Albert Camus Ölümü ve Talihsiz Kaza ve Olay Yeri İnceleme

Albert Camus Ölümü ve Talihsiz Kaza ve Olay Yeri İnceleme

Albert Camus Ölümü ve Talihsiz Kaza ve Olay Yeri İnceleme

Albert Camus Ölümü ve Talihsiz Kaza ve Olay Yeri İnceleme : Saplantılar içinde geçirdiğim gecelerin birinde, tuhaf bir rüya gördüm. Camus 4 Ocak 1960’da Michel Gallimard’ın kullandığı Facel Vega marka otomobilinde trafik kazasında ölmemişti. Rüyamda, arabanın arka kanepesinde, saatlerdir bacakları çenesine gelmiş bir halde iki büklüm Janine ve Anne Gallimard’ı, 5 nolu otoyolun uzun düz çizgisini, Burhonya’yı geçince alçalan kış gökyüzünü ve ayrıca hızın etkisiyle bir çomak gibi eğilen çınarları tanımıştım. Sonra birden bire viraj görünüvermişti ama artık çok geçti.




O anda, gecenin köründe Camus’un çocukça korkusunu hayalimde görünce ürpermiştim. Zavallı Camus, otomobille seyahat etmekten korkardı. Bu hain virajın yaklaşmasıyla kasılan, sonra gerilen, bükülen ve sonra kırılan vücutları hissetmiştim. Çınarın etrafına sarılmış sacdan kurdela içinde hareketsiz vücutlar.
Camus’un vücudu bir kaç metre uzağa, 5 nolu otoyolun aşağısına fırlamış, büzülmüş, ünlü Fransız şairi Arthur Rimbaud’un ünlü eseri Val Uykucusu gibi insanın içini sızlatıyor.

Albert Camus Ölümü ve Talihsiz Kaza ve Olay Yeri İnceleme

Albert Camus Ölümü ve Talihsiz Kaza ve Olay Yeri İnceleme

Onu rüyamda yaralı, şuurunu kaybetmemiş ama canlı olarak gördüm. Vakit erken, o saatte o yolda henüz kimse yok ve ikiye bölünmüş Facel Vega’nın hurdası, zar zor seçilebiliyor. Ara ara arabalar, uzun virajda frene basıp gürleyerek geçiyor, hiçkimse arabayı görmüyor. Arabanın parçalarının dumanı tütüyor ve yardım hala gelmiyor.

Derken nihayet bir otomobil yavaşlıyor, sanki şoförü kazanın olduğu yeri biliyormuş gibi yavaşça duruyor. Kromajlı, oldukça revaçta, ağır ve önü tebessüm eden kocaman bir araba; 1950’lerde imal edilen, şu Amerikan yol gemilerinden biri. Mesela neden bir Ziss olmasın? İçinde üç kişi var. Küçücük görünüyorlar. Direksiyonun arkasında kaybolmuş şoför zar zor fark ediliyor. Yolcular iniyorlar, üç cüce, daha doğrusu yetişkin başlı üç çocuk.

Rüyamın bulanıklığı içinde onları tanıyordum. Direksiyondaki Sartre, tuhaf deri bir mont giymiş. Gülüyor ve onun metalik sesini duyuyorum. çakırkeyifmiş gibi görünüyor. Onun arkasında kocaman kanepeye gömülmüş halde, zayıf, soğuk tavırlı, koyu renk bir takım, beyaz bir gömlek incecik bir kravat ve kusursuz
İngiliz ayakkabıları ile François Mauriac’a benzeyen kısa boylu bir adam. Önde ufak tefek bir hanım var. Simone de Beauvoir. Onu sert kraliçe türbanından tanıyorum. Bu sefer gala çatkısını çıkarmış, arkasından sürüklenen çatkı, rüzgarla havalanarak seyahat boyunca, duruma sessizce katlanan kısa Mauriac’ın burnunu gıdıklıyor.

Üç cüce arabadan iniyorlar, Facel Vega’nın dumanı tüten enkazına aldırmadan Albert Camus’un yerde boylu boyunca yatan vücuduna yöneliyorlar. Saint-Agil’in çocuklarının okuldan kaçmadan önceki hallerine benziyorlar. Aynı fısıldaşmalar, aynı parmak uçlarıyla hızlı hızlı yürümeler, aynı endişeli göz gezdirmeler.
Camus’un vücudunu kaptıkları gibi sandığa yerleştiriyorlar. Bir kaç adım uzaklıkta tekrar çıkarıyorlar. Yüksek, çok yüksek bir ambara sürüklüyorlar.

Camus’un şuuru yerine geliyor ve ambarın içinde kendisini çok yüksek bir sandalyeye koyan, doğrultan ve hafif vuruşlarla uyandırmaya çalışan arkadaşlarını sinemacılıktaki alttan yukarıyı görüş gibi görünce homurdanıyor. Yaralı iyice oturtulunca, rüyamdaki Simone de Beauvoir birdenbire Camus’ın karşısında dimdik duruyor. O zaman üçü korkunç bir mahkeme oluşturuyor ve bir süre sonra mahkeme hükmü veriyor.

Hükmü Sartre okuyor

 

Camus’u 4 Ocak 1960′ günü 5. otoyol kenarında pisi pisine ölmeye değil, yaşamaya mahkum ediyorlar. Ayrıca onu annesi ile adalet arasında seçim yapmaya, ama bu sefer doğru seçimi yapmaya mahkum ediyorlar. Sartre’nin ”Benim zavallı Camus’cuğum” diyerek sona erdirdiği bu açıklamadan sonra, Camus haykırıyor. Bu mahkumiyeti red ediyor. Yaşamak istemiyor.

Ona göre azap, sevdiği vatanının can çekişmesini yaşamaktır. Ona göre azabı çektiği şu acılar, artık bir Arap golünün olmayacağı şu Club des Joyeusetes futbol takımıdır. Azap onun için belki, Belcourt’da artık kendisinin olmayan o vatana, Fransa’ya gitmek için gelmeyecek bir gemiyi beklerken, öldürülmüş ya da limana atılmış olan annesidir. Azap, onun bütün karanlık kehanetlerinin gerçekleşmesidir.

Başkent Cezayir harap olmuş, oran, günler boyunca, delinmiş rafinerilerin dumanının karanlığında, alevler içindedir. Camus ölmek istiyor. Geleceği belli olan bir kabusu gözlerinin önüne seren bu 1960 yılının eşiğinde ölü kalmak istiyor. Silahların sesini, Veba’nın sinsi ilerleyişini duymamak istiyor. Orada 5. otoyolun kenarında, hareketsiz kalmak istiyor. Albert Camus’un ölümü bir trafik kazası ile geliyor.

Kaynak: edebivizör editörleri tarafından (Georges-Marc Benamou, Bir Fransız Yalanı, bir soykırım soruşturması cezayir ve gerçekler/Babıali Kültür Yay.) kitabından kısaltılarak alınmış ve başlık atılmıştır.




0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir