Wiliam Faulkner külliyatının bütün dünyada kabul görmesinin Nedeni

Bu yazımızda sizler için William Faulkner kimdir, William Faulkner Hayatı ve eserlerini yazarken geçirdiği süreci ele alıcağız. 

Wiliam Faulkner külliyatının bütün dünyada kabul görmesinin hikâyesi de Paris’ten geçer. Bilindiği üzere Faulkner ilk başta Amerika’da büyük zorluklarla karşılaşmıştır. Aşk ve Ölüm’den (1926), Sivrisinekler’den ve Sartoris’in (1927-1929) başarısızlığından sonra, Ses ve Öfke ile 1929’da adını duyurmaya başladı (kitap sadece1789 adet satılmıştır). Döşeğimde Ölürken’den (1930) sonra, ilk versiyonu 1931’de, ikincisi ise 1932’de yayımlanan Tapınak ilk “büyük” (olay yaratan) başarıyı getirdi, iki aya kalmadan 6500 adet sattı.




Fakat bunu izleyen on beş yıl boyunca Faulkner kendi ülkesinde pek tanınmayan bir yazar olarak kaldı. Ancak 1946’da, yani Nobel Ödülü’nü almasından sadece üç yıl önce, Fransa’da kabul görmesinden ise çok sonra, Malcolm Cowley’in The Portable Faulkner adlı antolojisine girmesiyle birlikte Amerikalı eleştirmenler tarafından ABD’ye ulusal edebiyatın ustalarından biri olarak kabul ettirilecek, kitapların yeniden satmaya başlayacaktı.

Fransa’da ise tam tersine, çok erken bir tarihte yüzyılın en büyük yenilikçilerinden biri olarak kabul gördü. Daha 1931’de, yani Ses ve Öfke’nin yayımlanmasından iki yıl sonra, Maurice-Edgar Coindreau NRF’de Faulkner’ın ABD’de yayımlanmış altı romanı hakkında eleştirel bir inceleme yayımladı. O sıralar Amerikalı romancı hakkında bundan başka topu topu iki inceleme ile Amerika’da yayımlanmış iki kısa deneme ve Amerikan basınında bir düzine yazı çıkmıştı, bunların yarısının da yapıtlardan hiçbir şey anlamadan yazıldığı anlaşılıyordu.




Döşeğimde Ölürken 1932’de Coindreau tarafından Fransızcaya çevrildi, Valery Larbaud da başına bir önsöz yazdı, fakat roman André Malraux’nun önsözüyle 1938’de Gallimard’dan yayımlandı; Sartre da kitabı değerlendirecek Faulkner’ı yüzyılın en büyük romancılarından biri olarak tanıttı. Jean Louis Barrault 1934-1935’te Döşeğimde Ölürken’i tiyatroya uyarladı, onun arkasından Albert Camus 1956’da Bir Rahibeye Ağıt’ı uyarlayıp sahneye koydu.

Sonuç olarak Amerikalı yazar, en seçkin Fransız yazar ve eleştirmenlerinin kutsaması sayesinde 1940’lı yılların sonunda, sağlığında kendi ülkesinde adını duyurabildi. Uluslararası boyutta kabul gördüğünün nişanesi olan Nobel Ödülü, Paris’te kabul görmüş olmasının doğrudan bir sonucuydu.

Kaynak: Dünya Edebiyat Cumhuriyeti / Pascale Casanova / Varlık Yayınları

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir