Yazar Sezer Duru’nun Gözünden Yazarlar Şehri Dublin’de Yaşam

Okuduğumuz kitaplar, sevdiğimiz yazarlar bizlere yaşadıkları kentleri, yöreleri sevdirirler. Prag, Kafka ile özdeşlemiştir artık. Dublin deyince de bugün akla gelen ilk yazar James Joyce oluyor. İrlanda gerçekten de bir yazarlar ülkesi.

Yazar Sezer Duru’nun Gözünden Yazarlar Şehri Dublin ‘de Yaşam : Çoğunlukla İngiliz oldukları sanılan dünyaca ünlü bir çok yazar aslında İrlandalı. Örneğin Oscar Wilde, George Bernard Shaw, William Butler Yeats, Samuel Beckett. İrlandalı olarak bilinen belki de bir tek Brendan Behan. Ülkesini terk etmediği, diğer birçok yazar İrlandalı gibi Londra, Paris ya da Zürih’te yaşamadığı için belki de. Burada biz de henüz hiç tanınmayan Flann O’Brien’i de anmamız gerekir. Bu kadar yazarın Dublin ‘li oluşu şimdiye kadar çözümlenemeyen bir fenomen, kimilerine göre Dublin’in havasından, kimilerine göreyse
içkisinden. En çok içilen içki Guiness birası, koyu renk acımtrak bir bira, sonra İrlanda viskisi, İrlanda Kremi, İrlanda Kahvesi ki bu kahve bile viskili. Dublin Georgian mimarisi, renkli kapıları, hiç bozulmamış yapısı olağanüstü güzel eski pub’ları, her sokakta bulunan sevimli heykelleri, her yere yürünebilen bir kent olma özelliği ile insanı hemen büyüleyen bir yer.



Çevresi yemyeşil, bildiğimiz Yuka bitkisi orada palmiye boyunda uzanmış.

İklim ılıman, kar yağmıyor, ama yağmur hergün var. İrlandalılar Kafksya kökenli Keltler, Anadoludan geçip oralara gitmişler. Bir akrabalık hemen dikkati çekiyor. Bir kere herkes her yer de tıpkı Türkiye’deki gibi fosur fosur sigara içiyor, boyları uzun değil, öfkeli ve anarşistler, İngilizlerden nefret ediyorlar, sohbet etmeyi seviyorlar ve cana yakınlar. Ayrıca çok meraklılar. Sokakta, elinizde mektup olduğunu gören biri hemen size yaklaşıp prtahaneyi tarif ediyor ve İngilizlere karşı ayaklanmanın bu postanede başladığını da eklemeyi unutmuyor. Bir pub’da, bir lokantada, yandaki masada oturan biri sizinle hemen sohbet etmeye başlıyor. İngiliz de olmadığınıza göre sizinle hemen ilgileniyor. Batılı ama batılılar gibi olmayan insanlar. Kendi dilleri var, her şey her yerde bir de Keltçe olarak yazılı. Batı sahillerinde yemyeşil köylerde yaşayan köylüler İngilizce bile bilmezlermiş. İngilizlerin pek hayrını görmemiş olsalar da, İngilizce yazmaları onlara çok şey kazandırmış. Edebiyatları dünyaca tanınmış böylece.

1991 yılında Avrupa Kültür Kenti ilan edilen kentte o yıl bir de İrlanda Yazarlar Müzesi açılmış.

Parnell Sguare 18 numarada, 18. yüzyıldan kalma iki Georgian ev birleştirilmiş, başlangıcından bugüne İrlanda Edebiyatını anlatan kitaplar, belgeler, orjinal el yazıları, yazarların fotoğrafları sergileniyor. Dolaşırken yazarların seslerini teyp bandından dinliyorsunuz. Üst katta nefis bir toplantı salonu, arka bölümde kitap, poster, yazınla ilgili her türlü malzeme, hatta yazar resimli tişörtlerin bile satıldığı bir bölüm, öğlenleri ucuz ve nefis yemeklerin satıldığı bir kafeterya var. Bin yıllık edebiyat tarihine sahip ülkemizin on milyonluk İstanbul kentin de henüz bir Edebiyat Müzemizin olmayışına üzülerek çıkıyoruz müzeden. James Joyce’u isteselerdi bir tüketim metası durumuna getirebilirlerdi Dublinliler ama asla öyle bir şey olmamış.

Evet sokakta heykeli var, ama bütün bunlar ona duyulan saygıyla eş değerde yerler olarak düzenlenmiş. Öyle önünüze gelen her yerde kartpostalına ya da resmi basılı bir tişörte rastlayamıyorsunuz. James Joyce kulesi denen kule, sayıları on iki olan deniz kenarı kulelerinden biri. İngilizler tarafından Napoleon’un saldırılarına karşı yapılmış. 1904 yılında ordunun elinden çıkmış olan bu kuleyi o zamanlar yazar olarak da tanınmaya başlayan tıp öğrencisi Oliver St. John Gogarty kiralamış. Gogarty, bir gün Joyce’u kuleye davet etmiş. 22 yaşında olan Joyce o sıralarda The Holy Of fice (Kutsal Makam) adlı şiirini yazmaktaymış. Bu şiirde, o sıralarda Dublin ‘de yaşayan tüm edebiyatçılara saldırı varmış. Gogarty ile de snop olduğu için alay ediliyormuş.

Joyce 9 Eylül günü kuleye geldiğinde oldukça soğuk karşılanmış, çünkü Gogarty onun kendisi hakkında daha beter şeyler yazmasından ürkmekteymiş.

Dublin 'de Yaşam

Yazar Sezer Duru’nun Gözünden Yazarlar Şehri Dublin’de Yaşam

Birkaç gün sonra Samuel Chenevix Trench de kuleye gelmiş. Trench bir gece sınırı içinde uyanmış ve siyah bir panterin üzerine saldırdığını sanmış, silaha sarılıp şömineye doğru ateş etmiş. Gogarty ise silahı kapıp ”Onu bana bırak” diye haykırarak Joyce’un yattığı yatağın üst tarafındaki rafta bulunan tencerelere ateş etmiş, tencereler Joyce’un kafasına düşmüş. Joyce onların planını anlayıp kuleyi hemen terk etmiş. Bir ay sonrada Nora Barnacle birlikte Avrupa’ya geçmiş ve böylece kendi seçimi olan sürgün yaşamı başlamış. Ulysses’in ilk bölümü bu kule de başlar. İri ve hantal Mulligan merdivenleri çıkar. Dışarıda açık hava da traş olmaktadır. Stephan Dedalus yanına gelir. Mulligan, annesinin ölümüne bu kadar uzun süre yas tuttuğu için onunla alay eder.
Birinci bölüm yuvarlak odanın anlatımı ile sürer. Orada Buck Mulligan ( yani Gogarty ) Stephan Dedalus (yani Joyce) ve İngiliz Haines (yani Trench kahvaltı etmektedir.

Bütün bu anlatım ve Gogarty’nin anıları ile yuvarlak oda aslına uygun olarak düzenlenmiş, şöminenin önüne bir de porselen siyah panter konmuş.

Müzede Joyce’un bütün eserlerinin ilk baskıları, Ulysses’in orjinali, Finnegas Wake’in orjinal elyazmasının bir sayfası, Joyce’un ölüm maskı, daha sonra Beckett’e verdiği ünlü yeleği ve papyon kravatı, gitarı, bastonu sergilenmekte. Müzenin açılmasına İrlanda kökenli ünlü Amerikan yönetmen John Houston ön ayak olmuş. Müze 1962’de yazarın yayıncısı Sylvia Beach (Shakespeare & Co. ) tarafından açılmış. Joyce, Ulysses’de Dublin ‘i öylesine ayrıntılı bir biçimde anlatmıştır ki, kendi deyişi ile Dublin ‘e birgün bir şey olursa bu romana bakılarak kent yeniden kurulabilir.

Bilindiği gibi roman birtek günde 16 haziran 1904’te geçer. O gün Blommsday olarak anılır. Her yıl 16 Haziran’da dünyanın her yerinden Joyce hayranları Dublin ‘e gelir ve kentte aynen romanda anılan yerde yürürler, aynı
pub’larda yemek yiyip içki içerler. Bu pub’ların en ünlüleri Gailey, Mulligan’s ve The Palace Bar’dır. İrlanda, müziği ve tiyatrosu ile de ünlüdür. Ayrıca dünyanın sinemasına da çok değerli yönetmen ve oyuncular yetiştirmiştir. Her ne kadar büyük çoğunluğu Amerika, İngiltere ve başka ülkelerde yaşasalarda İrlandalı olduklarını hiçbir zaman unutmazlar. Kafkas asıllı olup Viking kanı taşıyan bu milletin espri anlayışıda oldukça ünlü. Yazımı, ünlü İrlandalı yazar Oscar Wilde’ın Amerika gümrüğünden geçerken gümrükçülere söylediği sözle bitirmek istiyorum. ” Deham dışında bildirimde bulunabileceğim başka bir şeyim yok.”

Kaynak: Beyaz Gecelere Doğru-Sezer Duru / Everest Yayınları kitabından kısaltılmıştır




0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir