Dünyaca Ünlü Yazarların Toplumsal Olaylara Bakışları

Dünyaca Ünlü Yazarlar ‘ın Toplumsal Olaylara Bakışları İki sene önce Delhi’deki Park Otel’de bir cafede buluşmuştuk. Kısa sürmesi beklenen görüşmemiz edebiyat ve 11 Eylül olaylarını konuştuğumuz, bir kaç saate varan hararetli bir tartışmaya dönmüştü. Arundhati, Hindistan’dan, davet aldığı Amerika’ya bir konuşma yapmak üzere yola çıkmaya hazırlanıyordu.

Ona 11 Eylül olaylarının sadece Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a yönelik saldırılar ile anılması değil; dünyada ki en eski demokrasilerden birinin yok edildiği, ABD destekli Şili askeri darbesinde hayatını kaybedenler içinde yas tutulacak bir gün olması gerektiğini söyledim. Ayrıca politika ve Hindistan’da sürekli artan sorunları da tartıştık.




Elbette ikimizinde ortak tutkusu edebiyattan bahsettik. Neredeyse tüm büyük modern yazarların küresel sorunlar hakkında uyuşuk davrandığı ya da korktuğu konusunda hemfikir olduk. Ya da belki de artık hiçbir büyük yazar kalmamıştı?

Felsefe, politika, sosyal eleştiri ve görüşün (vizyon) yerini ciddiyetsiz, eğlenceye yönelik şeyler aldı. Günümüz dünyasının acınası durumu, eşitsizlikleri ve sömürgecilik sonrası skandal düzenlemeler, bazı meselelerin çağdaş roman sayfalarında zorlukla ele alınmasına sebep oldu. Hikaye edebiyatı hem siyasi hemde sosyal olarak tarafsız hale geldi ve bu nedenle tarihi ve ahlaki olarak ilgisizleşti.

Toplumun Vicdanı olmayı yeğlemek yerine pek çok yazar kendilerini eğlence ve gösteri dünyasının bir parçası yapmayı seçmişlerdi. Batı da Hindistan’da ve Güney Amerika’da müthiş kitaplar yazan büyük yazarlar hala var. İkimiz için de değerli olan romanlar, görünüşe göre tükenmiş, yok satmış ve toplumumuzu yönetenlerin iş ve ticari çıkarları tarafından lekelenmişti.

Otelimin önünde ayrıldık. Ona Vietnam’dan getirmiş olduğum ipek eşarp hediye ettim. O da bana sarıldı ve küçük bir arabaya binerek uzaklaştı. Bir süre yolun kenarında durdum ve Arundhati Roy’un zamanımızın en cesur yazarlarından biri olduğunu kesinlikle emin olarak arkasından el salladım.

O günden beri bir daha karşılaşma fırsatımız olmadı ama Güney Pasifik’te çalışırken, bir Avustralya dergisi olan The Bulletin’den Jennifer Byrne’in Arundhati Roy hakkında uzun bir makale hazırladığını gördüm, şöyle diyordu.

” Ben aslında bir yazarım ve yüzyıllardır yazarların yaptığı işi yaparım yani yaşadığımız toplumları yorumlarım. Ancak şimdilerde yazarlık ve edebiyatın ticari bir mesele haline gelmesi yazarları daha önce olmadığı kadar budalalaştırdı. Yazarlar bir çeşit mahkeme eğlencesi haline geldi.” diyordu.

Bayan Byrne ona gerçekten böyle bir gelenek olup olmadığını yoksa kendisinin mi kuruntu yaptığını sordu. Arundhati Roy yanıtladı. Evet vardı, Sartre ve George Orwell kimdi? Bugün neredeyse oyuncak haline getirildiler, sizin analizlerinizde bile önemli değiller. Demek istediğim şu, günümüzün büyük yazarları kimler? Bu isimler, diğer taraftan olmadıkları sürece çok azlar. Örneğin geçenlerde Suudi Arabistan ve İran’ın yok edilmesi gerektiğini söyleyen V.S. Naipaul gibi.

Arundhati Roy’a hak vermemek elde değil. Elbette insanlığı ileriye taşıyacak böyle bir gelenek yüzyıllardır varlığını sürdürmektedir. Büyük yazarlar, Irkçılık, sömürgecilik ve emperyalizme karşı verilen mücadelelerde en ön saflarda bulunmuşlardır. Sosyal adaleti desteklemiş, değişimler için savaşmışlardır. Romaine Roland, Anatole France, Emile Zola ve Maxim Gorki, talan edilmiş, köleleştirilmiş, değişim ve hatta devrim isteyen insanların yanında yer almışlardır. Muhtemelen, en büyük modern İngiliz oyunu yazarı G.B. Shaw, kapitalist dogma ile açıkça alay etmiş. Alman meslektaşı Berthold Brecht de dogmalara karşı açıkça insanları savaşa davet etmiştir.

Savaş sonrası Fransa’sında göze çarpan bir yazar ve düşünür nesli bulunmaktaydı.

İsim vermek gerekirse Jean Paul Sartre, Albert Camus ve Simone de Beauvoir bunlardan bazılarıdır. Üçü de faşizm karşıtı direnişin faal üyeleri idi ve savaş sonrası kurulan dünya düzenini kınıyorlardı. O günlerde filozoflar ve yazarlar sadece üniversite yerleşkeleri ile sınırlı kalmıyorlardı. Örneğin Sartre’nin Renault fabrikasındaki işçilere yönelik yaptığı konuşma, onun söylediklerini anlamakta sıkıntı çekmeyen yüz binlerce insana ulaşıyordu. Andre Malroux, Ernest Hemingway ve Saint-Exupery (hem çocuklar hem de büyükler için felsefi bir kitap olan Küçük Prens’in yazarı) gibi pek çok büyük yazar sadece sözcükleri ile değil, fiili olarak bizzat savaşa katılmışlardı. İnsanlığa hizmetlerinden dolayı kitapları, karmaşık ve çekişmeli konulara işaret etse bile milyonlarca sattı.

ABD’de Richarda Wright, Afrika kökenli Amerikalılara karşı yapılan ırkçılık ve ayrımcılıkla ilgili Yerli Oğul isimli lanetleyici, güçlü ve dürüst romanıyla okuyucularını şoka uğratmıştı. Bundan uzunca bir süre sonra Joseph Heller, savaşın çılgınlığını ve sonrada kurumsal Amerika’nın iki yüzlülüğünü anlatan iki
kitap yazdı. Latin Amerika 20. yüzyılda Carlos Fuentes, Alejo Carpentier, Gabriel Garcia Marguez ve Manuel Puig gibi solcu, Jorge Borges and Maria Vargas Llosa gibi siyasi yelpazenin öteki tarafından yazarlar çıkarmıştır. Afrika’da Cahinua Achebe, yerel kültürün sömürgecilikle nasıl yok edildiğini Ayrı
Düşenler adlı romanında analatırken, Endonezya’da Pramoedya Ananta Toer, genç bir ulusun sancılı doğumunu ve 1965 darbesinden sonraki korkunç çöküşü anlatıyordu.



Bunlar geçmişten bazı örnekler: ancak liste uzayıp gidiyor.

Antik Yunan’dan bugüne, Homeros’tan Victor Hugo’ya, Franz Kafka’dan, Albert Camus’a kadar tüm edebiyatçılar, dünyaca ünlü yazarlar insanlığın karşısına çıkan önemli konulara değinmişlerdir. Modern yazarlar, entelektüel mükemmellikleriyle gurur duyan toplumlarda bile inatla dünyayı rahatsız eden ayrkırıkları, tarihi kuralın bir istisnası, bir şeylerin son derece yanlış gittiğinin kanıtı olduğunu reddetmektedirler. Edebiyat tarihi böyle bir dönemi daha önce kesinlikle görmemiştir.

Dünya muazzam hikayeler ile doludur. Küresel piyasa aşırı tutuculuğu ve yeni muhafazakar  (neo-kon) kültür, insanların yüz yıllardır uğruna savaştığı tüm demokratik ilkeleri yıkmaktadır. Milyonlarca insan ilaçsızlıktan ölmekteyken, ilaç  şirketleri gelişmekte olan bu ülkelerin insanlarını kurtaracak ucuz ilaç üretmelerine izin vermemektedir.

Sayıları fazla olmasa da hala Dünyaca Ünlü Yazarlar yazarlar mevcut. Jose Saramago, Arundhati Roy, Tarık Ali ve hatta Salman Rüşdi şu anda garip bir alemde yükseliyorlar. Bizlerde burada, aşağıda barikatın ilerici tarafına onların iniş yapmalarını bekliyoruz. Hala Gunter Grass ve Garcia Marguez’e sahibiz. Ancak yine de genç, kızgın, cesur ve kendini dünyayı değiştirmeye adamış piyasa-iş aşırı tutuculuğu ve onun sadık kölesi, ucuz düşünce yok edici, ve son yıllarda yayınevleri bağımsız kitap mağazalarını yutan eğlence sanayi tarafından yaratılmış bayat, entelektüel bataklığa batıp kalmamış genç yazarların eksikliği hissedilmektedir.

Kitabın yayınlanması ve desteklenmesi beklentisi içindeyken sisteme karşı büyük bir roman yazmanın imkansız olduğunu söylemek bir yere kadar kolay ve gerçektir.

Basın-yayın ve yayınevleri bağımsız olmaktan çok uzaktır. Birçokları çıkarlarına ve amaçlarına uygun olmayan kitapların basımını tehlikeli bulan büyük şirketlere bağlıdır. Yazma süreci ticari kaygılardan uzak tutulmalıdır. Yazar bir hikaye anlatıcısı, bir sanatçı, bir şahit, bir yargıç ve düşünürdür. İnsanların açıklamaya cesaret edemeyeceği konularda önemli deliller bırakırlar. Mali olarak ödüllenme (her zor iş için olduğu gibi) elbette önemlidir. Kitabın konusu ve tarzı seçilirken maddi kaygılardan etkilenmemelidir. Böyle olmazsa sonuç neredeyse bir süprüntü olur.

Ben bir romancıyım. Roman anlatımının, gerçeği, dünyanın durumunu, insanların umutlarını ve yaslarını yansıtmak için en etkili sanatsal biçim olduğuna inanıyorum. Ayrıca roman yazma amacının da, bundan başka bir şey olmaması gerektiğini düşünüyorum. Son kitabım Dönüşü Olmayan Nokta’da dünyayı bir savaş muhabirinin gözünden (egemen basın-yayının ender gittiği yerlere giderek) şimdilerde pek çok geleneksel yayınevinin de dahil olduğu günümüz dünyasının kabul etmediği tahrik bakış açısı yansıtılmaktadır.

Yazma işinin kendisi büyük bir mutluluk. Gerçekleri yazmak ise, bir ayrıcalık aynı zamanda. Her türlü
zahmete ve zorluğa değer. Arundhati Roy’un bu düşüncelerime katılacağını sanmıyorum. Soyumuz tehlike demi yoksa yok mu olmaktayız? Ciddi konular açıkça alay edilip gündem dışına mı atılacak? Bu zaten oluyor mu? Okurlar bunu kabul edecek mi? Dünyaca Ünlü Yazarlar ın, şarlatan, palyaço ve hatta yalancı olduğuna mı inanılıyor? Geçmişte yazılmış olan büyük kitapları unutmalı mıyız? Yoksa tüm gücümüzle akıntıya karşı savaşacak mıyız?

Kaynak: Andre Vltchek-Batı Terörü / bilim+gönül yayınları kitabından alınmıştır.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir