Aleksandr Puşkin’in Hayatı ve Rus Edebiyatındaki Yeri

Aleksandr Puşkin’in Hayatı ve Rus Edebiyatındaki Yeri

19. yüzyılın ilk çeyreğinde romantizm akımı hakimdir. Bu dönemde öne çıkan isim A.S. Puşkin’dir. Puşkin adını hem romantizm hem de gerçekçilik akımının temsilcileri arasında buluyoruz. Ama o, sanat yaşamının ilk evresinde klasizmin akımının kurallarına uyan eserler de yazmıştır. Rus Edebiyatında
gerçekleştirdiği yenilikçi uygulamaları dikkate alan pek çok araştırmacı, Puşkin’i, yeni Rus Edebiyatının kurucusu kabul eder.




Bunun yanında, öykü türünde kullandığı anlatım teknikleriyle ve yarattığı eser kişileriyle daha sonraki nesiller için öncü olmuş bir yazardır. Ayrıca, Puşkin’in dünyayı algılayış tarzıyla Rus edebiyat dünyasında ve Rus halkı üzerinde çok büyük bir etki bıraktığını da gözden kaçırmamak gerekiyor. Bugün Rusya’da edebiyat tarihi alanında yapılan araştırmalarda bu saptama dikkate alınarak I.Petro’nun ve Puşkin’in Rus toplumu üzerindeki etkisinin aynı paralellik olduğu değerlendirmesi yapılıyor. M. Epshtein ”Yol Ayrımındaki Rus Kültürü” başlıklı çalışmasında I. Petro’nun Rus kültürünü laikleştirmek amacıyla başlattığı çalışmanın Puşkin’le tamamlandığını söylerken bu düşünceyi onaylar.

Burada Puşkin’in dil araçlarını kullanırken yaptığı yeniliklere dikkat çekmek için, epik eserlerinin grafiksel görüntüsünü baz alarak öykülerini iki grupta toplayacağız. Geleneksel düz yazı biçiminde olan öyküleri ve şiir biçiminde yazılan öyküleri. Puşkin’in ikinci gruba giren eserleri için, Rus edebiyatında ”poema” terimi kullanılıyor. Çok genel bir tanımlamayla, poema şiir biçiminde yazılmış epik eserlerdir.

Rus edebiyatının ilk poeması Puşkin’in 1820 yılında yayımlanan Ruslan ve Lyudmila adlı eseridir. ”Şiir biçiminde öykü” ”Şiir biçiminde roman” vd. poemanın alt türleridir. Puşkin’in poema türü eserlerinden Kafkas Esiri (1820-1821), Çingeneler (1823-1824) ve Bahçesaray Çeşmesi (1823) şiir biçiminde öykü olarak sınıflandırılır. Daha sonra bu türde 20. yüzyıl şairlerinden Yesenin, Blok, Mayakovski dikkat çekici eserler vereceklerdir.

Puşkin’in düz yazı biçiminde kaleme aldığı öykülerinden Belkin’in Öyküleri (1830), Küçük Trajediler (1830), Yüzbaşının Kızı (1836) biçim ve içerik olarak öykü türünün gelişiminde önemli bir yere sahiptir. V.İ Kuleşov, Puşkin adlı kitabında Belkin’in Öykülerini (çalışmamıza yazar kimliği ile konu olan) ünlü şairin romantizmden realizme geçişinin işareti olarak görür ve Rus öykücülüğünün geleceğini hazırlayan önemli bir eser olduğu değerlendirmesini yapar.

Aynı bilim adamına göre, Belkin’in Öyküleri serisinde yer alan ”Menzil Şefi” Gogol’ün ”Palto”sunda ve Dostoyevski’nin İnsancıklarında yarattığı ”gereksiz insan” tipi için ilham kaynağı olmuştur. Belkin’in Öykülerini böylesine önemli kılan nedir? Bu kitapta konubirliği olmayan beş öykü yer alır. Atış, Fırtına, Menzil Şefi, Küçük Köylü Hanımefendi, Tabutçu.

Puşkin’in yeniliği, öyküde kendisine mütevazi bir yayıncı rolü vermesiydi. Gerçek anlatıcı ise, farklı kişilerin ağzından işittiği konuları not almaya gayret eden talihsiz, küçük taşralı bir pomeşçiktir. Bu
anlatıcı kitaba adını veren Belkin’den başkası değildir. Belkin aynı zamanda öyküler arasındaki bütünlüğü sağlayan tek organik bağdır.




Puşkin Mihaylovskoye’de zorunlu ikamet cezasını tamamladığı yıllarda Rus tarihini konu alan kurmaca eserler yazmaya başlıyor. Tarih konulu eserlerinden Yüzbaşının Kızı önemlidir. Eserde konu olarak Pugaçyov ayaklanması anlatılmaktadır. Araştırmacılar, Puşkin’in tarih konulu eserlerinde Walter Scott’ın
deneyimlerinden yararlandığı yolunda saptamalar yapıyor. Sergey Alpatov ise, yeni Rus Edebiyatında öykü türünün başlangıç noktasında bulunan ve Marfa Posadnitsa (1803) adlı öyküsüyle tarih konusuna yönelen Karamzin’i de etkilenmeye dahil ediyor.

Gelinen yeni aşamada Rus öyküsü artık işlediği konularla güncel yaşama çok yakındır. Olayların anlatıldığı mekanın Rusya’nın sınırlarından çok uzak olmasını ve zamanın uzak geçmişten seçilmesini okur yadırgamaz (Küçük Trajediler) Bunlar hem Puşkin dönemi Rus öyküsünün ulaştığı noktayı hem de Rus okurunun sanat zevkinin düzeyini belirlememiz açısından önemli verilerdir.

Rusya’nın ulusal Şairi ve Modern Rus Edebiyatına bıraktığı kalıcı izlerle kurucusu dahi sayılan Puşkin, 1799’un altı Haziran’ında Moskova’da hayata merhaba der. Şair, Ruslar içinde soylu ve seçkin bir ailenin ferdidir. O dönemler Fransızca’nın evrensel bir dil olması münasebeti ile şair, Rusça’nın dışında Fransızca’ya da hakimdir daha çocukken. Kendisinin yazarlık ruhunu besleyen söylenenlere göre Dadısıdır. Rus edebiyatının destansı ve masallarını dadısı ve annesinden etkilenerek işlediği çokça belirtilmektedir.

Kaynak: Birsen Karaca- Rus Edebiyatının Açılımları / Kavis Yayınları kitabından alınmıştır.

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir