1890’da İstanbul’u anlatan Yazarın Sirkeci’den Babıali’ye gezi notları

1890’larda İstanbul, yayımlandığı dönemde ilgi görmüş, ancak sonradan yazarının ve çizerinin diğer eserlerinin arasında gözden kaybolmuş sıra dışı bir eserdir. Francis Marion-Crawford’un metni ve Edwin Lord Weeks’in çizimleri ABD’de dönemin popüler dergilerinden Scribner’s Magazin’de yayımlanmış, bundan kısa bir süre
sonra da kitaplaştırılmıştır.




Büyük Postane’den Nuruosmaniye’ye doğru giden cadde, Galata Köprüsü ile Çarşı arasındaki en işlek ana yolu oluşturduğu için Kostantiniye’nin en karakteristik sokaklarından biridir. Burası her millete ait çeşitli dükkanların ve ticarethanelerin iç içe ve üst üste olduğu, belli bir tarzdan yoksun ve kozmopolit bir sokak. Becerilerinin güvenilir olduğu dev tabelalarla ifade edilen Rum ve Ermeni dişçilerin tercih ettiği bir semt.

Orada ayrıca, tam Postanenin çevresinde, arzuhalciler bütün gün sfenksler kadar ciddi ve sakin, okuması yazması olmayanlara kalem becerilerini kiralamaya hazır olarak gölgede bekler. Müşterileri çoğunlukla Türk kadınlarıdır. Kendilerinin yazamadıklarını alçak ve mahrem bir tonda dikte ederlerken genelde peçelerini başka zamanlara kıyasla daha sıkı kapatırlar. Çoğu Doğu ülkesinde uygulanan bu sisteme İtalya ve Yunanistan da hiç yabancı değildir. Ama arzuhalcilerin masasına eğilmiş, onun hızla hareket eden kamış kalemini heyecanla izleyen o yüzleri kısmen de olsa görmek için çevrede biraz oyalanmaya değer. Türkçe kamış kalemle yazılıyor ve mürekkep hokkası da küçük bir sünger.

İstanbul’un en güzel camilerinden biri olan ve günün her saatinde ibadete gelen müminlerin ziyaret ettiği Yeni Cami buraya yakındır. Bu kalabalık caddenin göz kamaştıran aydınlığını ve telaşını arkanızda bırakan, ayaklarınıza kapıdaki geniş terliklerden geçirin ve namaz saatinde bu güzel camiye girin. Tezat çok ani, ciddi ve muhteşemdir. Doğu’ya özgü hayat tarzının o derin gizemini bir anda çözersiniz.

Serin gölgelerde her yaşta Müslüman mihrabın-camilerde Mekke’nin tam yönünü gösteren yer-veya duvarın iki yanındaki kutsal ayetlerin önünde secde etmektedir. Tavırlarında, hareketlerinde ve dua eden seslerindeki vurgularda derin bir inanç ve teslimiyet vardırdı. İslamiyet Uzakdoğu’nun hurafelerle yüklü inançlarına kıyasla üstün bir din ve sıradan bir Hristiyan’ın inancının fevkinde sadelik ve içtenliğe sahip. Müslümanlar arasında bir süre kalınca dini konularda son derece içten olduklarına inanmamak imkansız. Zaman zaman müphem bir ihtimal olarak ima edildiği gibi Peygamberin sancağı açılırsa, Avrupa felsefesinde hayal bile edilemeyen sonuçlar doğabilir.

Kaynak: (1890’larda İstanbul-Francis Marion-Crawford, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir