Rus Kadın Yazar Lyudmila Petruşevskaya’nın Hayatı

Rus Kadın Yazar Lyudmila Petruşevskaya’nın Hayatı

Çağdaş Rus Edebiyatında Kadını Edebiyatın Dili Yapmayı Başarmış Bir Yazar

Lyudmila Stepanovna Petruşevskaya, Rus edebiyatında adını öykü masal ve tiyatro oyunları ile duyurmuş bir yazardır. Ayrıca film ve çizgi film senaryoları, şiirleri ve fıkra türünde eserleri de vardır. Bunların dışında müzik ve resimle de yakından ilgilendiğini biliyoruz. 2004 yılında roman türünde yazdığı ve Rus BUKER’ine aday gösterilen Bir Numara ya da Başka Olanaklar Sunan Bahçelerde (Nomer odin, ili v sadah drugih vozmojnostey) adlı eseriyle Rusya’da şiddetli tartışmalara konu oldu.




Petruşevskaya, günümüz Rus edebiyatının yaşlı kuşak yazarlarındandır. İlk öykülerini 1960’lı yıllarda yazmaya başlamış, ancak eserleri Sovyet Döneminde sıcak karşılanmamıştır. Bu dönemde yayıncıların ve edebiyat eleştirmenlerinin yazara karşı tepkisi onu fark etmemek şeklinde olmuştur. Bugün bu olumsuz tepkiye gösterilen en önemli nedenlerden birisi, Petruşevskaya’nın resmi edebiyat akımı olan sosyalist gerçekçilik yerine postmodernizmi benimsemesidir. Bir başka neden, eserlerinde yarattığı Rus kadını imgesiyle geleneksel idealleri yıkmasıdır. Bunlara ilave etmemiz gereken bir neden daha var:

Sovyetler Birliği döneminde kadın erkek eşitliğinin ilan edilmesi ile birlikte kadınların dünyasına ait sorunların da ortadan kalktığı resmi olarak kabul edilmişti. Oysa, bugün o dönemde yaşayanlar için dile getirilenler, yasalar karşısında erkekler ile eşit haklara sahip olmak kadının iş yerindeki yükümlülüklerini ağırlaştırmaktan öteye gitmemiştir şeklinde.

Gösterilen gerekçe ise, yeni yasaların kadınların eşit olmayan koşullarla ama eşit haklar ile rekabet etmesini talep etmesidir. Dolayısı ile yaşanan sorunları dile getirmek, olumsuz tepkileri göze almak anlamına geliyordu. Perestroyka’nın ilanından sonra bu sorunlar gündemden kalktı. Böylece, yazarın eserlerinin yayımlanması ile ilgili sorunlarda çözülmüş oldu. Petruşevskaya, okurlarının karşısına eserleri ile çıkmayı prensip edinmiş bir yazardı. 1998 yılında Layla ve Mara adlı öyküsünü incelerken biyografisi ile ilgili ulaşabildiğim bilgiler şunlardı:

1938 Moskova doğumludur. İkinci Dünya Savaşı’nda babasını kaybetmiştir. Bir süre annesi ile birlikte Ufa’da akrabalarının yanında yaşamış, sonra Ufa’da bulunan yetimhaneye verilmiştir. Savaştan sonra Moskova’ya dönmüş, takip eden yıllarda Moskova Devlet Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’ni bitirmiş, bir süre Moskova gazetelerinde muhabirlik yapmış, farklı yayınevlerinde çalışmış, 1972 yılında Televizyon Merkez Stüdyosu’nda yönetmenlik yapmıştır.

Petruşevskaya halen Moskova’da yaşıyor ve o günlerde röportaj vermek konusunda cimri olmayı tercih ediyordu. Sekiz yıl sonra 2006 yılında yazarlarla ilgili araştırmalara yeniden başladığımda eserlerinin ve eserleri ile ilgili değerlendirmelerin sayısı artmıştı, özel yaşamı ile ilgili bilgilere ise şunlar eklenmişti. Şovmen, modacı ve tiyatro yönetmeni olarak adından ve yeteneklerinden sıkça behsedilen bir oğlu ve çok sevdiği bir torunu var. Yıl 2008 oldu. Petruşevskaya artık yetmiş yaşında bir yazar ve okurları ile diyalog kurmak için, medyanın ve teknolojinin olanaklarını günümüz değerlerinin talep ettiği ölçülerde, başarıyla kullanıyor.

Rus edebiyat tarihinde, Perestroyka’nın ilanından sonra yaşama olanağı bulan ilginç iki fenomenden bahsedilir. Bunlardan birisi postmodern akımla, diğeri edebiyat dünyasında adını duyuran kadın yazarlarla ilgilidir. Abaşeva’nın tanımlamasıyla, ”Herşeye rağmen sonunda bizde de (Rusya’da da) kadın edebiyatı doğmuştur.” Petruşevskaya’nın postmodern geleneğin temsilcisi bir kadın yazar olması nedeniyle bu fenomenlerden ikisi de
araştırmamınızın kapsamına giriyor. Rusya kaynaklı araştırmaların sonucuna göre, daha da önceki dönemlerde de yazar ve özellikle de şair olarak kadın isimleri Rus edebiyat tarihinde kayıtlıdır. Ama bu edebiyatçılardan yalnızca münferit olarak bahsedebiliyoruz.




Örneğin: Zinaida Gippius (şair), Marina Tsvetayeva (şair) Oysa bugün durum çok farklı, herşeyden önce edebiyat tarihinin hiçbir döneminde bu sayıda kadın yazarı tabiriyle rekabet ederlerken görme olanağımız olmamıştı.
Lyudmila Petruşevskaya, Tatyana Tolstaya, Viktoriya Tokareva, Nina Sadur, Larisa Vaneyeva, Lyudmila Ulitskaya, İrina Polyanskaya, Valeriya Narbikova vd. Bu yazarların eserleri yalnızca Rusya’da değil, yurtdışında da okur buluyor. Özellikle feminist hareketin temsilcileri sınıflandırma yaparken kadın yazarlar için ayrıcalıklı bir konum belirliyorlar. Bu hareketin karşıtları ise, kadınları ikinci sınıf insan olarak görüyorlar, dolayısı ile ikinci sınıf insanın kaleminden çıkan eseride ikinci sınıf edebiyat kategorisine sokuyorlar.

Tahmin edileceği gibi, bunlar radikal gruplar. Bir de eserleri, sanatsal niteliğini dikkate alarak iyi ve kötü diye ayıran ve çoğunlukla kalan gruplar var. Ama alışılageldiği gibi, radikal azınlığın ses tonu daha yüksek ve agresif. Ayrıca bu grupların tartışmaları çoğu zaman edebiyatın sınırları dışına çıkıyor. Benzer bir kutuplaşmada Petruşevkaya’nın hayranları ile karşıtları arasında oluşmuş gibi görünüyor. Hayranlarına göre, Lyudmila Petruşevskaya’nın eserlerinde kadın edebiyatın konusu olmaktan çıkarak edebiyatın sesi olmayı başarmıştır. Bu
şu anlama geliyor. Bugüne kadar kadın hep erkeğin bakış açısıyla nasıl algılanılıyorsa öyle anlatıldı. Tıpkı bir çiçek gibi bir nehir gibi, bir kent gibi.

Önceki dönemlerde kadının dili yoktu, kendine ait bir bakış açısı yoktu. Daha doğrusu sahip olduğu dil ve bakış açısı, erkeğin yüzyıllardır kodladığı biçimde şekillenmişti. Bu düşünce değerlendirilmeye alındığı zaman, Lyudmila Petruşevskaya’nın sanatıyla ilgili yukarıda söylenenlerin ne kadar iddialı olduğu görülür. Karşıt görüşlere gelince. Özellikle 2004 yılında aldığı olumsuz eleştiriler Lyudmila Petruşevskaya’nın roman türünde yazdığı Bir Numara ya da Başka Olanaklar Sunan Bahçelerde adlı eseriyle ilgiliydi.

Andrey Nemzer ve Alla Latınina Bir Numara….’nın roman olarak kabul edilemeyeceği, ayrıca ticari kaygılarla yazılmış olduğu görüşündeydiler. Mihail Zolotonosov ise, eseri 2004 yılının olayı olarak kabul ediyordu. Sonuçta, eser Rusya’nın en prestijli ödülü olan BUKER’in aday listesinde, ilk altı arasına beşinci sıradan girerek yer aldı. BUKER Rus edebiyatında roman türünün 19. yüzyılda yaşadığı altın çağı yeniden yakalamak için yazarları motive etmek amacıyla düşünülmüş bir ödül. BUKER her yılın sonunda o yıl yayımlanmış olan romanlara veriliyor.

Lyudmila Petruşevskaya bu ödüle iki kez aday gösterilmiştir. İlkinde 1992 yılında yine beşinci sıradan Zaman Gecedir (Vremya noç) adlı eseri ile listeye girmiştir. Bu noktada Andrey Nemzer ve Alla Latınina tarafından, özellikle BUKER’in seçici kuruluna yöneltilen eleştirilerin çok da haksız olmadığı dikkat çekiyor. Çünkü 1992 yılında uzun öykü türünde yazılmış olan Zaman Gecedir’in nasıl olupda roman ödülüne aday gösterildi sorusu yanıtsız kalıyor.

Diğer yandan, Lyudmila Petruşevskaya’nın eserlerinin sanat değeri ile ilgili yapılan değerlendirmelerin ne kadar isabetli olduğunu (veya olmadığını) yazarın eserlerinin ömrü belirleyecektir. Lyudmila Petruşevskaya, 20. yüzyılın yaşam ve sanat deneyimini 21. yüzyıla aktaran ara kuşağa ait bir yazardır. Bu nedenle Lyudmila Petruşevskaya’nın eserlerini Sovyet kültüründen kopararak incelemek isabetli bir yaklaşım olmaz. Çünkü Lyudmila Petruşevskaya, bir birey olarak, bir entelektüel olarak ve bir yazar olarak Sovyet kültürü ile yetişmiştir. Dolayısı ile bu kültür yazarın sanatının beslendiği ilk kaynak olmuştur.

Kaynak: Birsen Karaca – Rus Edebiyatının Açılımları / Kavis yayınları kitabından alınmıştır.

[Toplam: 1   Ortalama: 5/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir