Tsitsernakaberd Ermeni Soykırım Anıtı Gezi ve İnceleme

Tsitsernakaberd Ermeni Soykırım Anıtı Gezi ve İnceleme

Tsitsernakaberd Ermeni Soykırım Anıtı Gezi ve İnceleme

Tsitsernakaberd Ermeni Soykırım Anıtı Gezi ve İnceleme : Anıta geliyoruz. Burası özenle kurulmuş bir yer. Adı Kırlangıç Yuvası anlamına gelen anıtın inşaasına, 1966 yılında malum olayların 50. yıldönümüne atfen başlanıyor. Bu tarih ayrıca diasporanın büyük güce ulaştığı, Türkiye üzerindeki baskıların başladığı ve ASALA’nın yavaş yavaş ortaya çıktığı zamanlara rastlıyor.

Tsitsernakaberd Ermeni Soykırım Anıtı içinde yer alan 12 büyük sütun Ermeniler’in Doğu Anadolu’dan göçtükleri 12 ili temsil etmekte.

Sütunlar arasındaki zeminde yer alan ateş de sönmeyecek şekilde tasarlanmış. Anıt altında adı soykırım olan müze yer alıyor. Burada bizi en başta ”1909 Adana Massacre” afişi karşılıyor. Sanki 1909’da 31 Mart gailesi ile baş etmeye çalışan Türk yönetimi Adana olaylarını da kendisi çıkarmış gibi bir hava oluşturulmuş. Arkadaşımız bizim Türk olduğumuzu belirtiyor görevliye.

Hafif ilgili bir bakışla bize tercüman gönderiliyor. Alımlı bir bayan, kendi düşüncesine göre, kendi milletine soykırım uygulayan bir milletin mensuplarına kendi milli davalarını anlatmaya başlıyor.

Abdülhamid posterlerinden, diktatör ve Pontus soykırımı sorumlusu olarak takdim edilen Mustafa Kemal resimlerine, Ermenilere her türlü rahat şartı sağlamak için sayısız eşkiya ve aşiret reyisinin canına kıymak zorunda kalan ve bu yüzden Araplar arasında hiç sevilmeyen Cemal Paşa’nın Ermeni çocuklarıyla olan fotoğraflarından, katil olarak anlatılan Talat Paşa’nın Almanca tasvirlerine kadar pek çok materyalin bulunduğu müzede tercüman bayan büyük bir şevkle milli davasını anlatmaya devam ediyor.



Eski topraklarımız diyor bayan ”Maraş, Malatya, Diyarbakır, Muş, Van…” Bu topraklarda Türkler her türlü katliamı meşru görmüş ve Ermeniler’i, sebebini bilmedikleri bir meseleden dolayı yok etmek için seferber olmuşlardır. Ve başarmışlar da.

Fransız ve Alman ressamların, yazarların ortaya çıkardıkları eserlerle müze bir insanlık dramını yansıtmakta. Ayrıca Türkiye’den Almanya’ya kaçan bir Türk yazarın kitabı da ”İyi bir Türk’ün itirafı” olarak halen satılmakta. Arşivdeki bir filmin tanıtım yazısında yer alan 4 milyon ruha kıymak sözü, yapılan abartılı propagandaların bu halkı ne derece etkilediğini anlamamıza yarıyor. Orta da, Ermenistan’ın dahi müdahil olmadığı muazzam bir propaganda dönmekte.

Hatta müzeye kurulan televizyonlarda sürekli dönen bir film de işin abartısını epey kaçırmış. Bir Osmanlı askeri elinde ekmekle yerde sürünmekte olan Ermeniler’e yaklaşıyor ve köpeklere atar gibi ekmek dilimlerini bu insanlara fırlatıyor. Burada yer alan kaynaklardan da anlaşılacağı gibi, Batı ülkeleri ve Rusya eliyle yürütülen bu propagandalar, Kafkasya’da kontrol edilmesi mümkün bir güç
bulundurmak amacıyla istendiği vakit kullanılmak üzere oluşturulmuş.

Yabancı yönlendirmeli bir muhabbet diyorum buna, çünkü ne bir Türk ne de bir Ermeni baş başa verip de kendi meselelerini tartışma zemini oluşturamamış. Bu da dışarından yönlendirmeli işlerin etkisini arttırmakta. Asıl sorun kendi meselemizin bizler tarafından tartışılamaması.

Tercümana: ”Peki bu işte İngiltere’nin, Fransa’nın ve Rusya’nın sorumluluğu yok mu?” diyoruz.

Onlar Osmanlının karşısındaki kuvvetlerdi. Savaşın doğası gereği düşman taraf onlardı. Sorumluluk Türklerindir” diyor bayan. ”Peki Almanya?” diyoruz. Çünkü bu müzedeki kaynakların çoğu Almanca. ”Evet onlarda sorumlu nispeten. Zaten Yahudiler’e yapılan soykırımın ilhamını Türklerden almamışlar mıydı?” diyor.

Almanya’nın durumuda ayrı bir tartışma konusudur. Alman büyükelçi iki ay sonra katıldığım bir programda Türklerin soykırım anıtını ziyaret etme nezaketinde bulunmadıklarından yakınıyor. Sorularımı kesmeyi tercih etti. Bu baş edilemez bayanın savunmasına hayran kalmamak el de değil. Zaten önümüzdeki yıllarda kendisiyle ilgili pek çok şikayeti müzeyi gezen insanlardan bizzat dinleyecektim.

Müzeden ayrılarak üstteki anıtı görmeye gidiyoruz. Burası 12 büyük sütundan ve hiç sönmeyen bir ateşten yapılmış bir mekan. Arka planda çalan hüzünlü gözyaşı müzikleriyle ortam olduğunca hüzünlü bir mahiyete bürünmüş. Anıtta gözyaşı döken bir adamın alandan ayrılmasıyla bizde anıtın çevresini gezmek için ordan ayrılıyoruz. İleriki parkta dünyanın farklı ülkelerinin liderlerinin diktiği ağaçlardan oluşan ağaç parkı yer almakta. Hatta Türkler aleyhine tuttuğu raporlarla milli hafızamızda yer eden Amerikalı Elçi Henry Morgenthau’nun çocuklarıda buraya ağaç dikmişler.




Burada ufak bir sohbetten sonra Erebuni’ye giderek yemek yiyecek bir yer aradık ve çardaklı bir lokantada yemeye karar verdik. Çünkü anıt, atmosferi itibari ile, insanı sessizliğe bürüyor. Lokantada arkadaşımız buradaki görevli bayana Türk olduğumuzu söyledi. Kadın çok şaşkın bir ifadeyle şimdiye kadar hiç Türk
müşterisinin olmadığını belirtti. Ancak burada da Türk olmak sadece geçiştirilen bir şaşkınlığa sebep oluyor. O kadar…

Kaynak: Ama Hangi Türkler ve Ermeniler-Mehmet Fatih Öztarsu / ötekiadam yayınları kitabından alınmıştır.

Bu yazılarımızada bakabilirsiniz Ermeni Milletinin Tarihi ve Etnik Kökeni , Ermeni Halkının Hristiyanlığı Kabulü ve Dini Değişimi

[Toplam: 1   Ortalama: 5/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir