Sait Faik Abasıyanık – Yalnızlığın Yarattığı İnsan

Pardösüsünün kürklü yakasını kaldırınca üşüdü mü diye baktım. Aslında soluk esmer yüzü balmumu gibi sararmıştı.

— Üşüdün, dedim.

 

Kaşını kaldırdı. Yanağındaki çıban yerinde kan yoktu. Durdum. Yüzünü avuçlarıma alıp ovaladım.

— Neden böyle oldun, dedim.

Güldü. Karanlığa doğru tükürdü. Başını iki tarafa şiddetle salladı.

— Olurum bazı bazı böyle, dedi.

— Bir yere girelim, dedim.

— Girelim, dedi. Girelim ama içmeyelim artık.

— İçelim, dedim.

— Öleceksin be, dedi.

— Öleceğim, dedim.

Elimizdeki bardaklara baktık. Yüzü ne durgun, sessiz, esmerdi. Yine soluktu ama canlıydı.

— Senin suratın bitkin, dedi.

— Bitkin, dedim.

Fıstık yedi. Bira içti. Fıstık yedim, bira içtim. Kulağımda bir şeyler öttü. Bayılacak gibi oldum. Dikkatle bana bakıyordu.

— Çok ihtiyarladın sen, dedi.

— İhtiyarladım, dedim.

Saçlarıma baktı. Gözlerime baktı. Güldü.

— Boş ver, dedim. Yahu, bakma!

Isınmış olacak, yakası kürklü pardösüsünü çıkardı.

Pardösüsünün yakası kürklü, pardösüsünün yakası kürklü dedim içimden. İçimden biri: “E ne olacak yani?” dedi. Ne olacak, ben de yaptıracağım bir tane böyle.

— Seni bir daha göremeyecek miyim? dedim.

Kızdı.

— O benim bileceğim şey, dedi.

İki gün sonra yirmi kişiye: “O benim bileceğim şey” ne manaya gelir diye sordum. Hiçbiri doğru dürüst bir mana veremedi.

Daha iki gün geçmemişti. Biz hâlâ birahanede idik.. Etrafımı görmüyordum. Onu da görmüyordum. Havayı görür müyüz? Dalmıştım.

— Hadi kalk, gidelim, dedi.

— Nereye? dedim.

— Maça, dedi.

— Maça mı? dedim. Bu vakit maç olur mu?

— Avrupa’da gece maçları olur ya, dedi.

— Burda olmuyor ki, demedim. Kalktık. Yokuşu indik. Bir yerde durduk. O soyundu. Aşağıda bir merdiven başında yarı aydınlıkta oynayan futbolculara karıştı. Sesler duydum. Düdükler duydum. Küfürler duydum. Etrafıma baktım. Binlerce insan vardı.

Bir aralık yanıma geldi.

— Sen oynuyor musun? dedim.

— Kör müsün? dedi.

— E ben ne yapıyorum?

— Sen de oynuyorsun, dedi.

— Ben de mi oynuyorum. Ben ne oynuyorum? Güldü. Dişlerini gördüm. Bir tanesi kenarından kırıktı.

— Sen, dedi, seyirci oynuyorsun.

— Ha, sahi! dedim.

Ben seyirci oynuyordum. Başladım tepinmeye. El çırpmaya. Üşüyordum. Paltomun yakasını kaldırdım. Onunki gibi koyun kürkü koyduracağım ben de. Yanaklarımda bir kürk serinliği duydum.

Artık hareket etmedim. Seyirciler kayboldu. Futbolcular kayboldu. Neden sonra yanıma geldi.

— Maç bitti, dedi.

— İyi ya, dedim. Kim kazandı?

— Ötekiler! dedi.

— İşte bu olmadı? dedim.

— Sen kim kazansın istiyorsun? dedi.

— Bizimkiler, dedim.

— Bizimkiler kim?

— Siz.

— Biz mi? dedi. Bizim kazanmamızı mı istiyordun?

— Öyle ya. tabii, dedim.

— Neden? dedi.

— Öbür tarafta tanıdığım kimse yoktu ki?

— Bizim tarafta var mıydı?

— Sen vardın ya; dedim.


— Budala dedi, ben de yoktum.

— Ben seni gördüm, dedim.

— Ne oynuyordum?

— Bek!

— Sahi görmüşsün, dedi.

— Birisi seni düşürdü, dedim.

— Düşürdü, dedi.

— Topallıyorsun, dedim.

— Topallıyorum, dedi, sana ne?

— Hiç, bana hiç, dedim.

İçim burkuldu.

Birdenbire kaybettim onu. Seslendim:

— Panco, Panco!

Hiçbir cevap alamadım.

Birisi karanlıkta adımı çağırdı.

— İshak, İshak, dedi.

Cevap vermedim. Ses, onun sesi değildi. Ama sonra belki arkadaşımdan bir haber alırım diye:

— Ne var yahu? dedim. Devamını Oku

[Toplam: 3   Ortalama: 5/5]
2 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir