Temel Atfetme Yanılgısı

Temel Atfetme yanılgısı

Temel Atfetme Yanılgısı Bildiğiniz gibi, davranış, bireyin kişisel özellikleri ve dış faktörler arasındaki etkileşim sonucunda oluşur. Fakat genellikle, sosyal bir davranışın nedenlerini durumsal özelliklere değil, kişisel özelliklere dayanarak açıklama eğiliminde bulunuruz.

Buna temel atfetme yanılgısı denmektedir (Ross, 1967). Örneğin, Ahmet’in bir işi yapmadığını durumsal koşullara dayanarak açıklamak yerine (O gün Ahmet yorgundu), onun karakter özellikleriyle açıklamak (Ahmet tembeldir) bu yanılgıya bir örnektir. Temel atfetme yanılgısı, bu bölümün başlarında incelediğimiz “içsel” atıfla aynı şeydir.




Burada bir yanılgı olarak ele alınmasının nedeni, içsel atıf yapma eğiliminin, durumsal koşuları göz ardı etmeye ve bunun sonucu yanlış çıkarsamalara yol açabilmesidir. Bu yanılgı bizi, davranış ve güdülerde gerçekte olduğundan daha fazla bir tutarlılık olduğu sonucuna da götürür.

Şöyle ki, bir kişi bir davranışta bulunuyorsa, öyle yapmak istediği için, yani o işi yapmaya güdülenmiş olduğu için ya da o davranışa yönelik olumlu bir tutum olduğu için öyle davrandığı varsayılır. Oysa ki, güdüler ve davranışlar her zaman böyle bir çakışma göstermez. Özellikle ortamsal faktörler bazen davranışları yönlendirir.

Temel atfetme yanılgısına Jones ve Harris’in (1967) yaptığı bir araştırma örnek olarak gösterilebilir.

Bu araştırmada gözlemci deneklerden Fidel Castro ile ilgili yazılar yazan bazı kimselerin gerçek tutumlarını tahmin etmeleri istenmiştir. Bu yazıları yazan kişilere tutumları hakkında yapılan atıflar incelendiğinde şu sonuçlar ortaya çıkmıştır: Castro yanlısı yazı yazan kişiler gerçekten Castro yanlısı, Castro’nun aleyhinde yazı yazanlar da gerçekten de Castro karşıtı olarak değerlendirilmiştir.

Yazıyı yazan kişinin yazıda ne tür bir tutum takınacağını seçme hakkı olmadığının bilinmesi durumunda bile böyle kişisel/içsel atıflar yapılmıştır. Yazıları yazanların belli bir tutumu seçmeye zorlanmaları durumunda dahi gözlemciler, kişisel özelliklerin durumsal koşulların etkisinden (ne tür bir yazı yazılacağının seçilememesi ) daha önemli olduğu sonucuna varmışlardır.

Demek ki bir kimsenin içinde bulunduğu durumun sosyal ortamın gereklilikleri göz ardı edip davranışı saf kişisel özellikleriyle açıklama eğilimi vardır. Benzer şekilde, insanlar birden çok sosyal rol üstlendiğini sık sık göz ardı ediyoruz. Davranışların nedenlerini araştırırken, sosyal rollerin ve beklentilerin etkisini görmezden gelebiliyoruz.

Örneğin,

üniversitedeki bir hocanızı katı, kurallara sadık, ilkelerinden ödün vermeyen ve oldukça eleştirel bir insan olarak tanıdınız. Bir gün hocalarla öğrencilerin beraber gittiği bir yemekte hocanızı o ana kadar tanıdığınız halinden çok başka türlü gördünüz. Orada üniversitedeki katı hocanız gitmiş, yerine sıcak, sevimli, hoşgörülü ve neşeli biri gelmiş olabilir.

Bu durumda sorulacak soru, hangi durumun hocanızı daha iyi tanımladığı sorusu değildir. Bir sosyal rol (üniversitede hoca olma) hocanızdan belirli davranışlarda bulunmasını gerektiren bir diğer sosyal rol (eğlenceli bir ortamda arkadaş) başka davranışlar gerektiriyor olabilir.

Onu sadece hoca rolünde tanıyan öğrencileri ise, temel atfetme yanılgısına düşerek, gördükleri davranışları onun kişisel özellikleriyle açıklıyorlar (‘sert, hoşgörüsüz bir kişidir’ gibi). Ross, Teresa, Amabile ve Steinmetz (1977) davranışları açıklamada sosyal rollerin ne kadar göz ardı edildiğini gösteren akıllıca bir deney tasarlamışlardır.

Bu deneyde;

denekleri rastgele iki farklı role sokmuşlardır. (a) görevi zor sorular hazırlamak olan bir kişi rolü ve (b) görevi bu soruları cevaplamak olan bir kişi rolü. Gözlemciler de bu minik sınavı izliyor ve soruları soran ve cevapları veren kişilerin genel bilgi düzeyini değerlendiriyor. Kendinizi gözlemci yerine koyarsanız, dikkatli olmadığınız taktirde akıllı ve bilgili bir kişi, bir de oldukça bilgisiz ve akılsız bir kişi göreceksiniz.

Ancak dikkat ettiğinizde, kişilerin girdiği rollerin davranışlarını nasıl sınırladığını görürsünüz. Soru soran rolünü üstlenen kişi, karşı tarafın cevaplayamayacağı zorlukta sorular hazırlayabilecek konumdadır. Sadece bu soruları soruyor olduğu için bu kişi daha akıllı görünmektedir.

Diğer yandan soruları cevaplama rolünü üstlenmiş olan kişi hazırlanmış zor soruları cevaplamakta güçlük çekeceği için bilgisiz görünecektir. Oysa ki, deneyler bu rollere tamamen rastgele yerleştirildikleri için, soruları soranların cevaplayanlardan gerçekten daha akıllı ve bilgili olmaları söz konusu değildir. Bu araştırmada ilginç olan, gözlemcilerin deneklerin bu rollere rastgele atandıklarını biliyor olmalarıdır. Yine de bu gerçeği göz ardı edip kişisel özelliklere atıfta bulunmaktan kendilerini alamamışlardır.




Eğer duruma bağlı koşulları görmezden gelip, olayların nedenlerini insanların kişisel özeliklerine bağlamayı genel bir eğilim haline getirirsek bunun etkileri yukarıda verilen örnekten çok daha ileriye gidebilir. Daha geniş çaplı bir sorunu ele alabiliriz.

Daha Geniş Çaplı Ele Almak

Ülkemizdeki işsiz gençleri düşünürsek, onların durumlarını tembel olmalarına, iş aramadıklarına bağlayıp bu sorunun nedenini onların kişisel özellikleriyle sınırlarsak, işsizlik sorununu çözmek için bireylere yönelik çözümler üretmek zorunda kalırız.

İşsizlik sorununa, eğitim olanaklarının kısıtlı olması, iş alanlarının azlığı, üretilen politikaların
sonuç getirmemesi gibi konulardan kaynaklandığını düşünerek yaklaşırsak ve nedenlerini kişisel değil dışsal ve durumsal etkenlere bağlarsak üreteceğimiz çözümlerin nitelikleri çok başka olacaktır.

Atfetme yanılgısı

Temel Atfetme yanılgısı

Yukarıda belirtilenler, kişisel özelliklerin hiçbir etki taşımadığı ve her olayın nedeninin koşullarda yattığı
anlamına gelmez. Burada üstünde durmak istediğim, davranışların nedeninin içinde bulunulan koşullarda yatma olasılığında bile, olayı kişisel özelliklere dayanarak açıklamaya meyilli olduğumuzdur.

Burada öğrendiklerimiz, bizleri temel atfetme konusunda duyarlı yapmalı ve yaptığımız içsel/kişisel atıfların her zaman doğru olmama olasılığına karşı uyanık tutmalıdır.

Temel atfetme yanılgısı gerçekten temel bir yanılgı mıdır?

Temel atfetme yanılgısı, batı, özellikle Amerikan kültüründe yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Bireylerin özerk, içsel dürtülere dayanarak hareket eden varlıklar olduğu varsayılan batı toplumlarında bu tür bir yanılgının görülme olasılığı yüksektir. Araştırmalar da bunu gösteriyor.

Ancak bunun temel bir insan olgusu olup olmadığı, ancak batı toplumu dışında yapılan araştırmalarla saptanabilir. Örneğin yoğun insanlararası ilişkilerin yaygın olduğu toplulukçu toplumlarda, bireyin davranışının sosyal ortamdan, başkalarının beklentilerinden etkilenebileceği daha çok kabul edilir.

Farklı anlayışların hüküm sürdüğü toplumlarda yapılan atıflarda farklılık olup olmadığını anlamak için Joan Miller (1984) Amerikalı ve Hintli değişik yaşlardaki kişilerden bazı olumlu ve olumsuz olayların ve davranışların nedenlerini tahmin etmelerini istemiştir.

Sonuçlar bu iki kültürdeki 8-11 yaş arası çocukların atıflarında anlamlı bir farklılığının çıkmadığını göstermiştir. Ancak, deneklerin yaşı arttıkça, Amerikalılar daha fazla kişisel/içsel özelliklere dayalı atıflarda bulunurken, Hintliler daha çok dışsal/durumsal etkenlere dayalı atıflarda bulunmuşlardır.

Örneğin, deneklere verilen bir yazılı haberde bir kişinin yolda gördüğü bir trafik kazasına bir yaralıyı hastaneye götürmediği belirtilmiş ve bu davranışının sebebini tahmin etmeleri istenmişti.

Amerikalı deneklerin büyük bir oranı (%36) bu davranışın o kişinin kötü bir kişi olduğu, yardımsever olmadığı gibi kişisel/içsel nedenlerle açıklarken, küçük bir oranı (%17) durumsal etkenlere atıfta bulunmuştur.

Hintli deneklerin ise tam tersine durumsal/dışsal atıfları kişisel/içsel atıflardan daha çok kullandığı görülmüştür (sırasıyla %32 ve %15). Örneğin, o kişinin işe geç kalmayı göze alamayacağı çünkü patronunun işe vaktinde gelmesini beklediği gibi açıklamalar kullanılmıştır.

Bu ve bu konuda yapılan başka araştırmalar göstermiştir ki;

temel atfetme yanılgısı bireyci kültürlerde daha yaygındır ve sosyalleşmeyle birlikte öğrenilmektedir. Özellikle bireyci bir dünya görüşünün baskın olduğu kültürlerde kişiyi davranışlarının sorumlusu olarak görme eğilimi, toplulukçu toplumlardan daha yüksektir.

Türkiye gibi toplulukçu kültürlerde ise sosyal ortamın (başkalarının beklentilerinin, kişinin içinde bulunduğu sosyal rolün vb.) etkisi daha çok vurgulanır. Bu eğilimlerin biri doğru, biri yanlış diye bir şey yoktur. Önemli olan bu eğilimlerin, sosyal davranışları algılama ve yorumlamamızı etkilediğini anlamamızdır.

Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, bu farklılıklara rağmen, atıf, temel bir insan olgusudur ve atıf sürecinde kullanılan boyutlar evrenseldir. Örneğin, araştırmalar gösteriyor ki, nedensel atıfların odağı, kalıcılık derecesi ve kontrol edilebilirliği, insanların olayları ve davranışları açıklamada en çok kullandıkları boyutlardır (Meyer & Koebl, 1982).

Kültürler-arası araştırmaların sonuçları da, yapılan atıflarda yukarıda kullanılan boyutların hem bireyci hem de toplulukçu kültürlerde kullanıldığı göstermiştir (Hau & Salili, 1991; Schuster, Fosterling & Weiner, 1989).

Kaynak: Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı / Yeni İnsan ve İnsanlar – Evrim Yayınları Kitabından alınmıştır

İlişkide Aldatmadan daha çok Acıtan 6 durum

Öğrendikten Sonra Bir Kuş Tüyü Gibi Hafiflemenizi Sağlayacak 6 Psikolojik Gerçek

Bir Erkeğin Sizi Sevdiğini Gösteren 5 İstemsiz Davranış

Kadın M.stürbasyonu Hakkında 7 Şaşırtıcı Bilgi

Karakter Analizi Doğum Ayına Göre Belirlemek

Mutlaka okunması gereken İnsan Beynini Geliştiren 7 Roman

Kadınlar C.nsellikte Hangi Burçla Uyumlusunuz İşte Cevabı?

Bir Erkeğin Gözünde Tatlı Görünen 5 Kadın Karakteri

‘Seni Seviyorum’ Demesinden Daha Anlamlı Küçük Ama Önemli 7 Şey

Cinsel Keşif ve Psikoloji Üzerine Son Yıllarda Çekilmiş En İyi 4 Film

Başladıktan Sonra Elinizden Bırakamayacağınız 5 Mükemmel Kitap

Ölmeden Önce Mutlaka İzlenmesi Gereken 5 Başyapıt Film

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir