Carl Sagan’ın Dünya’nın 6 Milyar Km’den Çekilen Fotoğrafı Hakkında Yazdığı Tüyleri Diken Diken Eden Yazı

“Uzayın derinliğinden bu resmi çekmeyi başardık. Eğer bu resme dikkatlice bakarsanız, orada bir nokta göreceksiniz. O noktaya tekrar bakın. İşte o nokta burasıdır. Evimizdir. O nokta biziz. Sevdiğiniz herkes, tüm tanıdıklarınız, adını duyduklarınız, gelmiş geçmiş tüm insanlar hayatlarını o noktanın üzerinde geçirdiler. Türümüzün tarihindeki tüm sevinçlerimiz ve acılarımız, kendinden emin bin çeşit inancımız, ideolojimiz ve ekonomik öğretimiz; her avcı ve her yağmacı, her kahraman ve her korkak, uygarlığımızın mimarları ve tahripçileri, her kral ve her köylü, birbirine aşık olan her genç çift, her anne ve her baba, umutları olan her çocuk, her mucit ve her kâşif, ahlak değerlerini öğreten her öğretmen, yozlaşmış her politikacı, her bir “yıldız”, her bir “yüce önder”, her aziz ve her günâhkar işte orada yaşadı; bir güneş ışınında asılı duran o toz zerreciğinde. Devamını Oku





Seyit onbaşı'nın hikayesi hamallıktan ölen Milli Kahraman

Seyit onbaşı’nın hikayesi hamallıktan ölen Milli Kahraman

Seyit onbaşı’nın hikayesi hamallıktan ölen Milli Kahraman

Seyit onbaşı’nın hikayesi hamallıktan ölen Milli Kahraman : Çanakkale Savaşı yediden yetmişe hepimizin malumu. Sadece biz mi? Bütün dünyanın kaderini değiştiren o muharebe dünyaca bilinmekte. Fakat savaşın görünmeyen bilinen ya da tam bilinmeyen o kadar kahramanı var ki. Mesela Seyit onbaşı. Adını herkes biliyor, kaç kiloluk mermi kaldırdığı, hayatının savaş sonrası nasıl geçtiğinden daha önemli malesef. Oysa Çanakkale Savaşı’nda büyük kahramanlık gösteren Seyit Onbaşımız, savaş sonrası ise nice kahramanlarımız gibi kaderine terk edilmiş. Şimdi sizlere yazacağım yazı, direk torunlarının yaptığı röportajdandır.

Seyit onbaşı’nın başarı hikayesi Çanakkale savaşında, sırtında 215 kiloluk mermiyi taşıyan ve işgal ordularına ağır kayıplar verdirtmekle başladı.

Ve işin ilginç tarafı savaşta bu kadar büyük bir başarıya imza atan Seyit onbaşı köyüne döndüğünde bunu hiç kimseye söylememiş. Mütevazi bir hayatı devam ettirip, o Çanakkale Savaşı’nın büyük kahramanı değil sıradan bir köylü gibi yaşamış.

Ama biz  kahramanlarımızın sonrasını kendimiz bile tanımıyoruz. Bize lazım olan kısımlarını ezberleyip, resminin bütünü göz ardı ederiz. Çünkü bizde ki vefasızlık öyle yüksek ki. Bize bu toprakları kazandıran büyüklerimiz, dedelerimiz nenelerimiz neler çekmiş ah bir bilsek. Seyit savaştan sonra köyüne dönüyor, aç susuz yaşıyor yoksulca.

Kışın soğuklarında ormandan gidip gizlice odun kesip sobasını yakıp ısınıyor kaçak. Tek korkusu da ormancılara yakalanmamak. Uzun yıllar 50 yaşında ölüyor, o tarihe kadar. Düşünün, Çanakkale Savaşı’nın neredeyse kahramanı olan kişi, ömrünün sonuna kadar bu ünvanını hiç kullanmadan yaşıyor.

Böyle mütevazi hangimiz olabiliriz? Bize ait en küçük şey de bile, böbürlenip onun milletin gözüne sokarken, böylesi büyük bir savaşın kahramanlarından birisi olsak eminim ki, mahallenin kapısını kapatır kimseye yol vermezdik. Ama Seyit Onbaşılar eski insanlar, halkın, hakkın hakkına riayet eden insanlar. Fakat bir gün beklenmedik bir olay gerçekleşiyor. Devamını Oku




Gerbner genel iletişim modeli hangi yıl ortaya çıkmıştır?

Gerbner genel iletişim modeli hangi yıl ortaya çıkmıştır?

Gerbner genel iletişim modeli hangi yıl ortaya çıkmıştır?

 Gerbner genel iletişim modeli hangi yıl ortaya çıkmıştır? : Amerikalı iletişim bilimci Geoerge Gerbner, 1956 yılında kapsayıcı ve geniş kullanım alanına sahip bir iletişim kuramı ortaya koymayı amaçlamış ve genel iletişim modelini ortaya atmıştır. Bu model her ne kadar Shannon ve Weaver modelinden daha karmaşık gibi görünse de temel iletişim süreci aynı işlemektedir. Gerbner, iletişim sürecini açıklarken algı ve aktarma boyutunu temel almaktadır.

Genel İletişim Modeli’nin temel argümanı şu şekilde işlemektedir 

E: Bir olay “gerçeklikte” vuku bulur. Gönderen, yani iletişim kaynağı telefon eden, bir şekilde M ile iletişim halinde olan bir insan olabilir. Benzer biçimde, E herhangi bir olay olabilir. Bu durumda söz konusu model kitle iletişimine uyarlanabilir.

M: Olay (E), M (insan ya da makine) tarafından algılanır. Algı süreci basit bir “resim çekme” eylemine indirgenmez. Bu süreç aktif bir algılama sürecidir.

E1: Olay (E), İnsan (M) tarafından, algılama süreci sonrasında E1 biçiminde algılanır.

SE: M’nin olay hakkındaki tutumu, iletişim sürecinde genelde “mesaj” olarak
ifade edilen şeydir.

Diğer taraftan Genel İletişim Modeli, Lasswell’in genel iletişim kuramı dikkate alınarak kavramsallaştırıldığında aşağıdaki gibi formüle edilebilir. Devamını Oku





Sadece 40 Yaşına Gelince Anlayacağınız 6 Gerçek

Sadece 40 Yaşına Gelince Anlayacağınız 6 Gerçek

Sadece 40 Yaşına Gelince Anlayacağınız 6 Gerçek

Sadece 40 Yaşına Gelince Anlayacağınız 6 Gerçek : İnsanın doğuştan ölene kadar ki geçen süredeki hayat yolculuğu hepimizinde bildiği gibidir. Fakat bazen bu çok iyi bildiğimiz süreçte gözümüzden kaçan hiç de farkında olmadığımız bazı gerçekler söz konusu olabilir. Hele hele 40 yaşına kadar yaşayıp fark edemediğimiz o en önemli gerçekler. İşte bu yazımızda sizlere 40 yaşına gelince geçmişi yad edip geleceğe daha sağlam adımlar atabilmenizi sağlayacak 6 gerçek.

1: Kendinize olan saygınız artar

Kırk yaşınıza geldiğinizde, kusurlarınızın ve erdemlerinizin ne olduğunu zaten biliyorsunuzdur, zaten kendinizi olduğunuz gibi kabul etmiş ve kendinize nasıl değer vereceğinizi öğrenmişsinizdir. Hem hata yaparken hem de doğru bir iş yaptığınız zaman, ağladığınızda ya da güldüğünüzde kendinizi sevmeyi öğrendiniz. Artık kendinizden eminsiniz ve bunu başkalarının görebileceğini de biliyorsunuz. Böylece dünyayla uyum içinde yaşarsınız. Devamını Oku





Türkler hangi ırktan meydana gelmiştir ve Türklerin Kökeni

Türkler hangi ırktan meydana gelmiştir ve Türklerin Kökeni

Türkler hangi ırktan meydana gelmiştir ve Türklerin Kökeni

Türkler hangi ırktan meydana gelmiştir ve Türklerin Kökeni : Bu konuda Alman Türkolog Wilhem Radlof’un; (1837-1918) yirmi beş yıllık çalışmasının ürünü olan ”Aus Sibirien (Sibirya’dan) isimli eserinde; verilen bilgileride nakletmek gerekmektedir. Radlof, Altaylıların 24 soya (Sök=kemik) bölündüklerini, aynı soya mensup olanların ”soy kardeşi” (söktüng karındajı) oldukları anlayışıyla birbirleriyle evlenmediklerini, kaydetmektedir. Bu türden bilgileri de dikkate almamız, diğer milletlerin olduğu gibi Türklerinde bir ırk olmayıp bir ırklar karışımı olduğunu anlamamızı sağlayacaktır.

Her şeye rağmen, soy birliğini tek köken şeklinde anlama yanlışlığında ısrar edersek, o tek köken için coğrafi bir çıkış noktasıda bulmak icap eder. İşte işin içinden çıkamamanın bir sıkıntısı da o noktada hissedilmektedir. Göçlerden önce Türklerin ilk yaşadıkları yerin, yani anayurtlarının neresi olduğu kesin bir sonuca bağlanamamaktadır. Tarihçiler Altay dağlarını; sanat tarihçileri, kuzey-batı Asya bölgesini, kültür tarihçileri, İrtiş-Urallar arasını veya Altaylar-Kırgız bozkırları arasını ya da Baykal gölünün güney-batısını; dil araştırmacıları ise Altayların doğusunu Türklerin anavatanı diye göstermişlerdir.

Bu durumda belirti ve dar bir bölgenin tespit edilmesi oldukça zordur. Genel kabul gören Altay dağları bölgesiyle çelişen bir bilgi de bir Başkurt Türk’ü olan Abdülkadir İnan’dan gelmektedir. İnan, Başkurt Türklerinin, tarihin bildiği en eski zamanlardan beri Ural dağları ve onun doğu ve batı taraflarında yaşamakta olduklarını söylemektedir. Türklerin ilk anavatanı hakkında verilen bu bilgiler, dar bir bölgeden ziyade geniş bir alanda oluşumunu daha güçlü bir ihtimal haline getirmektedir. Bu hususu gördükten sonra, köken meselesinin Türklere özel analizine geçebiliriz. Devamını Oku





Shannon ve Weaver Modeli Enformasyon Modeli

Shannon ve Weaver Modeli Enformasyon Modeli

Shannon ve Weaver Modeli Enformasyon Modeli

Shannon ve Weaver Modeli Enformasyon Modeli : Bu yazımızda siz değerli okurlara kitle iletişimi içinde yer alan Shannon ve Weaver Modeli Nedir sizler için araştırdık. Umarız faydalı olmuşuzdur.

Shannon ve Weaver modeli iletişim sürecini tek yönlü, doğrusal bir süreç olarak ele almakta ve iletişim olgusunu iletilerin aktarımı olarak görmektedir. Claude E. Shannon ve Waren Weaver’in Enformasyon Kuramı (1949), pozitivist-deneyci yaklaşıma göre kurgulanmış, tek yönlü çizgisel bir iletişim sürecidir. İletilmek üzere hazırlanan mesajlar üreten bilgi kaynağı Shannon ve Weaver enformasyon kuramının ilk öğesidir. Kaynağın ürettiği mesaj, verici aracılığıyla alıcının alabileceği (tv sinyali, radyo dalgası vb.) sinyale dönüştürülür. Alıcı ise sinyalleri yeniden şekillendirip alıcının alabileceği hale getirerek ulaştırır.

Son aşamada sinyal biçiminde gönderilen mesaj alıcıya ulaşır. Shannon ve Weaver iletişim modelinde iletişimi engelleyen en önemli unsur gürültüdür. Gürültü kaynağı, enformasyon kaynağının hedefe ulaştırmaya çalıştığı mesajı bozup iletişim sürecini sekteye uğratabilmektedir. Gürültü, enformasyon kaynağının gönderdiği sinyallerle alıcıya ulaşan sinyalleri farklılığa uğratarak anlam kaybına ya da anlam bozulmasına sebebiyet verebilmektedir.

Shannon ve Weaver’ın iletişim araştırmalarında üç sorun düzeyi bulunmaktadır.

Bunları şöyle sıralamak mümkündür: Devamını Oku





Komünizmle Mücadele Dernekleri Ne Zaman Kuruldu

Komünizmle Mücadele Dernekleri Ne Zaman Kuruldu

Komünizmle Mücadele Dernekleri Ne Zaman Kuruldu

Komünizmle Mücadele Dernekleri Ne Zaman Kuruldu : Ülkemizin siyasi tarihi oldukça karmaşık gibi gözükmektedir. Cumhuriyet Devrimi’nden sonra Atatürk’ün ölümüne kadar gelişen süre dışında; öldükten sonraki süreç hayli iç karartıcı olmuştur. Çeşitli siyasi ya da dini görüşler çevresinde toplanan; fikir ve düşüncelerini ifade etmek isteyen insanlar isteyerek ya da istemeyerek; ülkemizde biz gençlere karanlık bir dönem bırakmışlardır. Çünkü o dönemler sadece fikirler etrafında cerayan eden hadiseler değil; komşunun komşusunu dahi katledebileceği hazin bir geçmişe sahiptir.

O nedenledir ki insan ister istemez; yaşadığı bu cennet topraklarında meydana gelen böylesi vahim sonuçlara hayıflanmıyor değil. Bu dönemleri okurken, aynı ülkenin evlatlarının başka ülkelerinin kışkırtmaları ile kendi kendini katletmesi elbetteki üzücüdür. Ne var ki geçmişi yok edip ortadan kaldırmakta söz konusu değildir. İşte bu minvalde geçmişte iki kutuplu dünya olan Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasındaki soğuk savaş rüzgarları ülkemizide sarmıştır.

Bu yazımızda siz değerli okurlar için Komünizmle Mücadele Derneği nedir,  Komünizmle Mücadele Dernekleri hangi tarihte kimler tarafından kuruldu gibi sorularınıza cevap vermeyi amaçladık. Alıntı yaptığımız kitap ise altta kaynak kısmında mevcuttur. İyi okumalar dileriz efendim.

Komünizmle Mücadele Dernekleri 7 Aralık 1956 da, ilk şubesi İstanbul’da olmak üzere; Altan Deliorman, Demir Arslan, Ekrem Marakoğlu gibi isimler tarafından kurulmuştur. Devamını Oku





Babil yaratılış Destanı ve Eski Çağlara Bir Yolculuk

Babil yaratılış Destanı ve Eski Çağlara Bir Yolculuk

Babil yaratılış Destanı ve Eski Çağlara Bir Yolculuk

Babil yaratılış Destanı ve Eski Çağlara Bir Yolculuk : Babil ejderha mitindeki orjinal kahramanın Ea olmasıda olasılıklar arasındadır. İncil’de Yehova’nın derinliğin canavarı karşısında kazandığı zafere yapılan göndermelerde bundan daha fazlası çıkartılabilir. ” Sen Rahab’ı kesen ve ejderhayı yaralayan değil misin?” Ejderhaların başlarını suların içinde sen parçaladın; büyük canavarların başlarını parçalara sen böldün ve el değmemiş doğada yaşayan insanlara et olarak onu verdin.” ” O, gücüyle denizi böldü ve anlayışı sayesinde kibiriyle (Rahab’a) vurdu. Ruhuyla gökleri süsledi. Eli kıvrılmış yılanı oluşturdu (veya parçaladı)” Sen ki Rahab’ı parçalara ayırdın.

Düşmanlarını güçlü kollarınla dağıttın. İşte o gün efendimiz acısıyla büyük ve güçlü kılıcıyla bükülmez yılanı, büyük canavarı cezalandıracak ve denizdeki ejderhayı öldürecek. Babil Yaradılış Efsanesi’nde Ea’nın yerini ejderha katili olarak oğlu Marduk alır. Benzer şekilde Ninip de tanrıların şampiyonu olarak babası Enlil’in yerini almıştı. Dr. Langdon ” Diğer bir deyişle, sonraki din bilim, baba niteliklerini elde eden ve savaş tanrısı olan yeryüzü tanrısının oğlu kavramını geliştirmiştir.

Karanlığın asi canavarlarına karşı durabilen, meclislerini dağlarda toplayan tanrılardan dünya hakimiyetini alan o oğuldur. Tanrılar ona Kader Tabletlerini sunarlar ve karar verebilme hakkını verirler”, diye belirtmiştir. Bu gelişim baba ve oğul fikrinin dünyanın yaratıcı ve aktif prensipleri olarak algılanmasını çalışırken oldukça büyük bir önem taşımaktadır. Hint mitolojisinde İndra, yıldırım atıcı babası Dyaus’un (Zeus’a benzeyen gökyüzü tanrısı) yerini alır. Andrew Lang bu mitin oldukça yaygın olduğunu belirtmiştir. Devamını Oku





Lasswell Genel iletişim modeli nedir İnceleme Yazısı

Lasswell Genel iletişim modeli nedir İnceleme Yazısı

Lasswell Genel iletişim modeli nedir İnceleme Yazısı

Lasswell Genel iletişim modeli nedir İnceleme Yazısı : İnsanlar doğar doğmaz hayatın içinde diğer canlılardan önce kendi türleri arasında bir yakınlık bulur. Ki bu aslında çeşitli bilim dallarınında konusu olagelmiştir. Çünkü insanoğlu iletişimi en basit tabiri ile ilkin aile de, sonra, akrabalarda, sonra çevresinde görmektedir. Küçük bir çocuktan örnek vermek gerekirse, konuşacağı dili ailesinden, yakınlık derecesini akrabalarından ve sosyal yaşamın içerisindeki paylaşımlarınıda çevresi, arkadaşlarından sağlamaktadır.

Klasik anlamda süren bu hayat üzerine daha da kapsamlı çalışmalar ve bilimsel yöntemler söz konusu olmuştur. Bunlardan birisi Siyaset Bilimci Harold Lasswel tarafından geliştirilen Genel İletişim Modelidir. Bu yazımızda kısa ve öz olarak Atatürk Üniversitesi İletişime Giriş kitabından konuyu okurlar için aktardık. İyi okumalar dileriz efendim.

Harold Lasswell iletişim modeli

Siyaset bilimci olan Lasswell, propaganda üzerine çalışmış ve propagandanın demokrasiyle olan ilişkisini araştırmıştır. Lasswell, propaganda tekniklerinin çok fazla kullanıldığı yirminci yüzyılda, propagandanın iyi ve kötü amaçlarla yapılabileceğini savunmuştur. Hipodermik iğne (Sihirli Mermi) kuramıyla etki araştırmaları yapmıştır. Lasswell’e göre kaynağın temel amacı, hedef kitle üzerinde etkide bulunmaktır. Harold D. Lasswell, “The Communication of Ideas” (1948) isimli eserinde “Kim, neyi, hangi kanaldan, kime, hangi etkiyle söyler” şeklinde özetlenebilecek formülü geliştirmiştir. Bu model, mesajın hedef kitle üzerindeki etkilerini ölçmeyi öngörmektedir Devamını Oku





Türk Alman Saldırmazlık Antlaşması nedir (Türk-Alman Saldırmazlık Paktı)

Türk Alman Saldırmazlık Antlaşması nedir (Türk-Alman Saldırmazlık Paktı)

Türk Alman Saldırmazlık Antlaşması nedir (Türk-Alman Saldırmazlık Paktı)

Türk Alman Saldırmazlık Antlaşması nedir (Türk-Alman Saldırmazlık Paktı) : 2. Dünya Savaşı döneminde başta Avrupa olmak üzere bütün dünyayı kasıp kavuran Hitler ve Nazi Almanyası’nın faşist rüzgarı her ülkede kendini göstermişti. Nazilerin geliştirmiş olduğu modern teknolojileri ve stratejileri onlara bu cesareti veriyordu. Belki kamuoyunda Yahudiler ve Çingeneleri ortadan kaldırıp soykırım yapmak gibi algılansa da; Hitler Almanyası’nın politikası, esasen onların bütün insanları yok edip soykırım yapma hevesinde olduklarınıda gözlerden kaçırmayacaktır. 

Nazilerin dünya egemenliği ve faşist ideolojileri yüzünden milyonlarca insan hayatını kaybetti; milyonlarca insan kayboldu ve belki de daha da kötüsü; milyonlarca insan ise hem ruhsal hem de bedenen hastalanıp ağır sonuçlar ile karşı karşıya kaldı. Biz de bu yazımızda Türk Alman Saldırmazlık Antlaşması nedir? konusunu işlemeye çalıştık. Umarız sizlerin şu gibi soruları makalemizde cevaplarını bulmuştur.

( Almanya’nın Türkiye ile 1941 yılında imzaladığı Dostluk Antlaşmasının sebebi nedir, Türk Alman Saldırmazlık Antlaşması nedir, Almanya ile saldırmazlık paktı imzalayan devlet kimdir, Türkiye 2 dünya savaşında kimin yanında yer aldı, Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması hangi olay sonucu, Türk-Alman Dostluk Paktı, Türk-Alman dostluk antlaşması, Saldırmazlık Paktı imzalayan devlet, Saldırmazlık antlaşması )

Sağcılığın ve gericiliğin hızlı yükselişi, sol kesimlerin toplum içerisinde daha da zor örgütlenmesi gerçeğini de beraberinde getirmekteydi. ABD merkezli anti-komünist dalga Türkiye’yi de etkisi altına almış, komünistler yoğun karşı propaganda nedeniyle geri adım atmak ya da yer
altına çekilmek seçeneklerini kabule zorlanmaktaydı. Temelleri 20’li yıllarda atılmış olan Türkçülük hususunda İsmet İnönü’nün bir sözü oldukça ibret verici ve düşündürücüdür. ” Vazifemiz Türk vatanı içinde bulunanları behemal Türk yapmaktır. Türkler ve Türkçülüğe muhalefet edecek anasırı kesip atacağız.” (Vakit Gazetesi 25 Nisan 1925) Devamını Oku





Tek Başınalık Olan Asosyallik İle Yalnızlığı Birbirinden Ayıran 5 Derin Fark

Tek Başınalık Olan Asosyallik İle Yalnızlığı Birbirinden Ayıran 5 Derin Fark

Tek Başınalık Olan Asosyallik İle Yalnızlığı Birbirinden Ayıran 5 Derin Fark

Tek Başınalık Olan Asosyallik İle Yalnızlığı Birbirinden Ayıran 5 Derin Fark : Biz insanların en belirgin özelliği iletişim kurabilmemizdir etrafımızla. Ki dil bunun en büyük sağlayıcısıdır. Fakat genel anlamda olmasa da insanlarda bazen çevresi ile ilişkisini kesip kendi dünyasına kapanmalar söz konusu oluyor. Bu bazen kendiliğinden insanın doğası gereği bazen de kendi tercihi bazen de başkalarının tercihi ile mümkün oluyor. Bu yazımızda asosyal biri ile yalnız biri arasındaki en önemli 5 farkı yazdık. İyi okumalar dileriz efendim.

1: Kimsesizlik :

Asosyal insan çevresi tarafından sosyalleşmeye “zorlandığında” geçiştirerek kibarca reddeder, yalnıza ise teklif eden dahi olmamıştır. Çünkü yalnızdır kimse yoktur etrafında. Onu iyi ya da kötü teşvik edecek bir ses bir iz bırakacak hiç kimse yoktur. Dostlar, akrabalar, arkadaşlar, tanıdık olan ne varsa artık ona bunaltıcı geliyordur. F. Nietzsche’nin dediği gibidir artık.

”Kimine göre yalnızlık, hasta kişinin kaçışıdır; kimine göre de, hasta kişilerden kaçıştır.” Ki o elbette ki hasta kişi değildir ama ya çevresi de hasta kişiler değilse? Biz insanlar çoğu zaman kendi kafamızda kurguladığımız bir dünyaya uymayan bütün şeyleri kapı dışarı ederiz. Fakat dünya bizim kafamızda kurguladığımız bir dünya değildir bunu anladığımızda daha makul ve pozitif bir yaşamıda bulma ihtimalimiz artacaktır. Devamını Oku





Riley ve Riley Modeli Nedir ve Kitle iletişim Kuramları

Riley ve Riley Modeli Nedir ve Kitle iletişim Kuramları

Riley ve Riley Modeli Nedir ve Kitle iletişim Kuramları

Riley ve Riley Modeli Nedir ve Kitle iletişim Kuramları : İkinci Dünya Savaşının sonrasında toplum ve iletişim eksenli bilimsel çalışmalar artmış ve iletişim alanında çeşitli kuram ve modeller ortaya çıkmıştır. İletişim kuramları, farklı disiplinlerden iletişim çalışması yapan bilim insanlarının iletişim sürecinin nasıl işlediğini, geliştiğini ve dönüştüğünü açıklamaya çalıştığı modellerdir. Kitle iletişim modelleri anlaşılması güç olan iletişim süreçlerini daha anlamlı kılmak ve bu süreçlerin nasıl gerçekleştiğini açıklama konusunda önemli bir sorumluluk üstlenmektedir.

Sanayi devrimi ile birlikte artan kentleşme oranı toplumun homojen bir hal almasına neden olmuş ve kitle iletişim araçları kitle toplumunu kontrol etmek, yönlendirmek ve denetim altına almak için kullanılmıştır. Kitle iletişim araçlarının bireye ve toplumsal sürece olan etkisinin saptanması amacıyla modeller oluşturulmuştur. Bu yazıda Riley ve Riley Modeli Nedir konusunu inceledik Devamını Oku