Önde Gelen Bulgar Yazar Yordan Yovkov’un Hayatı

Klasik Bulgar yazarı Yordan Yovkov‘un 100. yıldönümü dolayısı ile Bulgaristan’da 1980 yılı boyunca büyük anma törenleri düzenlenmişti. Yovkov, Bulgar Edebiyatının en büyük ustalarından biridir. İnsancılık (humanisme) ile dopdolu yapıtları, köy ve köylü yaşamını gerçekçi bir biçimde canlandırır. İnce bir gözlemcilikle, bu büyük ruhbilimci yazar, Bulgar Krallığı koşullarında yaşayan köylülerin yazgısını, acılarını yapıtlarında ölümsüzleştirmiştir. Kimisi öğretmenlik yaptığı Rumeli Türk köylerinden alınma birçok öykü, roman, tiyatro yapıtı yazdı. Bunların başlıcaları dünya dillerine çevrildiği gibi, birkaçı dilimize de aktarıldı.

Yordan Stefanov Yovkov, 9 Kasım 1880 tarihinde İslimye (Sliven) ilinin Jeravna köyünde doğdu, 15 Ekim 1937’de Sofya’da öldü. Küçük bir çocukken güzel resimler çizer; bilgi edinmeye, her şeyi öğrenmeye büyük bir merak gösterirmiş. Osmanlı İmparatorluğu çağında ve Bulgaristan bağımsızlığını elde ettikten 1882 yılına dek Hacıoğlu-Pazarcığı, o tarihten 1949 yılına değin Dobric, daha sonra Sovyet Mareşali Tolbuhin, bugün yine Dobriç adına alan ilçenin (şimdi yazarın adına bağlanarak Yovkovo adını alan) -o zamanki adıyla- Çıfıt-kuyusu köyüne, ailesi 1897 yılında göç etmişti. Sofya Lisesi’ni bitirdi (1900). Sofya yakınında Bali-Efendi (Knâjevo) köyündeki Yedeksubay Okulu’nda okudu (1913). Daha sonra, Sofya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne yazıldıysa da, maddesel olanaksızlık yüzünden, yüksek öğrenimini yarım bırakmak zorunda kaldı. Dobruca köylerinde tam 11 yıl öğretmenlik yaptı. Bölge halkının çoğunluğu Türk olduğundan Türkçe öğrendi. Yapıtlarında bol bol Türkçe sözcük, deyim ve atasözü kullandı. O sıra da bölgedeki yer adları Türkçe olduğundan, bunları Türkçe
olarak yazdı. Türk dostudur. Öykü kahramanlarının birçoğu Türk’tür Türkçe takma adlar almıştır.





Bükreş Bulgar Elçiliği’ne basın ataşesi olarak atandı (1920) Aylığı yetersiz olduğundan, ailesini ancak geçindirebiliyordu. Hep görevinden alınacağı korkusu içinde yaşıyordu. İlerleyip yükselme olanağı göremeyince, elçilik çevirmeni olmak zorunda kaldı (1925) Bu haksız aşağılanmayı yazar, büyük bir acı ve ağrı içinde, coşkun bir duygusallıkla karşıladı. Kendiliğinden işinden çekildi (1927) Yaşamının son 10 yılını, Sofya da Dışişleri Bakanlığı cevirmeni olarak geçirdi. Yovkov adı basında ilkin 1906’da görüldü: Simgecilere öykünen kötü “manzumeler”le işe başladı. Gücünün şiirde olmadığını kısa sürede anlayı bundan vazgeçti. “Çoban Uzüntüsü” başlıklı ilk kısa Öyküsü, Prosveta dergisinde yayımlandı (1910, bunun Türkçesi “Bir Çoban Öyküsü” başlığı ve M. Türker Acaroğlu çevirisiyle Edebiyat Cephesi gazetesinin 16-31 Agustos 1980 tarihli 36. sayısında çıktığı gibi, bu kitaba da alınmıştır).

Balkan ve Birinci Dünya Savaşları yıllarında Yovkov, cephe yaşamı üstüne gerçekçi, derin insancıl öykü ve röportajlar yazdı. Eski çağlardaki Jeravna’ya bağlı insanları, türküler ve efsanelerdeki, gençlik anılarındaki yitik ahlaksal güzelliği arıyordu. Konuları ve kahramanları yaratırken, her zaman gerçek olaylarla insanlara dayanırsa da, bunları öylesine birleştirip anlamlandırır ki, tipik birer Yovkovvari biçim alırlar. Kaleminin dokunduğu her şey,
soylulaşıp yücelir. Yazarın yarattığı canlı tiplerin yaşamdaki asılları, tanınmayacak denli değişir. Yazar güzeli, yiğitliği arar. Yovkov’un konularının gelişimi, kahramanlarının kuruluşu; felsefi anlayışına organik biçimde bağlıdır. Yapıtlarının metin altından, dünyayı sevginin kurtaracağı, hınç ve kinin batıracağı sonucu sezinlenmektedir. Dünyanın kurtuluşunu, Yovkov, insanların kendi kendilerini ahlak bakımından geliştirip olgunlaştırmasında bulur. Onda zahitliğe, gizemciliğe eğilim yoktur; o, yaşamın güzelliğini benimseyip onaylar. Kimi zaman Yovkov, kahramanlarının iç mantığının sonuna dek etkinlik göstermesine izin vermez, öykücülüğü inandırıcı olmayan bir sonuca varır.

Sanatının hiçbir yerinde kötülük başarı kazanmaz. Aynı adı taşıyan öyküsündeki Senebir’li kardeşler. “Postolov’un değirmenlerindeki Jenda, Hasatçı romanındaki Taçka’nın dışında kalan tüm öteki olumsuz kahramanlar, içten bir pişmanlık ve nedamet duyup insancıllaşırlar. İnsanları yüceltip soylulaştırarak, Yovkov, acımasız davranışlara kendince karşı çıkar. Çokluk, yaşama ilişkin araç-gereç kendisini sert sınıf ayrılıklarına yöneltir. Irgatlarının çalışmasını acımasızca sömüren yabanıl “çorbacı’ları canlandırır. “Serseri”‘deki Dafin, “iki Düşman’daki Kalin gibi, haksızlığa uğrayan insanları derin bir acıma ve sevgi ile anlatır, tümüyle onların yanıbaşındadır. Toplumsal uyuşmazlıkları, yazar, kendine özgü bir biçimde çözümler. Ansızın bunları yoluna koyar, uyum ve başarıyı sanatıyla sağlar. İnsanın duyunç ve bilincine aşırı ölçüde inanır. Olayın korkusu, onu öfkelendirir. “Vilkadin Tanrı ile konuşuyor”daki Vilkadin tipiyle köleliğe, toplumsal adaletsizliğe karşı çıkar, başkaldırır.

Gerçekçi başyapıtlar yaratır, çünkü çalışan köylünün ruhunu inceliklerine dek tanır, onun acıları ile sevinçlerini anlar. Ahlaksal değerleri, sanatının orta yerine koyar. Bu değerler, her zaman geçerlidir: onlarsız yaşam bütün güzellik ve anlamını, insanlık duyunç ve namusunu, insancıl işlere karşı eğilimini, başkasının acısına derin bir saygı ve hoşgörüyü yitirebilir. Onun sanatı işi ve çalışmayı över, yüceltir. Yovkov’un sevdiği kahramanlar; yumuşak huylu, ahlakça bozulmamış, çalışkan köylülerdir. “Telgraf Telleri Boyunca” öyküsündeki Mokanin, aynı adı taşıyan öyküdeki Serafim, “Konuşabilselerdi” öyküsündeki Mitus Amca vb. gibi. Kahramanları arasında Albena, Jenda, Slavenka gibi günah işleyenler; Roydü, Senebir’li kardeşler, Vilçan, Zlatil, Rali gibi yabanıl
sömürücüler; Şibil ve İnce gibi yol kesici haydutlar da vardır. Ancak, hemen hemen hepsi, hatta en azılı katiller bile, ahlakça kökten değişip bambaşka bir insan olurlar. Yazar, güzellik ve yiğitliğin mucizeli gücüne inanır. Güzelliğe karşı özel ve derin bir saygı, onun özyapısıdır. Yovkov’un iyimserliğinde pek çok duygusal güzellik ile ahlaksal yücelik vardır.

Boryana, Zlatil’in loş evine bir aydınlık, dirlik-düzenlik getirir. Ama, kadın güzelliği uğursuz da olabilir. Albena ile Jenda’yı güzellikleri suça iter. Sarandovitsa’nın büyüleyici güzelliği, demirkapan (mıknatıs) bir güç gibi, erkekleri Kuzgun Hanı’na çeker. Mosko Baba’yı bitkin düşürür, Bataşki’yi kendini öldürmeye götürür. Ancak yazar bu kahramanlarına karşı hoşgörülüdür; güzellik günahı temizler arındırır. Yovkov, Balkan Efsanelerinde ozanca dile getirdiği yiğit yaradılışlı insanları da sever. Bunlar, olağanüstü davranış ve özveriye eğilimli, görülmemiş bir duygu gücü olan duygusal (romantik) kişilerdir. Yazarın sanat dünyası coşkulu, ilkel adamlarla (aynı adı taşıyan öyküdeki David Baba gibi), yapayalnız mutsuz düşkurucu insanlarla (“Düşkurucu”daki Boyanov, “Kuzgun Hanı’nda Geceler”deki Palazov gibi) dopdoludur. “Tekerleklerin Türküsü” öyküsünün kahramanı, türkü söyleyen arabaların sanatçı ve bilgili ustası Salih Yaşar vb. gibi Rumeli’nin yerli Türkleri de hep bu dünyanın içindedir.





Yazar düzenci, devingen olguları sevmez. Öykülerindeki olaylar ikinci tasarıda (planda) kalır. Anlatım dingin, düzgün gider. Yovkov, kişileri canlandırmak, iç dünyalarına girmek, yüksek bir coşku havasına erişmek üzere, sanatçıca betimlemenin varsıllıklarından yararlanır. Ruhbilimsel özyapısında başlıca rolü; belirgin, anlamlı nitelemelerle dolu yazarlık dili ve biçemi oynar. Sağlam ruhlu halk adamları, ilgisini çeker. Anlaşılması güç, aydın kimseler olmasalar da, kahramanları canlıdır, kişiselleştirilmiştir, varsıl ruhludur. Kendi dramlarını yaşar, ağır ahlaksal serüvenlerden geçerler. “Kuzgun Hanı’nda Geceler” ile “Konuşabilselerdi” de Yovkov, sanat biçemlerinde son kerte tutumludur. Bu, öykü dizilerindeki olaylar, dıştan pek dingin, sanki hiç olgusuzmuş gibi
geçer. Yazar, kahramanlarının ruhunu çözümlemez, yalnızca görünümlerinin kimi ayrıntılarıyla dış portrelerinin taslağını çizer. Yovkov, insan öz yapılarını açıp yayma eğilimi göstermez, genel havayı verip bize aşılamak ister. İnsanların yanı başında, hayvanları da anlatır. Onların da bir ic dünyası, belirli bir kişiliği vardır. Yovkov, yıllar boyu, Gorolomov’un Başından Geçenler adlı güldürü romanı üzerinde çalıştı, ama tamamlayamadı. Bununla, çağdaş kimi toplumsal sorunlara karşı da ilgi duyduğunu göstermek istiyordu:

Seçimlerdeki yasadışı işlemleri, köy muhtarlarının buyurganlığını vb. açığa vurur. Yovkov’un asker Öyküleriyle röportajları ilginç ruhbilimsel ve ahlaksal sorunları içerir. Sıradan savaşçının kişisel yazgısıyla içten kaygılanır, gizli dünyasıyla ilgilenir. Bu tür öykülerin başkahramanı, sıradan bir askerdir. Savaşan bir topluluğun günlük yaşamında görülen türlü anların içine bunca derinlemesine girebilen Yovkov, bu konuda, Bulgar edebiyatında tek ve eşsiz bir yazardır. Lev N. Tolstoy’u bunca coşturmuş olan askerlerin ağlatıcı yazgısı, ölüm sorunu, Yovkov’u da süreklice ilgilendirir, uğraştırır. Yazar, savaşçıların fiziksel acılarından çok, ruhsal kıyınçlarıyla ilgilenir. Barış yaşamında olduğu gibi, cephede de insanlığı, ahlak güzelliğini arar. Yovkov’un tiyatro yapıtlarına gelince, “Albena” öyküsünden bir dram hazırlar. Çok sevdiği günah ve suç, kadın güzelliğinin uğursuzluğu konularından birini oyunlaştırdı. Baş kadın kahramanın iç yüzünü açığa vurup değiştirir, ruhunu yüceltir, suç ve günahtan arındırır. “Boryana” adlı dramı, daha yoğun bir üzüntülü olayı kapsar. Bir baba ile oğlu, kin ve hırs yüzünden, birbirine karşı kükrer. Rali, babasını öldürmek üzeredir. Ama güzel Boryana, bu karanlık ruhları değiştirip Zlatin’in evine bir dirlik-düzenlik getirir. Oyunda Zlatil’in iç dramı sezilir. “Boryana”da da Yovkov’a özgü, insanın ahlaksal uyanışına inanç egemendir.

Sıradan Bir Adam oyununda Yovkov, kendisine yabancı olan kent yaşamını anlatır. Kişilerle davranışları yapmacıktır, hemen hemen hiçbir acı olgu yoktur. Canlı kişileri ve davranışlarıyla seyirciye bol bol kahkahalar attıran “Milyoner” komedyası, yazarın sanatında ilginç bir olaydır. Sergilenmek istenen şey, insan hırsı ve kabalığıdır. Komedyanın konusu pek yalındır; çapraşık düzenler olmadığı gibi, etkili şaşırtılar da yoktur. Bu yapıt, Bulgar komedya edebiyatının en büyük başarılarından biridir. Yovkov; insanlık, soyluluk ve yüceliğin sürgit canlı, ozanca dünyasını yaratır. Rahmetli dostum Prof. Dr. Sabri Esat Siyavuşgil’in bir gazetede çıkan “Rumeli Hikâyeleri” başlıklı fıkrasından bir bölümle sözümüzü noktalayacağız:

Yazar, yaptığı arabalara yollarda ayrı ayrı türkü söyletmesini bilen bir Türk ustasının sanatına içtenlikle hayran olmuş olacak ki Tekerleklerin Türküsü’ adlı hikâyesi, sizi ta içinizden sariyor. Hile ile pusuya düşürülüp öldürülen eşkıya, arslan gibi bir Türk delikanlısı, ama yazar ona yürekten bir mersiye yazmış, kızını bu yiğide münasip görmeyerek tuzağa hazırlamış olan Bulgar çorbacısına lanet okuyor. Hikâyelerin içinde hele bir tanesi var, ‘Mahkeme” başlığını taşıyor; hayatında yerli, yabancı binlerce hikâye okumuş biri sıfatıyla söylüyorum, bu ayarda bir esere cihan edebiyatında dahi zor rastgelinir…“Kitaptaki hikâyelerin hepsi, buram buram Dobruca kokuyor insanların hepsi, Türk olsun, Bulgar olsun, hümanist bir anlayışla gerçek zihniyet ve davranışları içinde yaşatılmıştır…” (Yeni Sabah. İstanbul, 27.01.1964)

Yordan Yovkov Eserleri:

Razkazi (Öyküler, 2 cilt, 1917-18); Jetvarıt (Hasatçı. roman, 1920, gözden geçirilmiş 2. basım 1930); Posledna Radost (Son Sevinç, öyküler, 1926, 2. basımı Pesenta na koleletata / Tekerleklerin Türküsü adıyla, 1933); Staroplaninski Legendi (Balkan Efsaneleri, 1927); Veçeri Han (Kuzgun Hanında Geceler, öyküler. 1928), Razkazi (Öyküler, 3 cilt, 1928-32); Albena (dram, 1930); Milyonerıt (Milyoner, komedya, 1930); Boryana (dram, 1932); Çiflikıt Kray Granitsata (Sınır Boyundaki Çiftlik, roman, 1934); Jensko Sirtse (Kadın Kalbi, öyküler, 1935); Ako Mojeha da Govoryat (Konuşabilselerdi, hayvan öyküleri, 1936); Obiknoven Çovek (Sıradan Bir Adam, dram, 1936); Priklüceniyata na Gorolomov (Gorolomov’un Başından Geçenler, bitmemiş güldürü romanı, 1938, yarım kaldı); Sıbrani Sıçineniya v şest Toma (Bütün Yapıtları, 7 cilt, redaksiyon kurulu: A. Karaliyçev, A. Gulâşki, E. Yovkova, İl. Volen, S. Sultanov, Önsöz: P. Pondev, 1956); Sıbrani Siçineniya v Şest Toma (Tüm Yapıtları, 6 cilt, S. Sultanov’un redaksiyonu ve önsözü ile, 1970).

Türkçedeki Çevirileri: Milyoner Damat (komedya, çev. Sadık Balkan, 1946’da İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda oynandı, basılmadı); Sınırdaki Çiftlik (roman, Almancadaki çevirisinden Tahir Alangu, 1966, pek çok çeviri yanlışı var, M. Türker Acaroğlu’nun aslından yaptığı çeviri Sınır Boyundaki Çiftlik adıyla yakında yayımlanacak); Bulgar Hikâyeleri Antolojisi (derl. ve çev. M. Türker Acaroğlu, 1967, s. 67-104 arasında 6 öyküsünün çevirileri vardır); İnce (seçme 12 küçük öykü, Fransızcadan çev. Nihal Önol, 1968); Tekerleklerin Türküsü (seçme 15 öykü, çev. M. Türker Acaroğlu, 1982); Hasatçı (roman, aslından çev. Adem Şakar, basılmadı).

M. Türker Acaroğlu

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir