Barselona Şehri ve İspanyol Dili ve Edebiyat Başkenti

Barselona Şehri ve İspanyol Dili ve Edebiyat Başkenti

Ulusal edebiyat kaynaklarının birikmesinde ana aşamalardan biri, bir edebiyat başkentinin inşaasından geçer. Sembolik bir merkez bankasıdır bu, edebi kredinin toplandığı yerdir. Katalonya’nın hem edebi hem ulusal başkenti olan Barcelon, (Barselona) tıpkı Paris ya da Londra gibi, edebiyat başkentlerinin temeli sayılan şu iki özelliği kendinde birleştirmişti.

Siyasi anlamda liberal olarak tanınma ve büyük bir edebi sermaye hacmi. Barcelona’nın entelektüel, sanatsal edebi zenginliklerinin oluşumu 19. yüzyıla, şehrin büyük bir sanayi merkezi olduğu döneme dayanır. İspanya’ya modernizmi kabul ettirmek için gerekli desteği Katalonya’da bulan Roben Dario, 1901’de Avrupa’dan gönderdiği yazılarında şöyle diyordu: ” Son yıllarda tam da modern ya da yeni düşünce denilen şeyi oluşturarak dünyada ifade bulan evrim burada (Katalonya’da) başlamış ve yarımadanın başka hiçbir yerinde olmadığı kadar yükselmiştir. (…)



(Katalanlar için) sanayici, katalancı, bencil diyebilirler, gerçek şu ki onlar, Katalan olarak kaldıklarından evrenseldir. Barselona şehri yüzyılın başında Els Quatre Gats grubuyla, mimar Gaudi’yle, Adriano Gual’in tiyatrosuyla, yeni kurulan Films Barcelona’yla, Eugenio D’Ors’un düşüncesiyle tanışarak bir kültür başkentine dönüştü.

Siyasi açıdan Barcelona, aynı zamanda iç savaş sırasında büyük bir cumhuriyetçi kale, diktatörlüğe karşı bir direniş yeri haline geldi. Franco rejiminin baskısı özellikle Katalonya’da hissediliyordu. 1960’lı, 70’li yıllarda, diktatörlüğe rağmen, nispeten özerk bir entelektüel hayat gene burada kuruldu. Çok sayıda yayınevi Barcelona’ya yerleşti.

Barselona Şehri

Barselona Şehri ve İspanyol Dili ve Edebiyat Başkenti

Katalan olan ya da olmayan yazarlar, mimarlar, ressamlar ve şairlerin gelmesiyle şehir ulusal çapta hem entelektüel hem de siyasi bir rol üstlenmiş oldu. Frankocu iktidarın hoş gördüğü demokratik ya da liberal bir iç toprak haline geldi. Manuel Vazguez Montalban’ın ifadesiyle, 1970’li yıllarda Barcelona, İspanya’nın siyasi durumu nedeniyle belli bir noktaya kadar demokratik yaratıcılığı simgeliyordu. Burada Madrid’e göre daha özgür bir atmosfer vardı. Ayrıca şimdi olduğu gibi o zaman da, bütün İspanya’nın ve Latin Amerika’nın en önemli yayıncılık merkeziydi.




Barcelona böylece İspanyolca konuşulan dünyanın edebiyat başkenti oldu. Latin Amerikalı yazarlarda Barselona’dan destek alarak kültürel bağlarını onaylayabildiler ve siyasi müdahale olmaksızın Avrupalı okurlara ulaşabildiler. İspanya’nın en ünlü telif hakları temsilcisi Carmen Balcells kariyerine Barselona ‘da, bütün dünyaya Gabriel Garcia Marguez’in telif haklarını satarak başladı. Ardından Latin Amerikalı yazarların romanları 1960’lı, 70’li yıllarda onun ve Carlos Barral gibi Katalan Yayıncıların aracılığı ile İspanya’da yayımlandı.

Bugün yazarlar Barselona’yı edebiyatla bütünleştirerek, edebileştirerek, kurgusal karekterini vurgulayarak bu şehre edebi bir itibar, sanatsal bir varlık kazandırmaya çalışıyorlar. Başta Manuesl Vazguez Montalban, ardından Eduardo Mendoza ve gerek Kastilya gerekse Katalan bir dolu genç yazar (Quim Monzo gibi) Barselona şehri romanların başkahramanlarından biri haline getirip tasvirlerine, mekan ve mahallelerinden bahsederek adeta bilinçli olarak Barselona temeli üzerinde yeni bir edebiyat mitolojisi inşa ediyorlar.

Kaynak: Dünya Edebiyat Cumhuriyeri-Pascale Casanova / Varlık yayınları kitabından alınmıştır

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir