Ümit Yaşar Oğuzcan’ın Oğlunun İntiharı

Şair Ümit Yaşar Oğuzcan’ın oğlunun intiharı ardından kederli bir baba gözü ile yazdığı içimizi yakan hüzünlü yazısı.

Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan geçerek girdik toprak bir yola. Hafiften rüzgar esiyordu, hışır hışır serviler. Yürüdük ağır ağır. Sağlı, sollu, minicik bahçeler arasından geçtik. Her yer baştan başa yeşile kesmişti. Yeşilin sonsuza doğru uzanan tonları egemendi bu suskunlu beldede. Giderek; yeşile
alışmaya başladı gözlerimiz. Bu kez; pembe, beyaz, sarı ve kırmızı güller varlıklarını duyurmaya başladılar bize. Güller ki o sonsuz, iri güller. Fakat, henüz arkalarında gün batmamıştı. Tepemizdeydi güneş.

Yürüyorduk…Sessizlik, binlerce enstrümanın çaldığı, olağanüstü bir senfoni gibi dolduruyordu kulaklarımızı. Daha geniş ağaçlı ve hafif tümsek bir yola çıktık. Dört yanımda benimle birlikte yürüyen insanları o zaman fark ettim. Çoğu tanıdık kişilerdi. Bildik yüzlerinde, bilinmedik bir hüznün şiiri okunan. Bazı bazı, içlerinden biri, yanıma kadar geliyor, hiç konuşmadan ellerini uzatıp omzumu tutuyor ya da saçlarımı okşuyordu. Hepsinin bakışlarında, o bana acıyan, fakat beni de kendilerini de asla küçültmeyen garip bir anlatım seziyordum.




ÖLÜM ANINI DUYMASI

Yaz başlangıcıydı mevsim. İki gün önce, bir akşam üstü duymuş o acı haberi. Bir süre ne diyeceğimi bilememiş, dalgın dalgın bakmıştım görevli polis memurunun yüzüne. Sanki beynim durmuştu birden. Beynimle birlikte ayaklarım, ellerim de durmuştu. Kulaklarım duymuyordu ve görmüyordu gözlerim. Saniyeler yıla dönmüştü.

Geçmek bilmiyordu zaman. Anlamsız, boş gözlerle bakıyordum karşımdaki, benim gibi çaresiz insana. Birden kapı açıldı, ”Başınız sağ olsun beyefendi” diyen bir başka görevlinin sesiyle kendime geldim. Beynim yeniden çalışmaya başladı, güçlükle bir kaç sözcük mırıldanıp dışarı dar attım kendimi. Karaköy’de bir cadde idi çıktığım. Klakson çalarak ilerlemeye çalışan arabalar, telaşlı adımlarla yürüyen insanlar; bir sel gibi akıyorlardı çeşitli yönlere doğru. ”O” ölmüştü. Fakat yaşam sürüp gidiyordu yine.

Geçmek bilmeyen iki uzun günden sonra, şimdi onu toprağa vermek için buradaydık. Daha bir saat önce Camide namazı kılınmıştı. Ne çok insan vardı Tanrım! Kimler nerelerden kalkıp gelmişlerdi? Akrabalar, öğrenci arkadaşları, öğretmenleri, dostları, dostlarımız, onun sağlığında gönüllerini kazandığı şoförler, garsonlar, satıcılar, milletvekilleri, şairler, ressamlar, yontçular, yazarlar, genç kızlar…Yüzlerce insan toplanmıştı caminin avlusunda. Bir süre, üç yaş küçük kardeşi ile birlikte beklemiştik, musalla taşına konmuş cenazesi başında; suskun ve çaresiz.

Şimdi ise Zincirlikuyu Mezarlığında yürüyorduk onu sonsuza değin saracak toprak parçasına doğru. Tabutu iki adım önümde gidiyordu; eller üstünde. Kalabalık durdu ansızın, gelmiştik.Taze açılmış toprak kokuyordu her yer. Bir çukurun başında kümelendik. Tabutunu, iki yanına doladıkları iplerle çukura indirdiler, kapağı biraz oynattılar yerinden.

Sonra küreklerle ve aceleci ellerle üzerine toprak atmaya başladılar. Attılar…Attılar…Çukur kapandı iyice ve bir tümsek oluştu üzerinde güllerden. Bir hoca, hazin bir sesle Kur’an okumaya başladı ve uzaklardan gelen kumru seslerine karıştı hıçkırıklarımız. 8 Haziran 1973’te 24 yaşındaki oğlum Vedat’ı Zincirlikuyu’da toprağa verdim.

Mezarı beş yıldır, yaşantımın en unutamadığım, unutamayacağım köşesi olmakla kalmadı, yanındaki boş mezarlarımızla, tüm yaşamımın bir parçası oldu giderek. Mermeriyle, toprağıyla, çimenleriyle ve üzerinde açan, o çok sevdiği kırmızı gülleri ile orası da bir evim benim! Zaman zaman gider otururum orada. Bahtsız oğlumla konuşur, dertleşirim. Mezar taşına yazdığım rubaiyi okurum tekrar tekrar.

”Kim geçse yanımdan, sorarım-Nerde Vedat?
Anlat ne olur, hangi uzak yerde Vedat?
Bir gül fidanıyken daha dün, bak şimdi
Kabrinde açan kırmızı güllerde Vedat”

Kaynak: edebivizör editörleri tarafından Ümit Yaşar Oğuzcan- Anılar/Düşünceler-Özgür Yayınları kitabından kısaltılarak alınmıştır.




[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir