Avrupalı Yazarın Gözünden Eski Üsküdar

Avrupalı Yazarın Gözünden Eski Üsküdar

Avrupalı Yazarın Gözünden Eski Üsküdar

Avrupalı Yazarın Gözünden Eski Üsküdar : Ünlü Avrupalı yazar Francis Marion-Crawford ve ressam arkadaşının 1890’larda İstanbul gezisi ve İstanbul’la ilgili gördüklerini yazdığı kitabından sizler için Üsküdar’ın kısa açıklamasını alıntıladık

Boğaz’ın karşı yakasındaki Üsküdar’a gelince, burası çok farklı bir şehirdir. Türk bir Asya’lıdır ve iki kıtanın kavşak noktasında, bu iki kıta kesin bir biçimde bir diğerinden ayrılır. Asya tarafında nispeten daha az Hristiyan vardır ve sessiz sokaklara sıralanmış evlerin kafesli pencereleri, sakinlerinin Müslümanlar
olduğunu gösterir.




Refah içinde olmasa da Üsküdar’ın huzur veren bir havası var. Bu hava İstanbul’un kalabalık çarşılarından ve Galata’nın insanı boğan sefil mahallelerinden sonra çok dinlendirici. Sokaklarında pek az insana rastlanır, arabalar eski ve döküntüdür. Üsküdar’da çok olmasa bile özellikle taşra da, her biri bir aileyi bir eşyayla taşıyacak büyüklükte, kabaca yapılmış tekerlekler üzerine oturan, alçak ve uzun ilkel manda arabaları çoğunlukladır.

Böyle aile gruplarına sık rastlanır. İstanbul’dakilerden daha sıkı örtünmüş kadınlar ve çocuklar yan yana bir arada, aile reisi ise genelde arabanın arka ucunda bağdaş kurmuş kendi başına oturur. Yüzünde aynı durumdaki Avrupalı bir babanınkine benzeyen, ancak vakur Doğulu çehresine pek yakışmayan, endişe, yorgunluk ve mahcubiyet karışımı bir ifade vardır.

Öte yandan kadınlar yolculuktaki görüntülerle ve olaylarla yakından ilgilidirler ve yanlarından hızla geçen hafif arabanıza imrenerek bakarlar. Muhteşem bir manzara uğruna sarp bir tepeye tırmanmayı göze almadığınız taktirde Üsküdar’da görülecek fazla bir şey yoktur. Kadıköy, yani antik Halkidon, çok daha ilginç ve konumu daha güzel.

Üstelik Konstantiniye’nin veya civarın tek Türk tiyatrosu ile bir cazip yer. Tiyatro salonu yerleşimin eteklerindeki geniş bir çayırlığın ucunda kalaslardan yapılmış derme çatma bir yapı, dekor üstünkörü, müzik berbat ve seyircilerin tümü erkek. Ancak müessesenin sahibi ve menajeri, özbeöz Türk, birinci sınıf bir komedyen. Destek görse dünyanın herhangi bir sahnesi için iftihar vesilesi olacak biri. Haftada
sadeceiki-üç gösteri yapılıyor oda gündüzleri perde ancak seyirci hazır olunca açılıyor.

Binanın çıra gibi yanabilir olmasına rağmen herkes sürekli sigara içiyor ve Türklerin bir araya toplandığı her yerde olduğu gibi dondurmacıya ve kahveciye talep çok. Sahnedeki olaylar efsanevi şark memleketinde geçiyor ve oyunun bütün başarısı tiyatronun hem oyuncu-yönetmeni hem sahibi olan kişinin yeteneğinde gizli. Dile yabancı birisi için dahi oyunculuğu seyredilmeye değer.




0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir