Haydar Ergülen Yazdı Esas Oğlan Fatih Akın İncelemesi

Haydar Ergülen Yazdı Esas Oğlan Fatih Akın İncelemesi

Haydar Ergülen Yazdı Esas Oğlan Fatih Akın İncelemesi

Haydar Ergülen Yazdı Esas Oğlan Fatih Akın İncelemesi : 2003 Nisan’ında Emek Sinemasında Solino’nun gösteriminin ardından bir konuşma yaptı. Kısa ve Acısız ile Temmuzda filmlerinden tanıyanlar vardı, ama yine de daha çok üçüncü kuşaktan bir Almancı yönetmendi. Yönetmen diye sahneye çıkan mahalleden bir çocuktu adeta.

Üstelik buranın mahallelerinde filan da yetişmiş değil, Sırplar, Yunanlar, Almanlar, Arnavutlar, Türkler, Kürtler ve Almanların oturduğu bir ruh mutfağında büyümüş bir çocuk. Solcu değil, dindar değil, milliyetçi hiç değil ama hem çevreye duyarlı bir yeşil vatandaş hem de ailesine ve kültürel çevresine saygılı bir dünya vatandaşı. Türk-Alman. Ama çoğu gibi arafta değil, ikisinden de olmanın aynı zamanda hiçbirinden olmak anlamına gelmediğini bilmenin rahatlığında. Yalnızca Duvara Karşı değil, sınırlara da karşı.




Babası ile yaşamaları farklı ama onun hislerini çok önemsiyor. O konuşmada söylemişti. ”Namaz kılmam ama, babamla bayram namazına gitmeyi, o hazırlığı, o duyguyu seviyorum.” Duvara Karşı filmi’ndeki sevişme sahnelerini babası açık bulmuş, o da film bir diyalog, seks de bir diyalog diyince anladım demiş babası. Film yaparken ailesini, onlar ne der? diye düşündüğünü söylüyor. Duvara Karşı’da her iki diyalogda vardır, huzur bulmak için namaz ve aşkın şiddetiyle tutuşmak için öpüşme sahneleri.

Çokkültürcülük ideolojisinin tuzağına düşmedi, üstelik şöhretiyle, çokkimlikli oluşuyla ve ”esas oğlan” benzetmesiyle de buna çok uygun bir rol modeliyken. Diğer kültürlerin asli kültürü zenginleştirdiği ve batı sisteminin bir gereği olan bu ideoloji için Zizek ”Çokkültürcülük tekzip edilmiş, tersine çevrilmiş, göndermesi kendinde bir ırkçılık biçimidir, mesafeli bir ırkçılıktır” der.

Fatih Akın, mahallenin ruh lokantasından beslenmiş bir delikanlı olarak bu tadın bozulmasından korkar yalnızca. ”Vahşi barış yılları’nın ardından Yugoslavya’nın 90’larda başına gelenin Türkiye’nin de başına gelmesinden korkar. ”Memleketim Şimdiki Zaman” der.

Farklıdır, kendini Alman toplumuna oradan Avrupa’ya, hiç olmadı Türkiye’ye göstermek, kanıtlamak için çabalayan kimi göçmen sanatçılara, edebiyatçılara benzemez. Önce işim, filmim değil, önce eşim, ailem, arkadaşlarım, dostlarım der. Bu yüzden de İstanblues’dan Hamburg oyun havalarına büyük, geniş bir kültür ve müzik havzası içinde sıcak bir dostluk ritmi tutturur.

Hem Türkiyeli, hem Hamburgludur ama daha çok Balkan ve Akdeniz hissiyatıyla seyiriciyi neşelendirir, hüzünlendirir. Bir yazıda filmleri melodrama yakın oluşlarıyla ”İspanyol Sineması” olarak adlandırılıyordu. Ferzan Özpetek Cahil Periler’le İtalya’da yaptığı çıkış sürebilseydi bu duyarlılığa ortak olabilirdi ama şimdi tek başına Fatih Akın, Emir Kusturica, Pedro Almodovar gibi yönetmenlerin hizasında yer alıyor. Hissiyatım Fatih Akın’ın Endülüslü Çingene Yönetmen Tony Gatlif’e yakın bir dil tutturacağı, gönlümden de öyle geçiyor.

Fellini, ”Bir yönetmenin en çok ihtiyacı olan şey, iyi bir çift kulaktır” der. Usta, Fatih Akın’ın filmlerini görseydi, o filmlerinde birer müzik albümü gibi tasarlandığını anlardı. İstanbul Hatırası-Köprüden Geçmek filmiyle bir Balkan Şehri olarak gördüğü İstanbul’un seslerini görsel hafızaya işledi. Siyah Müzik’çi ya, Duvara Karşı’da punk ve arabeski içiçe kullanır, Yaşamımın kıyısında ise klasik müziktir.

Kendisinin ruh mutfağı dediği Türk yapımcılarınsa herhalde mistisizm modasından nemalanmak için Aşka Ruh Kat adını koydukları, Fatih Akın’ınsa bundan hiç hoşlanmadığı, Soul Kitchen filmini de Best of albümü olarak görüyor. En iyi oyuncuları bir arada çünkü. Ama her zaman filmin asıl starı esas oğlan o mahalle filmleri yapar ama, gerçekte kişisel filmlerdir bunlar bütün filmlerini izleyince bir Fatih Akın Belgeseli izlemiş gibi olursunuz. Duvara Karşı için söylediği gibi ” Bu filmin yönetmeni kaderdi, ben sadece motor dedim!”

Filmleriyle keşfetmeyi değil, hissetmeyi ve hissetirmeyi isteyen Fatih Akın’dan tümüyle Büyük Londra Oteli’nde geçen bir film çekmesi de beklenebilir, adı Big Soul Hotel olabilir.

Kaynak: Haydar Ergülen- Sonradan Görme/Ferfir Yayınları kitabından alıntılanmıştır.




0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir