Yazılar

Roma İmparatoru Jül Sezar'ın Ölümü

Roma İmparatoru Jül Sezar’ın Ölümü

Roma İmparatoru Jül Sezar’ın Ölümü

Roma İmparatoru Jül Sezar’ın Ölümü : İşte Sezar kaderine doğru böyle gitti. Fakat ateşli ve aşık bir adam, sevdiği kadını hayalinde gerçekten bu şekilde yakalayabilir miydi? Hakikaten yapabilirdi. Peki ama bunu yapabilecek miydi, bunu başarabilecek miydi? Hangi aşık kadın, en sonunda aşığının çok sevdiği o muzaffer kollarına atılacağını bilipte onun sevgi dolu çağrılarına cevap vermekte tereddüt ederdi ki? Kleopatra da bir an bile tereddüt etmedi.

Oğluyla ve beraberindekilerle birlikte kocasının yanında on iki sene geçirdi. Tiber Nehri’ne inen çiçekli bir tepede, Mont-Janicule villasında oturdu. Kraliyet mensubu olan aşığı Roma’nın kırlarında ona acaba ne gibi vaatlerde bulunuyordu ki? Fakat, Sezar’ın hanımı Kleopatra’yı ve öz oğlunu Roma’nın ve yasal karısı Calpurnia’nın gözü önünde gösterişli bir şekilde karşıladığını bilmek gerekiyordu. Ah, aşk insanların kalbine demir attığında, insanlara çılgın şeyler yaptırabiliyordu. Herşeyden önce arkadaş oldukları için, her ikisi de kendilerini bağışlatacak bir yol buluyordu.



Buna karşılık hasımları Sezar’ın yasal karısının durumundan yararlanıyor, Sezar’a kötü oyunlar oynamaya devam ediyorlardı. Kleopatra’nın küstahlığından şaşkına dönmüşlerdi. Onun kibirli ve aşağılayıcı tutumundan rahatsız oldukları için bu küstah kadını aforoz etmek istiyorladı. Fakat Kleopatra aşığının bazı yetkilerinin ve astlarının üzerinde olma kararlığındaydı.

Hatta Sezar üzerindeki gücüyle herkesi kıskançlıktan çatlatıyordu. Çekememezlikler, arkadan söylemeler ve hainlikler onu ortadan kaldırabilirdi ve halkın isyan etmesinden ne kadar çekinse de, yaptığı küstahlıklarla kafa tutuyor gibiydi.

Gerçekten, diktatör kendi öz karısını yüzüstü bırakmıştı. Sezar nadir anlar dışında karısı ile Kleopatra’yı karşı karşıya getirmemiştir. Kleopatra, ondan uzaktaydı, ama onun için temiz ve saf düşünceler besliyordu. Sezar’ı çok samimi bir içtenlikle seven Kleopatra, aşığını istediği an bulabileceğinden emin olduğu tek yer olan Mont-Janicule villasında, işte bu yüzden günlerini ve gecelerini geçiriyordu.

Sezar ise villaya, iktidar yorgunluklarını dinlendirmek, oğlunu sevmek ve annelikle taçlanmış güzel Kleopatra’yı ölesiye sevdiği için gitmeyi seviyordu. Kleopatra’nın tıpkı sarmaış bir bitki gibi atil, canlı ve narin, eskiden olduğu gibi incecik olması, taparcasına sevdiği artık genç olmayan aşığını cezbediyordu. Heyhat! Jül Sezar eskiden olduğu gibiydi, tükenmez enerjisiyle erkek olduğunu ispat ediyordu. Kleopatra onun önünde çıplak dans etmekten büyük zevk alıyordu. Sadık köleleri ahenk içinde altın teflerini çalarken en mükemmel dansını, Afrodit’in şehvet uyandıran dansını sergiliyordu.

İlerleyen zaman içinde meydana gelen bazı gelişmelerden şüphelenmeye başlayan Sezar etrafındakilerin varlığından ve davranışlarından hoşnut değildi. Yaptığı göz kamaştırıcı hizmetler için Senato’da ömür boyu diktatörlüğü ve İmparatorun mirasçısı unvanını alabilirdi, itaatkar ve ihtiyar kölesi olduğu Kraliçesiyle
nihayet evlenebilmek için Roma’yı ve tahtı ele geçirmenin hayallerini kuruyordu. Sonunda düşmanları Sezar’ın ortadan kaldırılması için yemin ettiler.

Sezar’ın ortadan kaldırılma işi, Brutus ve Cassius tarafından Roma Senatosunda yapılması tasarlanmıştı. Sezar’a haber iletmekle görevli, en yakınlarından biri olan Decimus senatonun bu oturumunda kral ilan edilmesinin mümkün olduğunu haber vermekte gecikmedi. Oysa Roma Cumhuriyeti’nin tüm ileri gelenleri İtalya dışındaydı.

Sezar hasta ve yorgun olsa da, aşk acısı çekse de ve gerçek karısı Calpurnia olsa da, hiçbir şey onu aldığı kararından caydıramamıştı.

Kleopatra ise uğursuz bir önseziyle hareket ediyordu. Sezar aralarında Kleopatra’nın sadece ve gerçekten aşırılığa varan tutkularını tahmin etmek için kullandığı bazı kişilerin de bulunduğu topluluğun davetine uyarak Senatoya doğru yola çıkar. Nihayet Sezar gelir. Suikastçılar onu görür görmez atıldılar ve daha önce yaşanmış hüzünlü bir örneğini bilerek, hiç şüphesiz hepsi Judas’ın yaptığını yaparak, ellerini öperek güya bir ricada bulunacakmış gibi davranırlar.

Aralarında işi çabuk bitirmekle sabırsız davranan biri, Sezar’ın sırtına bir kalem saplar. Sezar şaşkına döner, öldüresiye vurmaya başlarla, zar zor kendinde geri geri gitme ve sapına kadar etine saplanan cinayet silahını çekme gücünü bulur. Şöyle haykırır. ”Zavallı, ne yaptığını sanıyorsun sen?”

Hep birlikte Sezar’ın etrafını sarıp öfkeden deliye dönmüş halde kendisini savunmasına rağmen vurmaya devam ederler. Birden kalabalığın arasında oğlu gibi sevdiği Brütüs’ü fark eden Sezar, kendisini koruyacağını düşünerek ona doğru atılır. Ne yazık! Hainlik hep vardır. Brütüs’de elinde bir silah tutmaktadır. ” Nasıl olur, sende mi oğlum” diye bağırabildi.

Amansız ve gözü karadüşmanlarının ortasında kendini kaybolmuş hissederken, Sezar’ın, büyük Sezar’ın yüzü kendisini öldürecek bıçak darbelerinin gelişini beklerken gölgelenir. Sonunda büyük Pompee heykelinin ayakları dibine cansız düştüğünde, yirmi üç yerinden bıçaklanmıştı. Sezar öldüğünde geri iki gözü yaşlı kadın, Calpurnia ve Kleopatra’yı bırakmıştı.

Kaynak: Caston Vıncennes – Günahkar Kraliçe Kleopatra / Bilge Karınca yayınları kitabından kısaltılarak alınmıştır.