Hayvanat Bahçesine Kapatılan Ota Benga’nın Göz Yaşartan Hikayesi

Hayvanat Bahçesine Kapatılan Ota Benga’nın Göz Yaşartan Hikayesi

Medeniyetin Avrupadan değil barbarlığın geldiğini söyleyen daha çok ikna edici olacağı bir çağ da olacak elbette. Size Ota Benga‘yı anlatacağım. Afrikalı bir yerliydi Ota Benga. Kango kütüklü bir pigme. 1,49 boyunda 46 kiloda evli bir çocuğu olan 23 yaşında. Medeniyetin vahşeti ile tanışmamış belkide ilkel yaşamın en doğal izlerini insanca üzerinde taşıyordu. Adı kendi lisanlarında dost demekti. Günün birinde Kasai Nehri kıyılarında sessizce balık avlarken
barbar Avrupalılar ele geçirip yakaladılar onu. Yakalayan ise komik gelecek bir Din adamı olan Samuel P. Verner’di. Ota Benga, tıpkı bir vahşi hayvanmış gibi ayakları, boynuna zincirler asılıp bağlandı. Bir tek elleri serbest bırakıldı. Amaç onu köle gibi kullanmak olduğu için yük taşıtacaklardı.

Ota Benga, yakalanmış ve acımasızca kilitlenmiş bir şekilde kilometrelerce yol yürütüldükten sonra, kendisi gibi binlercesi gibi bir geminin makina dairesi bölümüne hapsedildi. Aylar süren bir yolculuktan sonra Amerika’ya, New York’a getirildi. Onu diğer yerlilerden ayırıp farklı bir kafese koydular. Tıpkı esir bir insana yapılan eziyet gibi, kapalı kafeste ona sadece günde bir kuru ekmek verdiler. Amerika Kıtasına ayak basan Medeni insanların bu kadar gaddar ve barbar olacağını, doğal ve balta girmemiş ormanlarda yaşayan bu kötülükten uzak yerli halkı ve Ota Benga nereden bilecekti? Nietzsche‘nin dediği gibi, İnsanlar arasında yaşamanın hayvanlar arasında yaşamaktan daha tehlikeli olduğunu ancak o zaman gördü. Çünkü doğal yaşamın içinde kendi yaşadığı coğrafyada elbetteki, vahşi hayvanlarda vardı ama vahşi insanlar kadar vahşet saçmıyorlardı onlar. Doğanın Yasalarına göre yaşıyorlardı.


Derken Ota Benga bir gün, sanki vahşi bir hayvanmış gibi. New York Bronx Hayvanat Bahçesi içinde buldu kendini. İnsanlık artık çok uzaklardaydı görünmüyordu bile. Yetkililerden tutalımda bütün insanlar onu izlemeye gelmişti. Çünkü başlıca yayın organı New York Times Gazetesi onun hakkında şöyle diyordu.“Vahşi adam Bronx’da maymunlarla aynı kafesi paylaşıyor.. İnsanın ilk ataları ile bir arada..Bakıcısı bazen serbest bırakıyor. Eylül ayı boyunca akşam üstleri ziyaret edilebilir.” Bu vicdansız gazete yazdığı haberine bir de şöyle bir dip not düşmüştü. “Bazı kesimler bu olaya tepki gösterse de, bilim adamları Benga’nın insan olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir.”. Bildiğiniz bir insanı Emperyalistler vahşi hayvan kategorisinde görmekten pekte huzursuz değildiler

Benga’yı, Maymunların olduğu bir bölüme geçirip kucağına bir maymun verdiler. Çünkü gazetecilere malzeme ve Amerikan halkına da bir eğlence gerekiyordu. Kendisini izleyen binlerce insanın ona bir hayvanmış gibi bakması karşısında o da onlara insanca bakıyordu gene de. Ama hüzün vardı gözlerinde. İnsanoğlunun insan oğluna bunu nasıl yapabilir demesi gibi. Yanındaki yavru maymun bile bu kalabalık insanların hayvanlığından korkup ona sımsıkı sarılmıştı. Günlerce Ota Benga bu hayvanat bahçesinin kafesinde izletildi insanlara. Haftalık 300 bine yakın ziyaretçi oluyordu. Bu rezil insanlar bazen kafese yiyecek kabukları bazen de kemikler atıp ona bir hayvan muamelesi yapıyorlardı. Onu yamyam ilan etmişlerdi. Ona yapılan bu zulme hiç kimse sesini çıkarmıyordu. Ne entelektüel insan hakları savunucuları ne siyasiler ne de başka biri.

Derken artık bu insanlık dışı olayın daha fazla sürmemesi için vicdanı hala sağ olan birisi isyan etti. Adı Rahip James H. Gordon’du. Her yerde dolaştı imzalar topladı, Kilisede vaazlarda, büyük bir günahın işlendiğini vurguladı. Onun bu haklı mücadelesi karşısında insan taciri Bronx Hayvanat bahçesi Ota Benga’yı serbest bırakmak zorunda kaldı. Tabi bu serbest bırakmak hayvanlıktandı insan olarak serbest değildi. Kendisine elbiseler verip onu bir köle gibi ayak işlerinde ve hizmetlerinde kullandılar. Bu vahşi davranış ve ırkçı insanlık dışı tutumlar karşısında Ota Benga daha fazla dayanamadı. Vatan hasreti, bir tarafa aile çocukları bir tarafa, çektiği acılardan ötürü çaldığı bir silahı kalbine dayayıp kendisini vurarak intihar etti.

Ölümünün ardından Uluslararası Kamuoyundan büyük tepkiler gelince, Hayvanat bahçesi yetkilileri dünyanın her yerinde yapıldığını kendilerininde yapmasının suç teşkil etmediğini pişkince açıkladılar. Ama bu doğruydu. Batıda yüzlerce yıl Uygarlık adı altında binlerce yerli çeşitli İnsan Bahçelerine konup, ziyaretçilere sergilenip paralar kazanıyordu. Londra, Paris, Brüksel, Barcelona, Berlin her yerde vardı. 1960’lara kadar binlerce yerli kafeslerde hayvanlar gibi sergilendi. Ve bu aşşağılık uygulama binlerce Ota Benga’nın yaşamınıda karartı.

[Toplam:1    Ortalama:5/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir