İnsanlık Tarihinde İlk Kitap ve Kütüphaneler

İnsanlık Tarihinde İlk Kitap ve Kütüphaneler : İnsanlığın ilk kitapları, bugünkü Güney Irak’ta, Dicle ve Fırat Nehirleri arasında kalan Mezopotamya, Sümer’de ortaya çıktı. 

İnsanlık Tarihinde İlk Kitap ve Kütüphaneler : Gelgelelim garip bir biçimde bu kitapların ortaya çıkmalarıyla yok olmaları bir oluyordu. Yapıldıkları kil çok dayanıklı değildi. Ya sellerde eriyor ya da insan eliyle yok ediliyordu. Sümer’de yok olan kitap sayısı kesin olarak bilinmese de, bölgeyi harap eden askeri çatışmaların, sayısı göz önünde bulunduğunda 100 bin makul bir sayı olarak kabul edilir. Bu eski kitapların varlığı arkeoloji sayesinde ortaya çıktı.

Uruk Kentindeki korkunç Tanrıça İnna adına yapılmış tapınakta yürütülen kazıların dördüncü evresinde topraktan MÖ 4100-3300 arasında yapıldıkları tahmin edilen, bir kısmı bozulmamış, bazıları kırılmış, parçalanmış ya da yanmış tabletler çıkarıldı. Bu keşif batı dünyasının en büyük ikilemlerinden birini de
ortaya çıkardı. İlk kitapların bulunması aynı zamanda kitapların ilk kez ne zaman yok edildiğinin de tarihini belirler.




Ne bir kaza ne bir doğal afet söz konusudur. Bu önceden tasarlanmış bir eylemdir. Şehir-devletler arasındaki savaşlarda her zaman yangınlar çıkar ve savaşın en kızıştığı anlarda tabletler ahşap raflardan yere düşer, parçalanır veya zarar görürdü. İşbi-Erra İlahisi’nde bir saldırının amacı şöyle açıklanır.
”Enlil’in emri ile ülkeyi ve kenti harap etmek için…onların kaderini kültürlerini yok edilmesi olarak belirledi.”

Sümer ziguratları ilk kitapların yapıldığı kille aynı malzemeden yapılmıştı. Her ikisi de böylece hem kullanışlı hem büyülü olabiliyorlardı. Tapınaklar birer depo gibiydi ve kentin doğru biçimde yönetilebilmesini sağlıyordu. Kitaplar tapınağın bir simgesiydi. Tablet yapımı için kullanılan kil, yazmak için en uygun kıvama gelene dek ısıtılırdı. Bazı tabletler o kadar büyüktü ki, iki yazıcı yan yana aynı tablet üzerinde çalışabilirdi. Biri tableti tutar, diğeri yazardı. Yazıcılar çiviyazısı kullanırdı, yani bir kemik ya da kamış yardımıyla kil üstünde çentikler açarlardı.

Bu yazı başta tamamen anımsama tekniklerine dayanan resimyazı özellikleri gösterse de giderek çok karmaşık bir hale büründü. İşaretler, sesle ilgili özellikler kazandığında sayıları iki binden bine düştü. Metin sağ üst köşeden başlıyor ve genellikle düşey olarak yazılıyordu.

KÜTÜPHANELER

MÖ 3300 dolaylarında, III. Uruk Dönemi başladığında, tablet üretimi daha da gelişmeye başladı. Raflarında ekonomiye ilişkin kayıtların, bitki örtüsü, hayvanlar ve madenlere ait katalogların bulunduğu ilk kütüphanelerin kurulması da bu döneme rastlar. MÖ 2800-2700 arasında etkin olan Ur ve Adab’da iki
kütüphaneye ait kalıntılar bulunmuştur. MÖ 2600-2500 arasında, Fara, Abu Salabikh ve Kiş’te, alışılagelmiş kayıtlar ve listelerin yanı sıra şiir, büyü ve atasözlerinin de yazılı olduğu tabletler barındıran çok sayıda kütüphane bulunuyordu.

Çağdaş bir kitaba çok benzeyen bir tablet bu döneme aittir; yazıcılar yazarın ve yayıncının adının kitabın üst bölümünde yer aldığı tabletler yapmıştır. 50 ya da 100 yıl sonra Lagaş Kütüphanesi, Akbaba Yazıtları ile birlikte tarihsel belgelere de ev sahipliği yapıyordu. MÖ 2000-1000 arasında İşan, Ur ve Nippur’da kütüphaneler vardı. Eski Ur’da (günümüzde Tel el-Mukayyer), ev kalıntıları arasında MÖ 1267 den kalma aile kayıtlarının olduğu tabletler bulunmuştur.

Özellikle Kabnak (Hafttepe) ve Anşan’da (Tel Malyan) bulunan bir sarayın arşivleri gibi Elam dönemine ait arşiv ve kütüphanelerde bulunur. Nippur buluntuları gibi sayıları 30 bini aşan tabletlerin çoğu geleneksel ekonomik modelleri yineler. Aynı zamanda Akadca ilk metinler ile kütüphanenin kitap adları ve ilk satırlarının bulunduğu tarihteki ilk dizine de sahiptir. Krallara adanmış ilahiler, kraliyet ailesinden olanların listesi, mektuplar gibi yeni edebiyat türleri de ilk kez bu dönemde karşımıza çıkar.

Elyazısı bile büyük bir değişik geçirir. Kütüphanelerde artık tablet evi anlamına gelen e-dub-da denmeye başlar. Babil’in güneyindeki Nippur (günümüzde Niffer) bölgesinde kırık ya da tamamen parçalanmış binlerce tablet bulunmuştur.

Kaynak: edebivizör editörleri tarafından (Fernando Baez, Kitap Kıyımının Evrensel Tarihi/Can Yay.) kitabından kısaltılarak alınmıştır.




0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir