlar askerlerin yattığı ahşap katlarla dolu. Kıvrılarak yükselen taş merdivenler öyle karanlık ki, Ermeni ayakkabı tamircisi yolu göstermek için bir lamba getiriyor.

Hem alt hem üst katlarda pencereli penceresiz birçok hapishane hücresi var. Buraya hapsedilen son Fransız elçisi Ruffin. Kendisi 1798’de Türkiye ile Fransa arasında savaş ilan edildiğinde hapse atılmış. Onun hücresi olduğu söylenen yaklaşık bir metre karelik oda, ancak uzun boylu birinin erişebileceği yükseklikteki demir parmaklıklı tek bir pencere ile aydınlanıyor.

Yabancı ülkelerin elçilerini hapsederek uluslararası kuralları fütursuzca hiçe saymanın azametli bir tavır olduğunu kabul etmek gerekir. Kulelerin kiremit kaplı çatılarında rüzgarların en az yarım yüzyıl boyunca savurup biriktirdiği toz toprakta çeşitli bitkiler gelişip büyümüş. Ayakkabı tamircisi idam edilen ve kafaları Temple Bar’da olduğu gibi surların kenarına asılan ekselansların hayaletlerinin geceleri bu asma bahçelerde dolaştığını söylüyor.

Kaynak: 1890’larda İstanbul – F. Marion – Crawford / Türkiye İş Bankası Yayınları




0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir