Cahit Sıtkı Tarancı Hayatı

Cahit Sıtkı Tarancı Hayatı, 1910’da Diyarbakır’da doğdu. İlkokulu orda okudu. İstanbul Galatasaray Lisesi’ni bitirdi. Bir süre Mülkiye Mektebi’ne devam etti. Paris’te Siyasal Bilgiler Okulu’nda okurken II. Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine yurda döndü. Askerlikten sonra, bir süre, İstanbul’a taşınmış olan babasının ticarethanesinde çalıştı. Ankara’da Anadolu Ajansı’nda, Toprak Mahsülleri Ofisi’nde, Çalışma Bakanlığı’nda memurluk yaptı. Hastalandı (1954), konuşma yeteneğini yitirdi. İyileşmesi için devletçe Viyana’ya gönderildi. 13 Ekim 1956’da orada öldü. Ankara’da toprağa verildi.

Şair: Sevgiyi, sevginin çeşitli avuntularını sergileyen şiirleriyle sevdi ve sevildi.Bu yönüyle, Yunus Emre’nin sevelim sevilelim felsefesini günümüze uygulamış biridir. (şemsettin kutlu) Fazlalıklarından arınmış tümce (cümle) yapısı sağlam şiir diliyle, Türkçe’yi en iyi kullanan ozanlar arasında yer alarak dönemini etkildi demiştir. (Gelişim Hachette Ansk.)





Cahit Sıtkı Tarancı Kitapları

Şiir: Ömrümde Sükut 1933, Otuz Beş Yaş 1946, Düşten Güzel 1952, Sonrası 1957, Bütün şiirleri (Derleyen: Asım Bezirci 1982)

Hikaye: Cahit Sıtkı Tarancı’nın Hikayeciliği ve Hikayeleri (hzl. S. Önerli, 1976)

Mektup: Ziya’ Mektuplar (Arkadaş Z. Osman Saba’ya 1930-1946 arasında yazdığı Mektuplar 1957)

Cahit Sıtkı Tarancı Yazma üzerine Yorumu: Nasıl yazdığımı bilmiyorum açıkçası dersem şaşmayınız. Şiir de bu, hiç belli olmaz. Yemek yerken veya yolda giderken bir mısra geliverir, galiba Valery’nin yukarıdan inen mısrası gibi bir şey. Bakarsınız o zamana kadar karanlık gördüğünüz bir dünya birdenbire aydınlanmış. Artık o mısra klavuzunuz olur, yazacağınız şiiri, konusunu, şeklini, boyunu posunu, hepsini o tayin eder. Ve o şiir bitinceye kadar siz işgal altında bir memleket gibisiniz. Dairede çalışmanızı, yemeğinizi, gezmenizi, uykunuzu ona tahsis etmek mecburiyetindesiniz.

Şiir bitmeden bu hantise’den (takınak, saplantı) kurtulamazsınız. Bu arada kalbinizin, sinirlerinizin, kafanızın, hatta kollarınızın ve ayaklarınızın akıl ermez bir işbirliği halinde çalıştığını görürsünüz. Gerçekten güzel şiirlerdeki hayatiyet belki de bundan geliyor. Şiirle hayat arasındaki bu sıkı münasebete inandığım içindir ki, şiiri hiçbir zaman bir fikrin ispatı, bir savunması, bir felsefe sisteminin takdimi (sunuluşu) olarak anlamadım. Şiirin bünyesinin gerektirdiği bu bağımsızlık, şairlerin hürriyet aşkıyla da izah edilebilir. Bunun için, baskı rejimlerinde ilk isyan bayrağını açanların daima şairler olduğuna şaşmamak, bunu tabii karşılamak, buna sevinmek gerekir.

Konuşan: Yaşar Nabi Nayır (Edebiyatçılarımız Konuşuyor 1976)

Kaynak: Ahmet Köklügiller- Nasıl Yazıyorlar kitabı




[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir