Yazılar

Amerika'nın Oligarşisi ( Amerikanın En Zengin Aileleri )

Amerika’nın Oligarşisi ( Amerikanın En Zengin Aileleri )

Amerika’nın Oligarşisi ( Amerikanın En Zengin Aileleri )

Amerika’nın Oligarşisi ( Amerikanın En Zengin Aileleri ) : Amerika’da zengin iş adamları, 1861-1865 İş Savaşı ve 1875 Madeni Paranın Sürdürülesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkmışlardır. Büyük servetlerini resmi yetkilileri, kongreyi rüşvetle satın alarak, yolsuzluk ve iflasa zorlayarak elde etmişler ve Amerika’nın en zenginleri olmuşlardır.

Demiryolları Amerikan ekonomik büyümesi için hayati önem taşıyordu ve genişlemekte olan çelik endüstrisini besliyordu. Ayrıca telgraf için tonlarca bakır teline ihtiyaç vardı ve demiryollarıyla birlikte ülkeyi bir uçtan diğer uca kat ediyorlardı. Büyük Demiryolu Şirketleri Morgan’ın parasıyla değil, vergilerle, kamu arazileri üzerine yapılmıştı. Sonradan Morgan bu şirketleri ele geçirdi ve böylece ABD ekonomisinin kontrolünü de eline almış oldu.

Morgan Grup’un elinde 1901 yılı itibari ile toplam 55,000 mil uzunluğunda, kömür madenlerine, terminallere uzanan, vapur hatlarıyla rekabet edebilecek demiryolları bulunuyordu. Ele geçirdiği şirketler arasında Southern Railway, Mobile & Ohio Railroad, Queen & Crescent, Georgia, Central, Georgia Southern & Florida, Macon & Birmingham, Philadelphia & Reading, Erie, Central of New Jersey ve Atlantic Cost Line vardı.




Ortaya çıkmakta olan oligark sınıfı kendini Amerikan Demokrasisi söylemleriyle sarıp sarmalıyordu. Büyük servetlerini temize çıkarmak ve yolsuzluklarını örtmek için aşırı bireyselcilik ve serbest girişim masalları anlatıyorlardı. 1890’ların sonlarında Morgan ve Rockefeller, Amerikan endüstrisini ve hükümet politikalarını kontrol eden Para Karteli’nin devleri haline gelmişlerdi. Onların dünyasında gerçek demokrasi için çok az yer vardı. Onların ticaret malı güçtü.

Anayasa da yasaklanmış olsa da İngiltere, Almanya ve Fransa’da olduğu gibi soy ve paraya dayalı bir Amerikan aristokrat sınıfı doğuyordu. Oligarşi sözücüğünün hakkını veren, zenginliğin hüküm sürdüğü bir düzen doğuyordu. Rockefeller, Morgan, Dodge, Mellon, Pratt, Harkness, Whitney, Duke, Harriman, Carnegie, Vanderbilt, DuPont, Guggenheim, Astor, Lehman, Warburg, Taft, Huntington, Baruch ve Rosenwald gibi ailelerinde içinde bulunduğu altmış aile, yakın ilişkiler kurarak hile, yolsuzluk ve zorbalıkla ABD’nin kaderini ele almışlardı. ( Amerika’nın En Zengin Aileleri olmuşlardı). 20. yüzyılın başında bu altmış aile, hanedan arasında evlilikler, kurumsal bağlılıklar sayesinde Amerikan Endüstrisi ve bankacılığını ele geçirmişlerdi.

Amerikan oligarkların en zenginlerinden biri olan Cornelius Vanderbilt, servetini eyalet meclis üyelerine tercihli navlun oranlarını yasaklayan yasaları görmezden gelmesi için rüşvet yedirerek yaratmıştı. Vanderbilt o dönemde New York’a yapılan tüm tren seferlerini kontrole diyordu. Kendi karını arttırıp diğerlerininkini düşürmek için türlü taktiklere başvurdu. Bunların arasında küçük çiftçilere uyguladığı %50 ekstra taşıma vergisi vardı. Küçük işletmeler değil, ortaya çıkmakta olan büyük tarım işletmeleri onun ilgi alanına giriyordu. Vanderbilt kısa bir süre sonra J.P.Morgan’ın yakın çevresine dahil oldu Servetini rüşvet ve dolandırıcılığa borçlu olan diğer ailelerden ikisi Phelps ve Dodge aileleri ve 1880 sonrası inşaat furyası için gereken kurşun, saç ve bakır tedarik eden Phelps Dodge Şirketi’ydi.

Anson Greene Phelps ve William E. Dodge tarafından 1834’te kurulan bu şirket, halka karşı tanrı korkusu taşıyan Hristiyanlar Derneği ‘ne yüklü bağışlarda bulunuyorlardı. Gerçekte ise 1873 yılında ABD hükümeti duruşmalarında Phelps Dodge Şirketi, onlarca dolandırıcılık, rüşvet ve yasa dışı olaya karıştığı ortaya çıkarılmıştı.

Bölge mahkemesi, şirketi Peru ve Şili’den ithal ettikleri bakırın değerini düşük göstermek suçundan
1 milyon dolar ödemeye mahkum etti. Bu rakam o dönem için çok yüksek bir cezaydı. Şirket bu operasyon için gümrük ofisine rüşvet vererek hükümetten yüklü miktarda vergi kaçırmıştı. Hükümete rüşvet vererek, yolsuzluk ve dolandırıcılık yaparak zengin olanların listesi oldukça kabarıktı. Harvard, Yale, Princeton gibi üniversitelerden profesörlük almış, ulusal müzelere büyük bağışlar yapmış, büyük binalara ve üniversitelere isimleri verilmiş Amerika’nın en ünlü kişileri bu listede bulunuyordu.

Böylece hayır işleri yapan yardımsever iş adamı portresi çiziyorlardı, ancak gerçekler çok farklıydı. Bu küçük ve seçkin gruba, Averell Harriman’ın babası, diplomat ve Franklin D. Roosevelt’in gizli casusu ve danışmanı olan Edward H. Harriman gibi demiryolu sahipleri de dahildi. Harriman, Union Pacific ve Southern Pacific gibi tren yolu şirketlerini ele geçirebilmek için türlü yasadışı işlere girmişti. Hisse senetlerini ucuzlatmak ve Enron’daki denetçileri kıskandıracak muhasebe oyunlarıyla 17 demiryolu şirketinden oluşan bir imparatorluk kurmuştu. 1907’de ABD hükümeti raporuna göre Harriman’ın bu kadar çok demiryolu şirketine sahip olmasının arkasındaki sebep ”bu sektördeki rekabeti yok etmek ve kendi tekelini oluşturmaktı”. Rekabetin ihlali, hem federal, hem de eyalet yasalarına göre suçtu.

Kaynak: Wall Street Amerikan Yüzyılının Çöküşü – F. William Engdahl / bilim+gönül yayınları kitabından kısaltılmıştır.