Nail Çakırhan Diplomasız En Büyük Mimarlık Ödülünü Aldı

Nail Çakırhan Diplomasız En Büyük Mimarlık Ödülünü Aldı

Nail Çakırhan Diplomasız En Büyük Mimarlık Ödülünü Aldı

Nail Çakırhan Diplomasız En Büyük Mimarlık Ödülünü Aldı : Bu yazımızda sizlere dünya çapında büyük prestij sahibi ağa han mimarlık ödülü ve onu hiçbir diploması olmadan kazanan Nail Çakırhan’ı tanıtacağız. 

Nail Çakırhan Hayatı

Ülkemizin güzel ili Muğla’da, Ula ilçesinde hayata merhaba dedi Nail Çakırhan. İlk okulu Ula, orta okulu ise Konya’da okur. Daha o yaşlarda yazmaya meraklı olan, Çakırhan, Kervan adlı bir dergi çıkarır, fakat bir dönem sonra yolu İstanbul’a düşer. Bu süre içerisinde Resimli Ay Dergisinde de emek harcamaya başlar. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünde okurken, büyük şair Nazım Hikmet’le tanışır. Ve birlikte “1 1=Bir”i kitabını yazarlar.




Bazı sağlık sorunları nedeniyle, İstanbul’dan Akyaka’ya yerleşir daha sonra. Burada işte olursa olur, yanında iki sağlam usta ile birlikte kendi başına tasarlayıp çizdiği konutların yapımını gerçekleştirir. Yaptığı evler o kadar güzel olur ki kısa sürede bütün turistlerin gözbebeği olur. Doğal olarak artık Nail çakırhan Mimarisi alır başını yürür. Kısa süre sonra tarihi olarak 1983 yılında, uluslararası alanda en saygın Mimarlık Ödüllerinden olan Ağa Han Mimarlık ödülünü kazanır. Hiçbir mimarlık eğitimi almadan böylesi büyük bir yetenekle bu işi gerçekleştirmek elbette, diploma meraklısı birçok kurumu ayağa kaldırır.

Fakat kulağını bunlara tıkayan Nail Çakırhan, aldığı ödül ile Muğla’da çok güzel bir kültürevi inşa eder.

Bunun yanı sıra artık bireysel değil daha geniş çaplı büyük tatil köyleri, çeşitli yapılar gerçekleştirir. Bütün turistlik beldelerdeki, doğal yaşamı ve insan eli değmemiş mimari çalışmaları ile orada büyük bir isim olarak anılır. Yaşamı el verdiğince gerçekleştirmiş olduğu bu güzel çalışmaları ne yazık ki 10 Ekim 2008 tarihinde hayata gözlerine yumana kadar devam eder.

Çakırhan ile ilgili usta yazar Mina Urgan’ın da evini nasıl tasarladığını kitabı Bir Dinazorun Anıları’nda şöyle açıklar.

Zaten ben de ev şansı var. Bodrum’daki o küçük evimi de o hor gördüğüm burjuva kökenlerim sayesinde satın alabildim: 1970’de birgün, bıyıklı, kel kafalı, iri göbekli tanımadığımız iki adam geldi evimize. Ev ve arsa komisyonculuğu yapıyorlarmış. Pendik’te annemin küçük bir arsası olduğunu, onu almak  istediklerini söylediler. Annem, ”olamaz efendim, olamaz. Öyle bir takım evler, arsalar filan vardı; ama hepsini çoktan sattık” dedi. Adamlar ”Pendik’te  küçük bir arsa var” diyorlar, annem ”yok efendim yok, hepsini çoktan sattık” diye direniyor.

Neyse o küçük arsanın her nedense unutulup satılmadığı anlaşıldı. Ve nerede olduğu, değerinin ne kadar olduğu hiç araştırılmadan, dakikasında verildi iki emlakçıya. Annemin eline 30,000 lira geçti. Annem de parayı bana verip ”Bodrum’u seviyorsun; bununla kendine küçük bir yer al orada” dedi.

Gerçi 1970’de bile 30,000 lira büyük bir para değildi; ama benim profesörlük maaşımın on kat fazlasıydı genede. Şimdi iki ekmek bile alınamayacak bu 30,000 lira parayla , henüz moda haline gelmeyen, az sayıdaki meraklısı olan Bodrum’un Kumbahçe mahallesinde, 64 metrekarelik bir alanda, sadece delik deşik dört duvarı ayakta kalan bir yıkıntı aldım. Arkadaşım Nail Çakırhan (hani mimarlık diploması olmadığı halde Ağa Han mimarlık ödülünü aldığı için yüksek mimarların büyük bir kısmını fena halde öfkelendiren Nail Çakırhan) o yıkıntıyı sevimli bir Bodrum evi haline getirdi.

Gelgelelim ne yazık ki Bodrum, bir kaç yıl içinde moda oldu. Bu yüzden ancak ilk bahar, sonbahar ve ara sıra kışın orda oturuyorum. Haziran başı, millet Bodrum’a hücum ederken, gürültüden ve kalabalıktan kaçıp İstanbul’a sığınıyorum, Eylül ortalarına kadar İstanbul’da kalıyorum.




0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir