Şair olmadığını anlayan Karl Marx'ın Kederi

Şair olmadığını anlayan Karl Marx’ın Kederi

Şair olmadığını anlayan Karl Marx’ın Kederi

Şair olmadığını anlayan Karl Marx’ın Kederi : Şair olarak doğmuştu. Başka ne yapabilirdi? Şair olarak, çocukluğundan beri hayal ettiği harikaları gerçekleştirecekti. Bu mesele onun için çok mühimdi. Gece ve Gündüz zamanının en büyük kısmını yazmaya veriyor, bütün enerjisi, irade kudreti ve inancını bu yolda kullanıyordu. Yazılı kağıt yığınları odasında toplanmaya başladı.

Bunlar, not, taslak, ilk fışkırışlar ve kat’i şeklini almış yazılardı. Karl Marx, asla durmak nedir bilmiyordu. Sevgilisinin hayaliyleharekete geçmiş bir haldeydi ve bu yolda, sert bir atışla dünyada baş mevkii kendisi için fethetmek hususundaki vahşi kararı da ona klavuzluk ediyordu.



Marx veluttu. Bir kaç ay içinde hayli yazı yazmıştı. Bunlardan iki kabarık el yazısı ”Aşkın birinci kitabı”,”Aşkın ikinci kitabı” başlıklarını taşıyordu. Bu aşk kitaplarının üzerinde şu ithaf cümlesi okunuyordu. ”Aziz ve ebedi sevgilim Jenny Von Westphalen’e! Üçüncü yazı müsveddelerine ”Şarkılar kitabı” adını münasip görmüştü.

Bunlardan adı konmamış dördüncü müsvetteyi babasına ithaf etmişti. Ovid’in Odes’larının tercümesin başladı. Bunlar projelerinin sadece bir kısmını teşkil ediyordu. ”Cleantes” adlı şairane bir diyalog yazdı, sonra ”Scorpion ve Felix” adlı bir komik hikaye kaleme aldı. Bunu da klasik tarzda yazılmış ”Qulanem” adlı trajedi takip etti. Berlin’de geçen ilk aylar zarfında roman ve trajedisinin ilk fasıllarını babasına gönderebilecek kadar çalışmalarını ilerletti.

Aşağı yukarı bu sıralarda baba Marx’ın sıhhati bozulmaya başladı. Musallat bir öksürük onu halsiz düşürüyordu. Bu yüzden çalışması da gitgide güçleşiyordu. Doktoru, onu havası iyi gelecek bir yerde tedavi için gönderdi, fakat iki aylık tedavi, vaziyetine bir düzelme getirmedi. Baba Marx üzüntüye kapıldı ve telaşlanma belirtileri başgösterdi. En küçüğü on iki yaşında olan sekiz çocuk onun emeği ile yaşıyordu.

Bunlardan hiçbiri, o sırada kendi çalışması ile hayatını devam ettiremezdi. Eğer Karl Marx istikbalinin şairlikte olduğuna kanaat getirmişse onu niçin durdurmalıydı? Bir çok şair on dokuzunda şöhrete
erişebildiği halde, bir hakim kendi kanatları ile uçabilmek için, üniversiteyi bitirme imkanlarından sonra yıllarca beklemek zorunda idi. Karl Marx’tan bütün dikkatini dersleri üzerinde toplamasını rica etmek gerekli miydi? Aksine onu üniversiteye devamını uzatsa bile bir zaman için kendisini edebiyat projeleri
üzerinde teksif etmekte serbest bırakmak gerekmez miydi?

Heinrich Marx da bu yolu tercih etti. Karl Marx’a ne kadar rahatsız olduğunu ve mümkün olduğu kadar çabuk şöhrete erişmesini ve dünyada dikkate değer bir adım atmasının ne kadar ehemmiyetli olduğunu anlattı. Hatta muvaffakiyet vadeden edebi bir düşünce de aklına geldi. Baba Marx, oğlu Karl Marx’a şöyle yazıyordu.

‘Tabi sana ancak telkin ve tavsiyede bulunabilirim. Sen beni aştın ve bu hususta benden üstünsün. Fakat Prusya tarihine ait bir vakayı kaleme almak alakaya layık bir mevzu olmaz mı? Tabi bu vaka, Prusya Krallarının en şanlı vaziyetlerini aksettirecekti. Waterloo Savaşı, işlenmesi fevkale haz verici bir mevzu olarak ele alınabilirdi. Baba Marx sözlerine şöyle devam ediyordu. ” İhtimal destan şeklini ve ya tercih ettiğin başka bir şekli işleyeceksin, zira sen benden daha salahiyetlisin. Böyle bir eser vatanperverane hisle dolu olduğu, samimi bir Alman ruhu ile yazıldığı taktirde seni bir şöhret haline getirmeye yeter.” Ve sözlerini Prusya’yı bir değersizmiş gibi göstermeye hazır tenkitlere ateş püskürerek sona erdiriyordu.

Fakat ne yazık ki, baba Marx’ın mektubu, Karl Marx’ın eline geç ulaştı. O, kendine güvenin baş döndürücü zirvesinden çoktan aşağıya yuvarlanmıştı. Rahatsız edici bir duygunun pençesi içindeydi. Dünyayı ayaklarına kapandıracak Alaeddin’in sihirli lambasına sahip bulunmadığı düşüncesi birden zihnine yerleşivermişti. Şair değildi; binlerce ve binlerce benzeri bulunan bir heveskardan başka hiçbir şey değildi. Dergilere yolladığı bazı yazıları tek bir cesaret verici söz olsun eklenmeden kendisine geri gönderildiği zaman, şiir kabiliyeti bulunduğuna dair vehimlerini bırakmak zorunda kaldı.

Bu geri gönderme işini önce dergi sahiplerinin-şüphesiz bunlar ihtiyardı- kıskançlıklarına bağladı. Fakat şimdi onun karşısında bulunan hakikat, o zamana kadar yazdıklarında en ufak bir istidat bulunmadığını, hele dehadan bahsetmenin bir delilik olacağını yüzüne karşı haykırıyordu. Kendisinin ümit kırıcı yorumu ise şöyledi. ”Hiçbir şey aydınlık değil”, duygular şekilsiz ve adileştirilmiş, hiçbir şey tabi değil, şairane düşünce yerine hitabet akisleri ve rüzgarları var.”

Batmanın ortasında suya düşen şair yalnız kalıyordu. Bir zaman boyunca, hiç değilse şiir dünyasının sınırlarına yakın ve yalnız kendine mahsus bir hükümranlık bölgesi meydana getirme kabiliyeti bulunduğu ümidine sarıldı. Dram tenkidi ile uğraşacak bir dergi çıkarmak için projeler kuruyordu. Hatta bu hususta, babasına, estetik sahasında tanınmış meşhurların yardımlarını temin etmiş bulunduğunu söyleyecek kadar da ileri gitti.

Oysa kendisi üniversitede henüz ikinci yılını dolduran karanlık bir öğrenciden başka bir şey değildi. Zaten bu projede kısa zamanda hayal halinde uçup gitti. Karl Marx, şair olmak ümidini tamamı ile kaybetmişti. Artık ne kuvveti ne de arzusu vardı.

Kaynak: edebivizör editörleri tarafından Marx-Engels; Gesamt Ausgabe. Erste Abtellung, cilt 1,2, kısım, sayfa. 247-Leopold Schwarzsehildi-Marx’ın Yıkılışı kitaplarından kısaltılarak alınmıştır.




0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir