Kristof Kolomb Amerika Keşfi ve Aztek Kültürünün İmhası

Kristof Kolomb Amerika Keşfi ve Aztek Kültürünün İmhası

Kristof Kolomb Amerika Keşfi ve Aztek Kültürünün İmhası : Ayaklarımın altında önceki yüzyıllarda kurulmuş bir başka kentin, Tenochtitlan’ın olduğunu biliyordum. Ciudad de Mexico Aztekler tarafından ilk olarak 1325 te bir göl üzerinde kurulmuştu. Aztekler, huejote ağacından kazıklar, volkanik kayalar ve kızıl ponza taşı kullanarak burada yeni topraklar kazanmıştı. 250 bin nüfuslu kentte büyük bir tapınak vardı; kent büyüyerek 78 binaya dek ulaşmıştı.




Tlatelolco’da devasa bir ticaret merkezi vardı, burasıda dört mahalleden oluşuyordu. Kimsenin aklına Mısır Piramitleri’nin veya Sfenks’in üzerine bir Hristiyan Katedrali dikmek gelmez, ama Meksika’da 16. yüzyılda olan tam da buydu. Avrupa mimarisi, tarihin gizlenmesi eylemiyle, işgal öncesi mimarisinin üstüne yerleştirilmişti. Böylece kimsenin söylemesine gerek kalmaksızın Ciudad de Mexico sokaklarında yürürken bastırılmış geçmişin tıpkı bir palimpsest gibi yüzyıllar sonra tekrar ortaya çıkabileceğini keşfettim.

İspanya, 1492’de Yenidünya’ya vardığında ateşte yakarak öldürme cezası, hükmetme araçlarından biri olarak zaten bir süreden beri kullanılıyordu. Engizisyon 1478’de kurulmuştu ve İspanya belirgin biçimde savaşkan bir toplumdu: 718’de Pelayo’nun (Pelagius) Müslümanlara başkaldırmasından başlayarak yedi yüzyıl boyunca savaşlar içinde yaşamıştı. Ama 15. yüzyılın sonlarına doğru, zor kullanılarak elde edilen dinsel ve politik birlik tehlikesiydi, çünkü köylülerin çoğu perişan haldeydi; krallığın ve kilisenin kaynakları savaşlar nedeniyle tükenmişti. Bir mucize gerekiyordu.

Çözüm dünyanın -bırakın felsefecileri ve ilahyatçıları- coğrafyacıların bile bilmediği bir köşesinden geldi.

Bıkmak bilmez bir Marco Polo okuru olan, muhtemelen Cenovalı, geçmişi belirsiz bir kişilik olan Kristof Kolomb, daha önce Portekiz’e sunduğu ama şansının yaver gitmediği sıra dışı bir projeyi Fernando ve Isabel’e kabul ettirmeyi başardı. Güneydoğu Asya’ya ulaşmak için yeni bir yol keşfetmek istiyordu, bunun için kendisine para ve izin verdildi. 3 Ağustos 1492’de, tam da Musevilerin İspanya’yı terk etmek zorunda olduğunu bildiren Elhamra Fermanı ‘nın ilan edildiği gün, Palos Limanı’ndan yola çıktı.

Efsanevi Cipango ya da El Dorado Adası’nı bulmayı saplantı haline getiren Kolomb Atlantik’i geçti ve 12 Ekim’de yeni bir dünya bularak (Kristof Kolomb Amerika Keşfi) İspanya İmparatorluğu’nu kurtarmış oldu. Amerika’nın işgali İspanya’yı karmaşadan kurtardı, böylece her şeye izin verildi. Yerel halklara uygulanan soykırım, kölelik, aleni hırsızlık vb. Geri döndüğünde kendisine inanamayacaklarından korkan Kolomb, yedi Taino yerlisi yakaladı ve saraya sonraki yılların en trajik gerçekliğini itiraf etti:

Kristof Kolomb Amerika Keşfi

Kristof Kolomb Amerika Keşfi ve Aztek Kültürünün İmhası

” 50 adamla hepsine egemen olabiliriz”

İşgalciler yeni topraklarda İspanya imparatorluğunun kültürünü yerleştirmeden orada yaşayanlara boyun eğdiremeyeceklerini biliyorlardı. Antonio de Nebrija, Kastilya İspanyolcasına ait ilk dilbilgisi kitabını şu ifadeyle yayımlamıştı. ” Dil her zaman imparatorluğun yoldaşı olmuştur.” Bu düşünceyi göz önünde tutacak olursak, başta işgalcilerin hayranlığını kazanan yerel kültürün kökünün kazınmasına ilişkin tarihsel kayıtlar yeni bir anlam kazanır. (Kristof Kolomb Amerika Keşfi)




İspanyollar ile boyun eğdirdikleri halkların görüşleri arasındaki farklar çarpıcıdır. Bernal Diaz del Castillo, Ciudad de Mexico üzerine şöyle söyler:

” Hayranlık içindeydik ve Amadis de Gaula kitabındaki büyülü şeylere benzediğini söylüyorduk (…) burada bu biçimde yazmama kimse şaşırmasın çünkü burada nasıl tarif edeceğimi bilmediğim, üzerinde adamakıllı düşünmeyi gerektiren o kadar çok şey var ki: Daha önce hiç duyulmamış, görülmemiş şeyler.” (Kristof Kolomb Amerika Keşfi )

Diğer taraftan yerliler Tenochtitlan’ın işgalini şiddetle eleştiriyorlardı. ” Teucalco denen hazine evine ulaştıklarında, tüylerden örülmüş tüm sanat eserlerini, quetzal kuşu tüylerinden yapılmış battaniyeleri, zarif armaları, altından yapılma zırhları, altın bilezikleri, altın taçları dışarı çıkardılar. Tüm kalkanlardaki ve nişanlardaki altın hemen söküldü. Sonra altından büyük bir top yaptılar ve geriye kalan herşeyi yaktılar. Ne kadar değerli olursa olsun her şey yandı.

Hayranlık nasıl böyle birden bire eşkiyalığa dönüşmüştü? Bu konuda söylenecek çok şey var ama vurgulamamız gereken tek şey Tenochtitlan’a saldırının Latin Amerika’nın en büyük kültür talanı olduğudur. Süreç 1492’den bugüne dek sürdü. 500 yıllık bir yağma. 16. yüzyılda altın sanat eserlerini eriten düşünce yapısı bugünde yasadışı sanat ticaretiyle devam ediyor. Sadece nicelikler değişti, yöntem aynı. İnanılmaz ve kabul edilemez olan, İspanyol saldırısının güçlü kültürleri yakıp kül etmiş olmasıdır.

Bugün hala Aztekler’in soyundan gelen bir milyondan fazla insanın konuştuğu Nahuatl dilinde gerçek sözcüğü temel sözcüğünden gelen neltilztli’yle ifade ediliyordu. Dikkat edersek Conquistadores’in amacının tarihi temelleri yok etmek olduğunu görürüz. İspanyollar tlamatinime denen bilgilerin astronomi, tarih, din ve edebiyatla ilgili yaptığı resimleri kasıtlı olarak ortadan kaldırdı. Calmecac, yani yükseköğrenim kurumlarında kodeks denen şarkılar söylendiği biliniyor. İyi konuşma ve ilahi söyleme öğretildi. Bu kavramı yansıtan bir şiir vardır:

Kitaptaki resimlerin şarkısını söylerim / Onu açarak devam ederim / Renkli bir papağan gibiyim / Kodeksleri konuştururum / Resim evinin içinde

Nahuatl edebiyatında şiire şarkı veya ilahi anlamına gelen cuicatl düzyazıya da sözcük anlamına gelen tlahtolli denirdi. Biri ya da bir şey hakkında söylenen şey olarak çevrilebilecek itolaca olarak bilinen önemli bir Aztek geleneği vardı. 16. yüzyılda yaşamış Dominiken keşiş Diego Duran’a göre
Aztekler tüm anımsanacak işlerini, savaşlarını, zaferlerini belgelerdi. Her şeyi… olduğu yıl, ay ve günleri belirterek kayıt altına alırlardı. Yazıları Teotl, yani Tanrı gibi kavramları simgeleyen resimyazı veya hiyerogliflerden oluşan ve bağımsız olarak yaratılmış bir sistemdi.

Üç farklı yazı çeşidi vardı. Sayılar, tarihler ve geriye kalan her şey. Elyazması kodeks kitaplarına amaxtli derlerdi. Amatl yani kağıt, amacuahuitl, yani incir ağacının kabuğundan yapılırdı ama üzerinde resimler olan geyik derisine (ya da parşömene) yazılmış metinlerde bulunmuştur. Bunlar tlacuilos denen yazıcılar
tarafından hazırlanırdı ve amoxcalli adı verilen depolarda saklanırdı. Bernal Diaz del Castillo şöyle yazar.

”İdoller ve adaklar (…) ve kendi kağıtlarından yapılmış çok sayıda kitabın olduğu evler bulduk ve bir kandırmacayla onlara el koyduk.” Bu el yazmalarının çoğu yok oldu.

İspanyollar yeni Ciudad de Mexico’yu Tenochtitlan’ın üstüne kurdu. Keşişler tapınağın gömülmesini veya yıkılmasını emretti, İspanyollar da yerlileri kendi kentlerinden kovarak onları kentin dışındaki berbat kulübelerde yaşamaya zorladı. Bu arada fetihten iki yüzyıl boyunca elde edilen zenginlik, Avrupa’nın
Reform karşıtı Katolik idealini yansıtan gösterişli Barok mimarinin egemen olduğu büyük bir kentin inşa edilmesini sağladı. Kiliseler, Aztek Tapınaları’nın manastırlar, eski bilgelik evlerinin, konaklar eski sarayların yerini aldı. 1604’te İspanyol şair Bernardo de Balbuena şöyle yazabiliyordu:

” Ünlü Mexico’nun / kaynağı ve yapıların büyüklüğü / atları, sokakları, tutumları, incelikleri, yazıları, erdemleri.” (Kristof Kolomb Amerika Keşfi )

Eski Aztek binaları terk edilmişti ve yağmaya açık hale gelmişti, ama yok olan metinlerin yeniden yazılmasını deneyen, geçmişe özlem duyan bir edebiyat ortaya çıktığında edebiyat geleneğide yeni bir boyut kazandı. Azteklerin geçmişini anlamamızı sağlayan ve günümüze dek gelebilmiş elyazması kodeslerinin çoğunun sömürgeci kaynaklı olduğunu belirtmek gerek. 1524-1530 arasında eğitimli insanlar, Paris Ulusal Kütüphanesi’ne götürülen Tlatelolco Tarihi gibi çok eski tarih kayıtlarını Latin alfabesi ile yazmıştı.

Bu kültürün kodekslerinin bir listesi büyük öneme sahip yazıların yağmadan ve yok edilmekten kurtarılabildiğini gösterir. Bunların en önemlileri şunlardır:

1439-1572 arasında Tenochas ve Tlatelolcas arasında gerçekleşen olayları anlatan Cozcatzin Kodeksi, Mexica’lar ya da Azteklerin Aztlan’ı terk edişlerinden Tenochtitlan’ın işgaline kadar olan Meksika tarihini anlatan Duran Kodeksi, Floransa Merkezi Ulusal Kütüphanesi’nde bulunan Magliabecchiano Kodeksi, keşiş Sahagun’a yardım eden yerlilerin de katkılarıyla yazılan Matritensen Kodeksi.

1541 veya 1542’de yazılmış olan ve Oxford Üniversitesi Bodleian Kütüphanesi’nde saklanan Mendocino Kodeksi, Pariste’ki Mexicanus Kodeksi, yerlilerin çektiği acıları anlatan Osuna Kodeksi, Acolhuas’ın ilk günlerinden Nezahualpilli’nin hükümdarlığına kadar olan tarihini anlatan Tlotzin Haritası ve Madrid’deki Amerika Müzesi’nde bulunan Tudela Kodeksi. Liste çok uzun değil ama önemli elyazmalarının bugün Avrupa da bulunması ironiktir.

Aztek sanatının kaderi trajik oldu ve hala da öyle olmaya devam ediyor.

Altın eşya, ya eritildi ya da Avrupalı koleksiyoncular için hatıra eşya haline getirildi. Moctezuma Xocoyotizin’in (II. Montezuma) (1466-1520) kuştuyü sanatçıları amantecas tarafından yapılan, quetzal tüyü, altın ve değerli taşlarla süslü sorgucu, pekç çok aşağılamadan güç bela kurtularak sonunda bugün saklandığı Viyana Etnoloji Müzesi’ne vardı. Meksika hükümeti iadesi için pek çok kez baş vurdu ama başarılı olamadı.

Meksika’nın ilk piskoposu Juan de Zumarraga 1468’de Bask bölgesindeki Durango’da doğdu. (Kristof Kolomb Amerika Keşfi )

Fransisken bir keşiş olarak ilk işi bölgesindeki ünlü büyücülük örneklerini gözden geçirmek oldu ve şeytan çıkarma konusunda uzmanlaştı. Bir arkadaşının tavsiyesiyle İmparator V. Carlos’un çevresine girdi ve 20 Aralık 1527’de ilan ettiği bir fermanla Carlos, Zumarraga’nın Meksika’ya gönderilmesini emretti. Zumarraga 1530’da Tetzcoco’da Azteklere ait tüm ideollerin ve kitapların yakıldığı büyük bir ateş yaktırdı. Bu kıyım büyük ses getirdi.

Tüm tanıklar onun niyetinin tamamen geçmişi silmek ve yeni bir dönemin önünü açmak olduğunu anlamıştı. Juan Bautista Pomar ”Valle Markisi (Hernan Cortes) Tetzcoco’ya ilk girdiğinde, Nezahualpiltzintli’deki kraliyet konutlarında bulunan belgelerin saklandığı büyük bir odada yakıldıkları için, üzerinde tarihlerinin yazılı olduğu” Maya resimlerinin kayıpların en büyüklerinden biri
olduğundan söz eder.

Meksikalı tutuklu rahip Servando Teresa de Mier şöyle yazmıştı. ” Meksika’nın ilk piskoposu yerlilerin tüm simgesel elyazmalarının büyülü işaretler, tılsımlar ve şeytana ait şeyler olduğuna hükmedip, Azteklerin bütün kütüphanelerini ateşe atmak suretiyle kendisi veya misyonerler aracılığıyla yok edilmesinin dini bir zorunluluk olduğunu ilan etti.”

Yalnızca, onların Atina’sı olan Tetzcoco’dakiler bile Zumarraga’nın yakılma emri verdiğinde bir kitap dağı gibiydi. Katolik geleneği bu din adamının saygınlığını korumaya çalışmıştır. Bugün tüm matbaa ve basım tarihlerinde, 1553’te bu sanatın uzmanlarını İspanya’dan getirttiği için ondan sıkça Meksika’ya matbaayı getiren kişi olarak söz edilir. Bir başka ikilemde onun ilk halka açık kütüphaneyi kurmasıdır. Juan Cromberger onun isteğiyle Meksika’da matbaasının bir şubesini açmış ve bunun için Brescia doğumlu İtalyan Giovanni Paoli’yi oraya göndermiştir.

Paoli işe 1539’da Breve y Mas Compendiosa Doctrina Christiana en Lengua Mexicana y Castellana ( Meksika ve Kastilya Dilinde Kısa ve En Özlü Hristiyan Öğretisi) adlı kitabı basarak başladı. Bu da yenidünyada basılan ilk kitap oldu. Kaderin garip cilvesiyle kitabın ilk baskısı elimize ulaşmadı. Zumarraga 1548’de öldüğünde yüzlerce Hristiyan ardından ağladı.

Mayalar bugünkü Meksika’nın Yucatan, Quintana Roo, Campeche, Chiapas ve Tabasco eyaletleri ile Guatemala, El Salvador, Honduras ve Belize’yi içine alan çok geniş bir alanda hüküm sürüyordu.

Kristof Kolomb Amerika Keşfi

Kristof Kolomb Amerika Keşfi ve Aztek Kültürünün İmhası

Yazı sistemleri resimyazıya dayanıyordu. Biri 365 günlük güneş takvimi, diğeri 260 günlük ayin takvimi olmak üzere iki takvim kullanıyorlardı. Venüs’ün çevirimini 584 gün olarak hesaplamışlardı. Sanatlarıda en azından klasik dönemde, yeşim taşı işleme konusunda doruğa ulaşmıştı. 16. yüzyılda İspanyollar geldiğinde zaten gerileme dönemindeydiler, ama bu durum işgalcileri onların sanat yapıtlarını yok etmeden ve kitaplarını yakmaktan alıkoymadı. Palengue, Yaxchilan, Tikal ve Copan’ın görkemini, hayatta kalan bilge insanların kayıp metinleri büyük bir gayretle sözlü olarak aktarmış olmaları sayesinde öğrendik.

Zumarraga’nın Aztekler’e karşı politikalarını Diego de Landa da Mayalara karşı sürdürdü. O da bir Fransisken ve sonradan İspanya’daki tüm islam el yazmalarını yaktıran Kardinal Francisco Jimenez de Cisneros’la da tanıştığı Toledo’daki San Juan de Los Reyes Manastırı’nda eğitim görmüştü. Eylemlerinin sertliği düşünüldüğünde, anlaşılan her ikisi de çok bağnaz bir din eğitimi almışlardı.

Landa aylar boyunca Maya yazılarını gözden geçirdi ve bu filoloji deneyimini aktardığı bir makale yazdı. Bunu tarihe ilgi duyduğu için değil, yerlilerin kişiliklerini daha iyi anlayabilmek ve böylece öğretileri onlara daha iyi telkin edebilmek için yapmıştı. 1562’de Yucatan’daki Mani’de beş bin idol ve 27 elyazması yaktı.

Kaynak: Fernando Baez – Kitap Kıyımının Evrensel Tarihi / Can Yayınları kitabından alınmıştır.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir