Gogol’ün Ölü Canlar Kitabının İncelemesi

Gogol’ün Ölü Canlar Kitabının İncelemesi

Ölü Canlar Kitabı üzerindeki incelememize  diğer eserlerine de özgü olan karakteristik özelliklerden bahsederek başlayalım. Gogol’ün kahramanlarından bazılarının adları eserde resmedilen karakterlerine uygun anlamlar taşır.

Örneğin: Ölü Canlar‘ın baş kişisi Çiçikov’un adı çiçik sözcüğünden türetilmiştir. Bu sözcüğün anlamı ise şıklık düşkünü, kıyafet düşkünü, züppedir. Manilov eserin yazıldığı dönemde sıradan bir soyadıdır, ama Ölü Canlar’ın okurla buluşmasından sonra sözcüklere de kaydedilen bir anlam kazanmıştır.




Bugün Gogol’ün kahramanı Manilov’un soyadından türetilen manilovşçina sözcüğü boş hayaller kuran, yaşama karşı pasif bir iyimserlik içerisinde olan kişiler için kullanılıyor. Koroboçka, Rusça korobka sözcüğünün küçültülmüş şeklidir.

Korobka’nın sözlük anlamı kutu demektir. Ama Gogol kahramanına Koroboçka derken bir başka şeyi daha kestediyor. Yaşını başını almış, hatta ihtiyar sayılabilecek birisi için soyadı olarak sözcüğün küçültülmüş şeklini kullanıyor. Rusça’da bu, o kişinin algılama yeteneği ile ilgili olarak yazarın bazı imalarda bulunduğu anlamına gelir.

Nozdryov, anlamı burun deliği olan nozdry sözcüğünden türetilmiştir. Sobakeviç’in soyadı Türkçe karşılığı köpek olan sobaka sözcüğünden geliyor. Plyuşkin, plyuşka sözcüğünden türetilmiştir ve Türkçedeki karşılığı çörektir. Bu verilerden şöyle bir sonuç çıkıyor. Ölü Canlar‘ın doğru okunabilmesi için, eser kişilerine verilen soyadların ne anlama geldiğini yalnızca uzmanlar değil, okurlarda bilmek zorundadır.

Ölü Canlar Kitabı ‘nda yazarın diğer eserleri ile benzerlik gösteren bir başka özellik, kurmaca içine yerleştirilen kurmacalardır.

"Gogol'ün

Örnekleyelim: Çiçikov’un bir sahtekar olduğu şüphesi doğunca N*** kasabasının sakinleri kadınlı erkekli öyküler ve efsaneler üretmeye başlıyor. Bunlardan özellikle birisi, burada anılmaya değer. Bu, polis müdürünün evinde yapılan toplantı sırasında posta müdürünün Çiçikov’a uyarlayarak anlattığı öyküdür (X.Bölüm). Anlatılan öykü de 1812 savaşında bir bacağını ve bir kolunu kaybetmiş yüzbaşı Kopeykin adında birisi vardır.

Yüzbaşı Kopeykin savaştan sonra çalışmadığı için maddi sıkıntı içerisindedir. Kendisine maaş bağlanması için bürokratik süreci beklemesi gerekmektedir. Sonuçta Kopeykin bir çete kurar ve eşkiyalığa başlar. Posta müdürünün savına göre, Çiçikov, Yüzbaşı Kopeykin’dir. Bu öykü Ölü Canlar‘a montaj tekniği ile
yerleştirilmiştir ve bir kurmaca olarak bağımsız bir öykü niteliği taşıyor.

Grotesk tablolar Gogol’ün eserlerinin vazgeçilmez unsurlarıdır.

Grotesk, ”… giderek dünyayı yabancılaştıran ve onu eğlenceli, hayali bir alana götüren, içinde esrarengiz, tekin olmayan güçlerin egemenliğinin yansıdığı, aslında bir araya gelemez gibi görünen şeylerin, mesala trajikle komiğin, adilikle yüceliğin bir oyun havasında birleştiği biçimsizliğin biçimi, tabiata aykırılığın tabiliği anlamına gelir.”

Gürsel Aytaç tarafından Groteskin bir sanat aracı olarak kullanımıyla ilgili yapılan bu tespitlerin ardından dikkatimizi Ölü Canlar’ın adı ve konusuna yöneltelim. Eserin adı okura bu metinde tekin olmayan bir şeylerin var olduğunu bildiriyor. Çiçikov tarafından artık yaşamda olmayan kölelerin ticari bir meta haline getirilmesiyle de bu tekinsizliğin ne olduğu açığa çıkıyor.

Gogol çizdiği Grotesk tabloları zaman zaman komik öğelerle beziyor. Yemek masasında Manilov’un
büyük oğlunun kardeşinin kulağını ısırdığı sahnede olduğu gibi (II. Bölüm). Yazar bazende aykırıkları benzetme yardımıyla yan yana sunuyor.

Örneğin: Birinci bölümde valinin evindeki baloya katılan şık bayan ve baylar hiç beklenmedik bir anda şeker parçaları üzerine gruplar halinde konan inen karasineklere benzetiliyor. Kısaca, Ölü Canlar’da sunulan grotesk tablolar bağımsız bir araştırmanın konusu olabilecek niteliktedir.




Eser kişilerin zorda kaldıkları anda tek çıkış yolu olarak gördükleri kaçma sahnesin de Gogol’ün eserlerinde sıkça başvurduğu bir çözüm yoludur. Örneğin: Müfettiş (1836) adlı komedide kensini Petersburg’dan gelen memur olarak tanıtan Hlestakov sahtekar olduğu ortaya çıkmak üzereyken, insanları dolandırarak kaçıyor.

Viy adlı öyküde ise Homa Brut batıl inançların etkisiyle sık sık kaçma girişiminde bulunuyor. O din görevlisi kimliği ile görev yapmak durumunda olduğu mekanlardan cadı ve cinlerden korktuğu için kaçıyor. Ölü Canlar’da Çiçikov iki kez kaçıyor: birincisinde Nozdryov’un evinden dayak yemek üzereyken, ikincisinde ise N**** kasabasında sahtekar olduğu ortaya çıkınca.

Gogol’ün eserlerinde anlatıcı genellikle eser kişilerinden birisiymiş gibi hareket eder.

ölü canlar

Gogol’ün Ölü Canlar Kitabının İncelemesi

Anlatıcı tıpkı bir canlı yayın sunucusu gibidir. Olayların olduğu yerdedir ve olup biten her şeyi, hatta kişilerin kafalarından geçen düşünceyi ve duyguları kendi düşünce ve duygularıyla birlikte okura aktarır, okur karşısındaymış gibi onunla diyalog kurar.

Ölü Canlar’da, Çiçikov’un yolculuğu boyunca hiç ayrılmayan bir anlatıcı vardır. Bu anlatıcı da zaman zaman okurlarla diyalog kuruyor: 

”Beyefendi kasketini çıkarttı, gökkuşağı gibi renk renk olan yünlü omuz atkısını çözdü. Böyle omuz atkılarının evli olanlara eşleri kendi elleri ile örer, nasıl bağlanması gerektiğinide öğretir. Bekarlar için bu omuz atkılarını kimin hazırladığını ben bilemiyorum ama, onu Tanrı bilir. Ben hiçbir zaman böyle omuz atkıları kullanmadım.”

Anlatıcının bu tavrı, yani okurla diyaloğa girmesi romantik ironi olarak adlandırılan bir anlatım sanatıdır ve gerçek dünyadaki nesnelerin yaygın olan durumunu ironize etmek için kullanılır. Rus edebiyatında ”ben anlatıcı” biçimini kullanan yazara yakın bir kişi olabilir, hatta onun adına konuşabilir.

Oysa Gürsel Aytaç Alman ve Türk edebiyatındaki verilerden yola çıkarak kurmaca eserlerdeki ben anlatıcının yazar olmadığını söyler. Bu açıdan Ölü Canlar‘ın anlatıcısı Rus edebiyatının özgün karakterini sergileyen ilginç bir veridir. Çünkü bu eserde anlatıcı kendisinin yazar olduğunu açıkça ilan ediyor.

”Yazar, daha önce olduğu gibi kendisine kızmasınlar diye bu iki bayanı nasıl adlandıracağı konusunda epey zorlanıyor. Birisini uydurulmuş bir isimle adlandırmak çok tehlikelidir. Hangi adı düşünürseniz düşünün devletimizin bir köşesinde o adı taşıyan birisi mutlaka bulunacaktır ve öylesine değil, öldüresiye sinirlenecektir, yazar kasten (…) öğrenmek amacıyla gizlice geldi diye konuşmaya başlayacaktır.”

Ölü Canlar Kitabı ‘nda

yazar/anlatıcı kimi zaman eserde anlatılan olayların örgü ağını aralayarak okurla farklı konularda tartışıyor ve tartıştığı konuyla ilgili düşüncelerini yargılarını açıklıyor. Örneğin: VII. Bölümde anlatıcı eserin yazarı kimliğiyle yazarlık mesleği üzerine tartışıyor ve bir yazarın neleri yazınca okurun beğenisini kazandığını ya da tepkisini aldığını kendi deneyim ve yargılarıyla veriyor.

Ölü Canlar Kitabı ‘nda eserin olay örgüsü Çiçikov’un N*** kasabasında kaldığı üç haftalık süre içerisinde çiftlik sahiplerine yaptığı yolculukların yol güzergahı üzerine kurulmuştur. Eser boyunca Çiçikov’un ziyaretleri tüm ayrıntılarıyla veriliyor. Olayların durumlarına ve kişilerin ruh hallerinin anlatıcı tarafından
aktarıldığı zamanlar oluyor.

Bu anlarda anlatıcı bazen olimpik anlatım konumuna geçerek eser kişilerinin birbirleri hakkında ne düşündüklerini bile okura aktarıyor. ”Çiçikov içinden ‘Vay be! iyi ki Sobakeviç’in evinde börekleri mideme indirmiş ve dana böğrünü parçalamışım’ diye düşündü.” Çiçikov ölü canları almak için sırasıyla Manilov’un, Koroboçka’nın, Nozdryov’un, Sobakeviç’in ve Plyuşkin’in çiftliklerini ziyaret ediyor.

Çiçikov bu ziyaretlerin hepsini önceden planlayarak yapmıyor. Koroboçka, Sobakeviç ve Plyuşkin’in çiftliklerine ve yolunu kaybettiği için tesadüfen ya da ziyaret ettiği çiftliğin sahibinden aldığı ön bilgilerden sonra uğruyor. Bu nedenle okurun Çiçikov’un yol haritasını tamamlanmış halde görmesi için eserin sonunu beklemesi gerekiyor.

Ölü Canlar Kitabı ‘nda anlatılan zaman diliminin yılın hangi mevsimine ait olduğu gerçek bir bilmecedir:

Yerde kar yoktur, ama insanlar kalın palto giyerler, yağmur yağıyor, insanlar iliklerine kadar ıslanıyorlar, üşüyorlar, yollar çamur oluyor, arabalar saplanıp kalıyor. Ama ertesi gün güneş açıyor ve yerdeki su birikintilerinden eser kalmıyor.

Seçilen zaman dilimi nisan veya mayıs ayı ise insanların giydiği koyun postu paltolar abartılı kaçıyor. Ama seçilen zaman dilimi eylül veya ekim ayı ise de sorun ortadan kalkmıyor. Çünkü yılın bu zaman diliminde arabaların saplandığı balçıkların sabaha kadar kuruması olanaksızdır.

Ayrıca sonbaharın ilk işaretlerinden olan yaprak dökümüyle ilgili hiçbir bilgi yok. Hasadı yapılmış ama işlenmeden avluda duran buğdayın daha önceki yıllara ait olduğu, ürünün ilgisizlik yüzünden hala kaldırılmadığı söyleniyor.

Bu verilerle yaz ve kış aylarını değerlendirmeye almamızda olanaksız kılınmıştır. Bu açıdan olayların yaşandığı zaman dilimi yazarın okur için kurguladığı bir özel bilmece niteliğindedir. Bu kurgu öyle başarılıdır ki Vlademir Nabokov Gogol’ü Çiçikov’a yaz ayında kürk giydirdiği için dikkatsizlikle suçlayacak kadar ileri gitmiştir.

Böyle ikircikli durumlarla eser kişilerinin dış görünüşleri ve karakterleri verilirkende karşılaşıyoruz. Bunu belgelemek için örneğimiz eserin baş kişisi Çiçikov olsun. O ne çirkindir ne yakışıklı, ne şişmandır ne zayıf, ne yaşlıdır ne genç. Çiçikov ve onun gibilerin saçları da ne kıvırcık ne dalgalı ne de fırça gibi dimdiktir. Ama nasılsıdır?

Okura bu söylenmiyor. Çiçkov’un dış görüntüsüyle ilgili detaylar yazar tarafından tam olarak resmedilmeden bırakılıyor. Böyle anlarda resmin yarım kalan bölümü okurun imgelem gücüne bırakılmıştır.

Ölü Canlar Kitabı içeriğindeki olayların sunuluş biçimi dikkate alındığı zaman macera romanlarının andırır.

Çiçkov’un çiftlik sahipleri ile görüşmek üzere yaptığı her yolculuk serim-düğüm-çözüm bölümleriyle bağımsız bir öykü ve heyecan dolu bir maceradır. Eserin sorunsalının ne olduğu sorusuna gelince: Baş kahraman  Çiçikov bir sahtekardır, ortama bir bukalemundan daha hızlı uyum sağlar, laf cambazıdır, dış görünüşüyle ve konuşmalarıyla güven uyandırabilen bir ustadır.

Çiçikov yaptığı sıra dışı ticaretle okura yalnızca kendisinin değil, bu ticaretin yapılmasına olanak tanıyan insanları da deşifre ediyor. Şöyle bir düşünelim: Eserin sonunda savcı niçin öldü? Emniyet müdürünün evindeki toplantı niçin yapıldı? N*** kasabasındaki kadınlar Çiçikov’a birden neden cephe aldılar?

Çiftlik sahiplerinden Manilov’un düşünce tembeli, Karaboçka’nın bir kutu gibi kapalı ve dar kafalı, Nozdryov’un kumar düşkünü ve sürekli kavga çıkartmak için kurgulanmış bir yalancı, Sobakeviç’in kaba, paraya düşkün bir üç kağıtçı, Plyuşkin’in yamalı karaktere sahip bir pinti olarak resmedilmesinin nedeni yalnızca Çiçikov’un fikir babası ve uygulayıcısı olduğu ölü can ticaretini eleştirmeye mi yönelik?

Yoksa Gogol, Çiçkov’un yardımıyla, onun yaptığı yolculuk ve ziyaretler sırasında kurduğu diyaloglar aracılığıyla toplumda gördüğü kusur ve aksaklıkları mı gösteriyor okurlarına? Ölü Canlar Kitabı ‘nın sorunsalı işte bu soruların yanıtında saklı.

Bu tür insanlarla dünyanın her yerinde ve tüm zamanlarda karşılaşma  olanağının yüksek olması ise Gogol’ün seçtiği konunun evrenselliğinden kaynaklanıyor. Sonuç olarak, Ölü Canlar Kitabı içeriğinde ele alınan sorunlarla güncelliğini, sanat değerleriyle de dünya klasikleri arasındaki yerini hala koruyor.

Pek Bilinmeyen Nobel Edebiyat Ödülü Almış 5 Rus Yazar

Kaynak: Birsen Karaca – Rus Edebiyatının Açılımları / Kavis Yayınları kitabından alınmıştır.

[Toplam: 1   Ortalama: 5/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir