İgbo Kadınları ve İngiliz Sömürüsüne karşı Kadınlar Savaşı

İgbo Kadınları 1929’da bir sabah yüzlerine küller bulanmış bellerinde peştemal, başlarında da eğreltiotundan birer çelenkle onbinlerce kadın Doğu Nijerya’daki köylerinden yerel yönetim merkezlerine akın ettiler. Bölgenin İngiliz Sömürge yönetimi orada oturuyordu. Yerliler bu yöneticilerin kapılarının önünde toplaşarak geleneksel savaş asalarını salladılar, dans ettiler, yöneticileri küfürlü şarkılarla alaya aldılar ve düşmanla işbirliği yapan yerel İgbo erkeklerinin rütbelerini talep ettiler. Bazı yönetim merkezlerinde kadınlar tutukluları kurtarmak için hapishaneleri bastılar. Başka yerlerde kendi yerel mahkeme binalarını yaktılar ve kırıp döktüler. Ama kimseye zarar vermediler.

İngilizler iki merkezde göstericilere ateş açarak karşılık verdiler. Sonuçta altmış kadın öldü. Ayaklanma böylece sona erdi. İngilizler kazandılar. Tarih çoğunlukla, savaşı kazananların sözlerini kaydeder. Igboların deyimi ile ” Kadınlar Savaşı ” da çok geçmeden İngilizler tarafından adlandırıldı. Aba Ayaklanması. Fakat İngilizler bu savaşın asıl anlamını tamamen kadınlar tarafından kadınlar için düzenlendiğini hiçbir zaman anlayamadılar. Kadın haklarının çiğnenmesi kavramı, algılama göçlerinin ötesindeydi.




İngiliz subaylarının çoğu bu gösterilerin İgbo erkekleri tarafından düzenlendiğine ve eşlerini ayaklanmaya onların sevk ettiğine inanıyordu. Sömürge subaylarının yürüttüğü mahkemeye göre, İgbo Kadınları, İngilizlerin zayıf cinsiyete ateş açmayacaklarına inandıkları için ayaklanmışlardı. İngilizler ile İgbolar arasında dev bir uçurum vardı. Igbo Kadınları Savaşı’na yol açan bu durum, dünya yüzeyindeki toplumların kadınları, erkekleri ve erkleri hakkında Avrupalıların bilgisizliğini simgeliyordu.

İgbo Kadınları ve Kadın Erkek Statüsü

Bu İgbo Kadınları, birçok Batı Afrika toplumunda olduğu gibi, yüzyıllar boyunca ekonomik ve politik açılardan özgür ve erk sahibi olmuşlardı. Yaşadıkları köylerde erk, resmi bir karakter taşımıyordu. Igbo köy toplantılarına herkes katılabilirdi. Erkekler tartışmalara daha sık katılıyor, anlaşmazlıkların kesin çözümünü sunuyorlardı. Erkeklerin elindeki kaynak daha fazlaydı. Böylece ücretleri ödeyebilir, onlara daha fazla ünvan ve saygınlık kazandıran şenlikleri düzenleyebilirlerdi.

Ve arazi erkeklerin denetimindeydi. Fakat bir koca evlenirken karısına işleyeceği kadar bir toprak vermek zorundaydı. Toprak, kadının bankadaki hesabı gibi birşeydi. Kadınlar çeşitli ekinler eker, elde ettikleri ürünü yalnızca kadınların yönettiği yerel pazarlara götürürlerdi. Kadınlar eve lüks mallarla döner, kazandıkları parayı da kendilerine saklarlardı. İgbo Kadınlarının böylece bağımsız varlıkları, finansal özgürlükleri ve ekonomik güçleri vardı.

Bir erkek ineklerinin bir kadının tarlalarında otlatmasına izin verdiği, karısını hırpaladığı, pazar kurallarını çiğnediği veya başka bir ciddi suç işlediği taktirde, kadınlar ona karşı İngiliz yöneticilerinin yaptıklarını yaparlar, suçu işleyenin evi önünde toplaşır, adama hakaretler yağdırır, hatta bazen evini tahrip ederlerdi. İgbo erkekleri kadınlara, kadınların çalışmalarına, kadınların haklarına ve kadınların yasalarına saygı gösterirlerdi. Derken İngilizler devreye girdi.

İngiltere 1900’de Güney Nijerya’yı koruması altına aldığını ilan etti ve yerel yasama bölgeleri sistemi kurdu. Her bölge bir İngiliz Sömürge subayı tarafından yerel mahkeme ile yönetilecekti. Bu zaten hoşa gitmeyen bir düzendi. Derken İngilizler her köyden bir temsilciyi, bölgenin yerel mahkeme üyeliğine getirdi. Bu kişi, çoğu zaman sayılan bir köy büyüğü değil, işgalcilerin gözüne girmiş genç bir İgbo olurdu. Ve temsilcisi daima erkekti, Victoria
döneminin kadınlara erkeklerin uzantısı gözüyle bakan geleneğinin etkisi altında kalmış İngilizler, kadınları erk sahibi olarak hayal bile edemiyorlardı.

Böylece tüm kadınları yönetimden uzaklaştırdılar. İgbo Kadınları söz haklarını yitirmişlerdi. Derken 1929’da ingilizler kadınların mallarının bir envanterini yapmaya kalkıştılar. Vergilendirilmekten korkan İgbo Kadınları, bu zararlı ekonomik girişimi tartışmak için pazar yerinde toplandılar. İsyan etmeye hazırdılar. Kasım ayında mal sayımı yapan görevlilerle tekrar tekrar tartıştıktan sonra kadınlar geleneksel savaş giysilerini giyip savaşa gittiler. Bu ayaklanma 6 bin millik bir alanda patlak vermişti ve onbinlerce kadını kapsıyordu. İngilizlerin isyanı bastırmalarından sonra İgbo Kadınları kendilerine de yerel mahkemelerinde köy temsilcisi olarak görev verilmesini istediler. Ama yararı olmadı. İngilizlere göre, kadının yeri sadece eviydi.

Kaynak: Helen E. Fısher- Cinsel Aşkın Anatomisi/ Varlık Yayınları kitabı




[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir