Rosenberg ve Abelson’un Bilişsel Dengeleme Kuramı

Rosenberg ve Abelson’un Bilişsel Dengeleme Kuramı

Rosenberg ve Abelson (1960), Heider’in (1946, 1958) denge kuramını biraz daha geliştirerek uygulamışlardır. Bu kuramda ilişkilere ek olarak birbirleriyle ilişki halinde olan üç öğe olumlu ya da olumsuz olarak da nitelendirilmektedir. Bu durumda, Heider’inkinde olduğu gibi k (kişi), d (diğer) ve o (obje) ilişkisini üçlü olarak gösterme gereği ortadan kalkmıştır. Ayrıca, öğeler, olumlu (+) olumsuz (-) ve nötr (ilgisiz = o) bağlarla bağlı olabilirler.




Burada Heider’inki gibi sevme-sevmeme ve ait olma-olmama şeklinde iki türlü ilişki değil, sadece bunları kapsayan birleştirici (+) ve ayırıcı (-) tutum ilişkisi üzerinde durulmuştur. Olumlu ve olumsuz ilişkilerin yanında nötr ilişkiye de yer verilmesi önemlidir. Yukarıda Heider’in denge kuramında verdiğimiz Ahmet
(k), sevdiği arkadaşı Mehmet (d) ve onun yalan söylemesi (o) örneğini bilişsel dengeleme kuramı çerçevesinde Ahmet’in görüş açısı bakımından şöyle gösterebiliriz:

Aslında bu şemadan anlaşılan gene Ahmet’in yani (k) nin Mehmet için olumlu; yalan söylemek için ise olumsuz tutumu olduğudur. Ancak iki öğeye + ve – işaret koyarak kişinin onlar hakkındaki tutumunu belirtebildiğimiz için, kişi öğesine de ayrıca gösterip hepsini oklarla birleştirmeye gerek yoktur. Rosenberg ve Abelson’un bilişsel dengeleme modeline göre, eş işaretli öğeler olumlu ya da nötr bağlarla bağlı oldukları zaman [ (+) + (+) (-) + (-) ; (+) o (+) ; (-) o  (-) ] ve ters işaretli öğeler olumsuz ya da nötr bağlarla bağlı oldukları zaman [ (+) – (-) ; (+) o (-) ] denge söz konusudur.

Bunların dışındaki durumlar ise dengesizdir. Dikkat edilecek olursa, nötr bağlar ya da (o) ilişkiler hep dengeli durum meydana getirmektedir. Çünkü aslında (o) bağlı, iki öğe arasında + veya – hiçbir bağ olmadığını gösterir. Bir bağ olmayınca, bu olmayan bağı dengesizliği de elbette söz konusu değildir.

Ahmet’in sevdiği arkadaşı Mehmet’in yalan söylemesi ile ilgili dengesiz durumu tekrar dengeli hale getirebilmek için Heider’in ne önerdiğini hatırlayalım. Heider bu durumda ya Mehmet’e karşı beslenen olumlu tutumun olumsuz hale gelmesini ya da yalana karşı duyulan olumsuz tutumun olumlu hale gelmesini denge sağlamak için önermişti. Yani Heider içi tutumlar arasında dengesizlik söz konusu olduğu zaman, tutum değişimi dengesizlikten kurtulup dengeyi sağlamak için esas çıkar yoludur.

Rosenberg be Abelson ise tutum değişimini denge sağlamak için yeterli bulmakla beraber, dengeyi sağlamak için tutum değişiminden başka yolları da etraflıca incelemiştir. Örneğin, örnek durumda, Ahmet, Mehmet’in gerçekten yalan söylediğine inanmayabilir ya da bu olayı düşünmemeye çalışır, aklına getirmez
ya da reddeder. Bu davranışlarla, Ahmet, Mehmet’le yalan arasındaki olumlu ilişkiyi nötr (0) ilişki haline getirir, böylece de kendi zihninde tekrar bir denge durumu sağlanmış olur.

Demek ki, herhangi bir öğenin + veya – değerini değiştirmeden, yani o öğeye karşı tutum değişimi oluşturmadan denge sağlamak bu kuram çerçevesinde mümkündür. Bilişsel dengeleme kuramında dengeyi sağlamak için bir başka çözüm yolu daha vardır. Bu çözüm, bir öğeyi ayrışmaktır. Şöyle ki, Ahmet, yalan öğesini kendi içinde ayrıştırarak gerekli (iyi) yalan, gereksiz (kötü) yalan olarak tekrardan tanımlayabilir. Bu durumda, tek yalan öğesi iki ayrı öğe haline gelir.




Mehmet (+), bu öğelerden iyisine bağlanırsa, yani Ahmet, Mehmet’in gereken bir yalanı söylediğine inanırsa denge gene sağlanmış olur. Ayrışma çözümünü bir başka örnekle de ele alalım: Ali bir kız arkadaş edinmek istemekte, aynı zamanda da okulda iyi notlar almayı arzu etmektedir. Ancak Ali, kız arkadaş
edinirse zamanını ona vereceğinden, bunun iyi not almasına engel olacağını düşünmektedir. Böylece dengesiz bir durum ortaya çıkmaktadır.

Ali öğelerden birini ayrışmaya tabi tutarak dengesizlikten kurtulabilir. Örneğin Ali, şimdiye kadar iyi not deyince 9-10 gibi notları düşünürken şimdi bunu “lüzumsuz”, 6-7 yi ise “yeterli derecede iyi” olarak yeniden tanımlayabilir. Böylece kız arkadaşı olması 9-10 almasına engel olacak fakat 6-7 almasına engel
olmayacaktır, bu notlar da “iyidir” yani:

Dengeyi sağlamak için bilişsel dengeleme kuramında öne sürülen bir diğer çözüm yolu da, öğelerden birini güçlendirmektir (Abelson, 1959). Örneğin sigara içen, sigaradan hoşlanan Ayşe, aynı amanda sigaranın akciğer kanserine yol açtığını da bilmektedir. Bu dengesiz durumu tam olarak dengeli bir hale
getirmese de dengesizliğin önemini azaltmak, “güçlendirme” işlemiyle mümkün olabilir.

Şöyle ki, Ayşe sigara içmenin diğer bazı olumlu öğelerle olumlu ilişkilerini düşünerek sigara içme öğesinin olumluluğunu güçlendirebilir. Böylece, göreli olarak dengesiz durumun önemini azaltır. Örneğin Ayşe, sigara içmenin sinirlerini dindirdiğine, çalışırken daha iyi düşünmesini sağladığına ve arkadaş çevresine uymak için gerekli olduğuna inanabilir, böylece sigara içme öğesi için yeni olumlu ilişkiler kurabilir.

Böylece dengesiz durum Ayşe için eski önemini kaybedecektir. Bu örneklerden de görüldüğü gibi, Roseberg ve Abelson’un bilişsel dengeleme kuramı, Heider’in denge kuramından daha esnektir. Çünkü dengesizlikten kurtulabilmek için herhangi bir öğeye karşı a) sahip olunan tutumu tamamen değiştirmek
(+ dan – ye; yada – den + ya), b) dengesiz ilişkiyi reddetmek (+ dan 0 a; yada – 0 a); c) ayrışmaya tepkisi ya da d) güçlendirme tepkisi olanaklarını ayrıntılarıyla ortaya koymuştur. Bu esneklik, olumlu bir gelişmedir.

Bu çeşitli çözüm yolların hangisinin kişi tarafından seçileceği konusunda, hangi yol daha kolaylıkla dengeyi sağlayabilecekse, o yol izlenir denilmektedir. Yani, çeşitli tutarsız ilişkilerle dengesiz bir durum ortaya çıktığı zaman, ilişkilerden ya da öğelerin işaretlerinden mümkün olduğu kadar azını değiştirip
denge temin edilmesi söz konusudur. Bu öneri, bazı araştırma sonuçlarıyla da desteklenmiştir.

Örneğin bir araştırmada (Rosenberg ve Abelson, 1960, s. 128-130) deneklere çeşitli dengesiz ilişkiler içeren durumlar anlatılmış ve bunları çözmeleri istenmiştir. Deneklerin en az değişiklikleri içeren çözümleri benimsedikleri gözlenmiştir. Bu bulgu bize, Rosenberg ve Abelson’un bilişsel dengeleme kuramının, davranış ön tahminini Heider’in denge kuramına göre daha başarıyla yaptığını göstermektedir.

Ayrıca Rosenberg ve Abelson’un bilişsel dengeleme kuramı, Heider’in k-d-o üçlüsünün dışında daha çok sayıdaki ilişkileri de içerebilmektedir. Bu da denge kuramının uygulamasının genişlemesi bakımından olumlu bir gelişmedir. Denge kavramını kullanan diğer bazı kuramlar da geliştirilmiştir, örneğin Osgood ve Tannenbaum’un (1955) “uygunluk kuramı” (Tannenbaum, 1967) ya da Newcomb’un (1961) ” objektif denge kuramı”. Ancak bunların hiçbiri bundan sonra inceleyeceğimiz Festinger’in “bilişsel çelişki kuramı” kadar etkili olmamıştır.

Kaynak: Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı / Yeni İnsan ve İnsanlar – Evrim Yayınları Kitabından alınmıştır

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir