Yahudilerin Babil Sürgünü ve Kudüs'ün Babillilerce İşgali

Yahudilerin Babil Sürgünü ve Kudüs’ün Babillilerce İşgali

Yahudilerin Babil Sürgünü ve Kudüs’ün Babillilerce İşgali

Yahudilerin Babil Sürgünü ve Kudüs’ün Babillilerce İşgali : Bu yazımızda siz değerli okurlara Kudüs’ün tarihsel geçmişi ve Yahudilerin Babil Sürgünü konusunu ele aldık.

Nebukadnessar Mezopotamya boyunca güçlü ordusunu komuta etti ve Rivla’da orduyu ikiye böldü. Bir bölümü Yahuda’ya inerek Lachish’i ve Azekan’ı ele geçirdi. Kudüs yaklaşık on sekiz ay korunabildi. Daha sonra “kıtlık vurdu şehri. Bu yüzden ülkedeki insanlar için hiç ekmek kalmadı. Şehir parçalandı. Savaşçıların hepsi kaçtı ve kralın bahçesinin yanındaki iki duvar arasındaki kapıdan geçerek şehri terk ettiler.” Sidkiya da kaçmaya kalkıştı ama yakalanarak Rivla’da olan Nebukadnessar’ın huzuruna götürüldü.




“Babil kralı Sidkiya’nın oğullarını babalarının gözleri önünde öldürdü… Daha sonra Sidkiya’nın gözlerini kör etti ve onu zincire vurup Babil’e götürdü. Ölene kadar zindanda tuttu.”

Yahudilerin büyük bir kısmı Babil’e nakledildi. Orada çiftlik işçileri olarak çalıştırıldılar. Bazıları önemli resmî işlerde yer alacak kadar yükseldi. Bir kısmı ise Yeremya ile birlikte Mısır’a kaçtı.

Kudüs yağmalanmış ve kimsesiz kalmıştı. Asurlular “Tanrının ve kralın evini hatta Kudüs’teki tüm evleri yaktılar.” Ayrıca “Kudüs’ün çevresindeki tüm duvarları yıktılar.” Yeremya yakındı:

İnsanlarla dolu şehir nasıl da yalnız kaldı! Nasıl bir dul haline geldi! Uluslar arasında en muhteşemi, vilayetlerin prensesi şehir nasıl oldu da bağımlı hale geldi! Geceleri acısından ağlıyor, göz yaşları hâlâ yanaklarında; âşıkları arasında onu rahatlatacak kimse yok! Tüm dostları ona hainlik ettiler, artık onun düşmanı oldular. Yahuda acı ve kölelik yüzünden esarete mahkûm oldu; huzur bulamadı. Ona zulmedenler boğazından tuttular… Kudüs dertli ve sefil günlerinde eski günlerinde sahip olduğu güzel şeyleri hatırladı…

Sur şehri kuşatıldı ama ele geçirilemedi. Kralı Nebukadnessar’la barış anlaşması yapdı.

Babil’in bir sonraki kralı Amel-Marduk yani incil’deki adıyla “Kötü Marduk” , iki yıl gibi kısa bir süre hükümdarlık yaptı.

Yehoyakin’i hapisten çıkardı ve kraliyet sarayında yaşamasına izin verdi. Berosus, Amel-Marduk’un dağınık bir yaşan sürdüğünü ve eniştesi Nergal-shar-utsur tarafından öldürüldüğünü söyler. Nergal-shar-utsur da ülkeyi ancak iki yıl yönetebildi. Bunun ardından Nergal-shar-utsur’un oğlu Labashi-Marduk tahtta dokuz ay kaldı. Rahipler tarafından indirildi. Daha sonra tahta Nebu-na’id (Nabonidus) isimli Babilli bir prens geçti. Bu prens Babil’in son bağımsız kralıydı. Oğlu Belşassar hükümdarlığın ikinci kısmında kral naibi olarak görev yaptı.

Nabonidus yönetiminde olduğu sırada (M.Ö. 556.540) tapınakları onarma işiyle meşgul oldu. Güneş tanrısı Shamash’ın Sippar’daki tapınağını yeniden yaptırdı. Son yıllarında da ay tanrısı Sin’in Harran’daki evini onardı.

Nabonidus’un dini yenilikleri Babil’de desteklenmemesine neden oldu. Çünkü Ur, Erech, Larsa ve Eridu tanrılarını E-sagila’ya götürmüştü. Marduk ve rahipleri bu durumdan rahatsız oldu. Yüce tanrının itibarı Nebonidus’un uyguladığı politikayla tehdit ediliyordu. Babil’in düşüşünden sonra oluşturulan bir yazıtta şöyle anlatılıyor: Marduk “çevredeki topraklara baktı uzun uzun… adil bir prens arıyordu, ellerinden tutacak ve ona tapacak bir prens… Koreş ismiyle çağırıyordu.”

Koreş Perslerin fethettiği küçülmüş Elam vilayeti Anshan’ın kralıydı. (Yahudilerin Babil Sürgünü)

(Yarı mitsel yarı gerçek Akhamanish’in soyundan gelen) Achaemenialı olduğunu iddia ediyordu. Akhamanish Hint Avrupalı Manu’ya veya Alman Mannus’a benzeyen Pers kralıydı. Akhamanish çocukluğu boyunca kutsal bir kartal tarafından bakılmış ve korunmuş olduğu için ünlüydü. Büyük olasılıkla bu kartal Totemikti. Achaemenialılar antik kartal kabilesinin torunlarıydı. Gılgamış da bir kartal tarafından korunmuştu, tıpkı güvercinler tarafından korunan Semiramis ve akbabalar tarafından korunan Shakuntala gibi. Koreş’in doğumu ve çocukluğuyla ilgili efsaneler, Akadlı Sargon’unkilere ve Hint Karna ile Krishna’nınkilere benziyordu.




Koreş derebeyinin Mares kralı Astyages olduğunu ilan etti. Ama Astyages karşı ayaklandı ve onu yenerek esir aldı. Bunun ardından Medeslerin ve Perslerin kralı ilan edildi. Astyages’in babası Babilli Nabopolassar’ın dostu Cyaxares idi. Bu güçlü kral Ninova’yı ele geçirdiğinde, Asur imparatorluğunun Anadolu’dan Lidya krallığına kadar uzanan kuzey kısmına sahip oldu.

Ayrıca Urartu (Ermenistan) topraklarını da ele geçirdi. Lidya Cimmerian gücü yıkıldıktan sonra Frikya’yı kendisine dahil etti. Lidya kralı Alyattes Medeslere savaş açtı. Sonunda, Babilli Nebukadnessar ile Kilikyalı Syennesis’in iyi ilişkileri sayesinde Medesler ve Lidyalılar M.Ö.585 yılında barış yapıldı. Astyages daha sonra Lidyalı bir liderin kızıyla evlendi.

Koreş Medes kralı Cyaxares’i devirdiğinde, Lidya kralı Croesus ona karşı Mısır kralı Amasis ve Babil kralı Nabonidus’la birlik olmuştu. Nabonidus başlarda Cyaxares’e saldırmış olan Koreş’e karşı oldukça içten davranıyordu. Çünkü Cyaxares saldırıya uğradığında Nabonidus’un taht üzerindeki hakkını tartışmak için Babil’e gidiyordu ve belki de bu tartışmayı babasının dostu olan Nebukadnessar’in soyundan gelen biri için kazanacaktı. Harran’daki tapınağın onarımına başlamıştı.

Koreş Lidyalı Croesus komplocu ama keyfine düşkün Mısırlı Amasis’ten yardım almadan önce Lidya’ya ilerledi.

Croesus’u yendi ve krallığı ele geçirdi. Kendisini Anadolu’ya egemen güç haline getirdikten sonra, Babil’e karşı harekata geçmeye hazırlandı. M.Ö.539’da Belşassar Opis yakınlarında bozguna uğratıldı. Sippar da hemen ardından düşürüldü. Koreş’in komutanı Gobryas daha sonra Babil’e girdi. Belşassar orada kendisini güvende sanıyordu. Ama Temmuz ayının bir akşamında:

Kral Belşassar soylu adamlarından bin kişiye büyük bir şölen verdi, onlarla şarap içti.

Şarabını keyifle içerken, atası Nebukadnessar’ın Yeruşalem’deki tapınaktan çıkarıp getirdiği altın ve gümüş kapların getirilmesini buyurdu. Öyle ki, kendisi, karıları, cariyeleri, soylu adamları onlarla içsinler… Şaraplarını içerken altından, gümüşten, tunçtan, demirden, ağaçtan, taştan ilahları övdüler… Kırşan Kralı Belşassar o gece öldürüldü.

Temmuzun 16’sında Gobryas komutasındaki ordu Babil’e girdi. Kapılar şehirdeki dostları tarafından açılmıştı. Bazıları Yahudilerin Koreş’in davasını desteklediklerini düşünür. Böyle bir şey mümkündür ama Marduk rahiplerinin “Kralların kralı” muhteşem Achaemenialı ile hızlı bir anlaşmaları olması daha olasıdır.

Birkaç gün sonra Koreş Babil’e vardı. Belşassar öldürülmüştü ama Nabonidus hâlâ hayattaydı ve Carmania’ya gönderildi. Şehre mükemmel bir düzen hâkimdi. Bu düzeni koruyanlar Pers askerleriydi. Hiçbir yer yağmalanmadı. Korel rahipler tarafından bir kurtarıcı gibi hoş karşılandı. E-sagila da Bel Marduk’un “ellerinden tuttu” ve “dünyanın kralı, Babil kralı, Sümer ve Akad kralı ve dört bir tarafın kralı” ilan edildi.

Koreş Babil şehrinin valiliğine oğlu Cambyses’i atadı. Ahura Mazda ve Mithra’ya tapıyor olsa da, Çambyses rahiplerle anlaşmanın bir yolunu bulmuştu. Kral olduğunda Mısır’ı silip süpürdü. Canı istediğinde kutsal bir Apis boğası öldüren deli bir adam olarak anılıyordu. Dindar bir kareler olduğuna inandığı bir şey gerçekleştirilmiş belki de. Boğaları Mithra için kurban etmiş olabilirdi.

Yahudiler de Koreş’i iyi bir şekilde karşıladılar. Kendilerine ait topraklarım hasretini çekiyorlardı. Yahudilerin Babil Sürgünü bitecekti.

Babil’in nehirlerinin kuyusunda oturduk, Siyon’u hatırladığımızda ağladık. Oradaki söğütlere arplarımızı astık. Bizi esir olarak götürdükleri yerde bizden şarkı istediler. Bizi mahvedenler bizden neşe istediler. Dediler, Siyon şarkılarından birini söyleyin bize. Tanrı’nın şarkısını yabancı bir ülkede nasıl söyleyelim? Ey Yeruşalem eğer seni unutursam sağ elimin kurnazlığını unutmasına izin ver. Eğer seni hatırlamazsam, dilimin ağzımın çatısını yatmasına izin ver: Eğer Yeruşalem’i en büyük mutluluğumun üzerine koymazsam…

Koreş, esirlerin çığlıklarını merhametle dinledi.

Pers Kralı Koreş’in krallığının birinci yılında RAB, Yeremya aracılığıyla bildirdiği sözünü yerine getirmek amacıyla, Pers Kralı Koreş’i harekete geçirdi. Koreş yönetimi altındaki bütün halklara şu yazılı bildiriyi duyurdu: “Pers Kralı Koreş şöyle diyor: `Göklerin Tanrısı RAB, yeryüzünün bütün krallıklarını bana verdi. Beni Yahuda’daki Yeruşalem Kenti’nde kendisi için tapınak yapmakla görevlendirdi. Aranızda O’nun halkından kim varsa Tanrısı onunla olsun. Yahuda’daki Yeruşalem Kenti’ne gidip, İsrail’in Tanrısı RAB’bin Yeruşalem’deki Tanrı’nın Tapınağı’nı yeniden yapsınlar.

M.Ö.538’de Yahudilerin Babil Sürgünü bitip serbest bırakılan Yahudilerin bir kısmı gözyaşlarının arasında yurtlarındaki tepeleri gördüler ve Siyon Dağı’na ulaşmak için adımlarını hızlandırdılar. Elli yıl sonra Ezra sadakate sahip başka bir grubu geri gönderdi. Kudüs’ü yenileme işini M.Ö.445 yılında Nehemya üstlendi.

Babil ticareti Persler sayesinde gelişti ve Perslerin kültürünün etkisi gittikçe arttı. Pers dini yeni öğretilerle birleşti. Tanrılarına yıldızlara ait nitelikler kazandırdı. Ahura-Mazda Bel Marduk’la özelleştirildi. Tanrıça Anahita ise Nina, İştar, Zerpanitum ve diğer Babilli “anne tanrıçaların” niteliklerini özümsedi.

Kaynak: Babil ve Asur Mitleri- Donald A. Mackenzie / Atlantis yayınları Kitabından alınmıştır

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir