Türkiye Komünist Partisi 1920 Kuruluşu ve Kurucu Kadroları

Türkiye Komünist Partisi 1920 Kuruluşu ve Kurucu Kadroları

Türkiye Komünist Partisi 1920 Kuruluşu ve Kurucu Kadroları

Türkiye Komünist Partisi 1920 Kuruluşu ve Kurucu Kadroları : Bu yazımızda sizler için yazar Tarkan Tufan’ın kaleme aldığı Hikmet Kıvılcımlı’nın hayatını anlatan kitaptan Türkiye Komünist Partisi 1920 ‘lerde kurulma süreci ve işleyişini aktardık.

Sosyalizmle Tanışma

1920 yılı, Türkiye açısından önemli bir gelişmenin de miladı olarak tarihteki yerini almıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında özellikle Balkanlar’da başlayan sosyalizm mücadelesi her ne kadar Osmanlı içerisinde büyük bir toplumsal hareket yaratamamışsa da sonradan milliyetçi çizgiye kayan Taşnak Partisi’ne dek bir çok yapıya da eşin kaynağı olmuştur.

İmparatorluğun yıkılış dönemlerinde ulusal kurtuluş mücadelesi ile eşgüdümlü seyreden toplumsal mücadele, Çerkez Ethem gibi sözü geçen gerilla liderlerinin bir kısmını da kendi rüzgarına katmayı başarmıştı. Ethem’in meşhur Yeşil Ordu’su da dönemin Kuvvayi Milliye öncüleri gibi SSCB destekli yoldaşlık bağı çerçevesinde gelen silah ve mühimmat yardımları ile uzun bir süre Yunan Ve İngiliz işgal orduları karşısında savaş vermişti.

Ne var ki cumhuriyetin öncü güçleri milli burjuvazinin oluşturulması sürecinde toplumsal mücadeleyi ve sosyalizmi hedefleyen örgütlenmeler ve kişilerle ilişkilerini kısa bir süre sonra kesecek ve istikametini sermaye yönüne çevirecekti.



Türkiye Komünist Partisi 1920 işte bu hızlı değişimlerin ve yıkımların yaşandığı fırtınalı atmosferde 10 Eylül 1920 günü resmi olarak kuruluşunu ilan etmiştir.

Aslında partinin kuruluşu Kuvvayi Milliye ile SSCB arasındaki anti-emperyalist mücadele ittifakı bağlamında gerçekleşmişti. Temelde SSCB, bağımsızlık mücadelesi vermekte olan Türkiye’nin emperyalist işgale karşı direnişi ile genç Sovyet devletinin sınırlarını da emperyalist devletlere karşı korumaktaydı. Emperyalist devletlerin yeni paylaşım planlarını alt-üst eden bu iki özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi, ister istemez aynı kaderi paylaşmaktaydı.

Çarlık Rusya’sının ve Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazları altından yükselen bu iki güçlü hareket, İngiltere-Fransa-İtalya-Yunanistan ittifakının Doğu’yu tamamen ele geçirme planlarının da sonunu getirecektir. Ortaya çıkan yeni kutuplaşmada Türkiye, SSCB’nin yardımlarını kabul ederken elbette bunun bir karşılığı olduğunun da farkındaydı. Ankara’da devlet eliyle kurulan ‘devlet’ TKP’si ‘resmi’ faaliyetine başlamasındaki en önemli etken de işte bu karşılıklı yardımlaşma ve “birbirini kollama” politikalarının sonucunda oluşmuştur .

Hatta Meclis’in desteğiyle Ankara’da bir 3. Enternasyonal bürosu kurulmuş, bağımsızlık savaşının yürütülebilmesi için gereken destek yollarından birisi böylelikle tesis edilmişti.

Aslında komünist parti çalışmaları Doktor Şefik Hüsnü Değmer’in başkanlığında 1919 yılında başlamıştı bile. Hatta TKP’nin resmi kuruluşundan önce bir illegal parti (namı diğer Türkiye Gizli Komünist Partisi) kurmuştu Şefik Hüsnü.

Partinin yasal kuruluşu Halk İştirakiyen Fırkası (Katılımcı Halk Partisi) idi. Ne var ki bu partinin herhangi bir uzun süreli faaliyetinden de söz etmek mümkün değildir. Bu partinin asıl amacı da elbette yasal bir çatı altında sosyalist mücadeleyi örgütlemek ve asıl amaca yürümekti. Ana güzergah ise, SSCB destekli bir plan çerçevesinde Türkiye’de sosyalist iktidarı kurmaktır. THİF hareketi TKP’nin kuruluşundan 3-4 yıl sonrasına kadar aktif siyaset yapmayı sürdürmüş, bir süre sonra kadroların bir kısmı TKP’nin saflarına katılmış, bir kısmı da süreç içerisinde mücadeleyi bırakmıştır

Resmi kuruluş ilanı 10 Ekim 1920 tarihinde Bakü’de yapılan TKP, ( Türkiye Komünist Partisi 1920 ) Anadolu’nun farklı bölgelerinde örgü altyapısını kısa bir süre içerisinde tamamlamış ve geriye sadece yerüstüne çıkmak kalmıştı. Ülkenin boğucu bir savaş ortamı ve var oluş mücadelesi veriyor olması nedeniyle olsa gerek, TKP sovyetik değerler yanında Kuvvayi Milliye’yi bilfiil destekler bir çizgi ortaya koymaktaydı. Elbette sınıf mücadelesi verilecekti; ancak daha ivedi olan sorun ülkenin emperyalist işgalinden kurtarılmasıydı.

Partinin kuruluş ilanına dek Ankara, İstanbul, İzmir, Rize, Kars, Trabzon, Adana ve Konya gibi önemli merkezlerde örgütlenmiş farklı sosyalist gruplar ve örgütlenmeleri tek çayı altında toplanarak sosyalist mücadelenin tek merkezden, TKP’den yürütülmesi amacı güdülmekteydi. Sovyetler’in Stalin’in başa geçmesiyle komşu ülkelerdeki sosyalist örgütlenmeler SSCB merkezli komünist partiler aracılığıyla kontrol altına alınmaktaydı. Türkiye Komünist Partisi de uygulamadaki bu anlayış nedeniyle aslen Moskova güdümlü bir siyaset izleyecekti.

1914 yılında Sadrazam Mahmut Paşa’ya düzenlenen suikasta ilişkin yayınlanan bir yazı nedeniyle aranmakta olan Mustafa Suphi Rusya’ya kaçmıştır. TKP’nin örgütlenmesi için gizlice 1915’te tekrar Türkiye’ye döner Suphi. Uzun Zaman boyunca da örgütlenme faaliyetlerine devam eder. Mustafa Suphi 1919 yılında III. Enternasyonal’in düzenlediği I. Kongre’ye de Türk delegesi olarak katılmıştır. Anadolu’da sürdürülen örgütlenme faaliyetlerinin sonucunda, artık TKP’nin kuruluşuna sıra gelmiştir.

10 Ekim günü toplanan TKP 1. Kongresi, Anadolu’da örgütlü bulunan 15 farklı grup ve örgütten gelen 75 delegenin katılımıyla gerçekleştirildi. Parti programı üzerine yapılan tartışmalar ve görüş bildirimlerinin ardından yapılan oylamada, TKP parti tüzüğü delegeler tarafından kabul edildi ve parti Merkez Komitesi seçildi. Merkez Komite Başkanlığı’na Mustafa Suphi getirilmişti.

Suphi kongrede yaptığı konuşmada partinin öncelikli hedefini şöyle ortaya koyuyordu, ülkede yaşayan emekçiler ve toprak işçileri parti çatısı altına toplayacak ve sınıf mücadelesi bu kitlelerin lokomotifi olacaktı. Parti bayrağı altında toplanacak olan halka birlikte emperyalistlerin ve sermaye sahiplerinin kontrolündeki halkın kaderi yeniden halkın eline geçecekti.

Kongrede kabul edilen en önemli kararlardan birisi “Amele ve Rençber Şuralar Cumhuriyeti”nin kurulacağı yönündeydi. Diğer bir deyişle, parti “Türkiye Sovyetler Cumhuriyeti”nin kurulmasına öncülük etmeyi hedefliyordu. Parti programında bu tip bir cumhuriyetin halkçılığın en yüksek şekil olduğu ifade edilmekteydi.

Ülkenin genel durumunun gözden geçirildiği “Anadolu’nun Şimdiki Durumu” başlıklı kararda bir diğer önemli konuyu işaret etmekteydi: Anadolu’da yürütülmekte olan bağımsızlık mücadelesi tüm dünya proletaryasının iyiliğine hizmet etmekteydi. Süren mücadele ileriki aşamalarda halka bir bilinç sıçramasına yol açacak, emperyalizme karşı sürdürülen mücadele toplumsal mücadele ve sınıf bilincinin de yerleşmesine imkan sağlayacaktı. Yakında gerçekleşeceğine inanılan toplumsal devrimin hızlandırılması amacıyla Komünist Parti de bağımsızlık mücadelenin bilfiil içinde yer almaya devam edecekti.

Sovyet desteğinin halk içerisinde yarattığı sempati günden güne yayılmaktaydı. Birkaç yıl sonra devletin yönetim kademelerini ele geçirmeye başlayacak olan sınırlı sayıdaki sermaye sahibi bile Bolşevizm’in kazandığı popülarite karşısında pek ses çıkarmamayı tercih etmekteydi. Aynı dönemde Anadolu’da Kuvvayı Seyyare Taburları adı verilen gerilla örgütlerinin bir kısmı Bolşevik sıfatını kullanmakta herhangi bir sakınca görmemekteydi.

“Gediz’de ve Yunan cephesi karşısında Bolşevik Taburu adı verilen piyade kıtamızla bir de süvari müfrezesi bırakmıştık. Ben de karargahımla birlikte Kütahya’ya doğru ilerliyordum” (Çerkez Ethem, Anılar, sf 149-Nokta Kitap 2008)





“…Eskişehir’de çıkan Yeni Dünya gazetesinin bundan sonra Ankara’da çıkarılmasını biz arkadaşlar münasip bulmaktayız. Hakkı Behiç Bey’in mektubunda gerekli bilgiler verildiğinden buna dair sözlerimi uzatmayacağım. Yalnız şurasını bildirmek lazımdır ki, III. Enternasyonal’e bağlı olarak Ankara’da bir genel merkez kuruldu. Bu merkeze sen (Çerkez Ethem kastediliyor /y.n), ben ve Rafet Bey dahi alındık. Yeni Dünya gazetesi işte bu cemiyetin fikirlerini yayacaktır. (…) Sıhhat ve afiyet muhterem yoldaş. Mustafa Kemal.” (a.g.e sf94)

Kongrenin bitişinin ardından, parti kadroları Anadolu’ya gelmeye başladılar.

Türkiye Komünist Partisi 1920 TKP Siyaset Sahasına Çıkıyor

Şefik Hüsnü’nün yasal süreç başlamasına dek devam eden 1. Sekreterlik Dönemi, yoğun bir ajitasyon ve örgütlenme sürecidir. Anadolu’ya geçen ve Mustafa Suphi’nin yasal başkanlığı altında faaliyete geçen TKP kadroları, çok geçmeden ülke gençliğini mücadeleye katabilmek için Türkiye Komünist Gençlik Teşkilatı’nı kurdular.

Ülke içinde hızla faaliyetlere girişen ve kurulacak olan cumhuriyeti Marksist bir çizgiye taşımayı amaçlayan Mustafa Suphi ve arkadaşları, 1921 yılında Erzurum’da propaganda faaliyetlerini yürütürken gerici halkın tepkisiyle karşılaşarak kentten ayrışmaya karar verdi. Daha sonra Mustafa Suphi ve Merkez Karar Komite üyelerinin bir kısmı, takibattan kurtulabilmek için Rusya’ya geçti. Zira ülkedeki sosyalist dalganın ciddi bir taban yaratmasından endişe eden burjuvazi de boş durmuyordu.

Gerici dalgayı içten içe destekleyen sermayedarlar, komünist hareket üzerine ilk saldırı dalgasını başlatarak, Halkı İştirakiyun Fırkası’nın İstiklal Mahkemesi tarafından kapatılmasını sağladılar. Aynı günlerde Çerkez Ethem’in sosyalizm destekçisi gerilla birlikleri de çeşitli ayak oyunları ve mahkeme kararları ile dağıtıldı. Böylece Marksist hareket yeni kurulmakta olan cumhuriyetin ilk sillesini de beklenmedik biçimde yemiş oluyordu.

Tüm bu saldırıların üzerine, Rusya’dan Anadolu’ya dönmekte olan Mustafa Suphi ve 14 arkadaşının teknelerinin batırılarak Karadeniz’de öldürülmeleri yeni bir krizi de peşinde getiriyordu. Partinin öncü kadrolarının neredeyse tamamı yargısız infaza kurban gitmişti.

Bu döneme ilişkin olarak CIA’in uzun yıllar boyunca Türkiye İstasyon Şefliği’ni yapmış olan ajan George Harris şunları aktarmaktadır.

“Komünizm muhakkak ki bir kitle hareketi olamamış, bunu başaramamıştır. Yine de, İstiklal mücadelesinin ilk safhaları esnasında, bir yerde, komünistlerin iktidarı elde etmelerine hemen hemen ramak kalmıştı. Bu tarihte komünist liderleri, Anadolu ihtilal hareketin başlıca askeri gücünü teşkil eden önemli partizan birlikleriyle özel bir ilişki kurmayı becermişlerdi. Komünistlerin etkisine kapışmış bu güçlere, bu, Ankara rejimine karşı öylesi bir kafa tutma, meydan okuma tavrı takındırmıştı ki, Atatürk, filizlenmekte olan bu komünist hareketini kontrol altın alıp hizaya getirmek çabasıyla kendi resmi Türk Komünist Partisi’ni kırmak zorunda kalmıştı. “(George Harris, Türkiye’de Komünizmin Kaynakları, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1979, s 10-11)

Harris’in aktardıklarından anti-komünist CIA operasyonlarının aslında 1920’li yılların başlarından itibaren yürürlüğe sokulduğu sonucunu çıkarmak mümkündür. Yerli burjuvazinin komünizm korkusu nedeniyle sığındığı ilk adres olan ABD de elbette anti-komünist saldırıları desteklemekte herhangi bir sakınca görmemişti. ABD ile işbirliğini kurtuluş yolu olarak gören burjuvazi işe gerek Kuvvayi Milliye teşkilatı gerekse meclis içerisinde hem Çerkez Ethem hem de komünist hareket karşıtı faaliyetlerini yoğunlaştırmışlardı.

Hikmet Kıvılcımlı’nın Kurtuluş Savaşı’na katılışı da Yörük Ali Efe’nin Ege Bölgesi’ndeki çetelerine katılmasıyla gerçekleşir.

Yeni, 17 yaşındaki Hikmet, kısa bir süre sonra Köyceğiz Kuvvayi Milliye Komutanı olur. Erken yaşta oldukça yiğit bir gerilla haline gelmiştir. Erken yaşta giriştiği özgürlük mücadelesine 19 yaşındayken yeni bir halka daha ekler. 1921’de TKP’ye katılarak kurucular arasında yer alır. Bu esnada ülkede müthiş bir kaos hakimdir. Osmanlı İmparatorluğu anki şanlı 600 yıllık egemenliğinin ardından kanlı ve zorlu bir yıkımla dağılmakta, ülkeden her gün yeni bir parça kopmakta, isyanlar ve işgallerle tüm ülke yangın yerine çevrilmektedir.

Aynı dönem tasfiye edilmesine karar verilen Çerkez Ethem hain ilan edilecek ve yıllarca mücadele ettiği düşmanlarına sığınmak zorunda kalacak, Bolşevizm’in coşkulu neferleri olan Yeşil Ordu müfrezeleri dağıtılarak gerilla hareketi sona erdirilecekti.

Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının öldürülmesinin ardından komünist hareketin öncülüğü, uzun zamandır sosyalist mücadelenin tanınan bir önderi olan Şefik Hüsnü’ye geçmişti. Şefik Hüsnü’nün öncülüğünde kurulan gençlik teşkilatının yanına bir de Türkiye İşçi Derneği eklenerek ülke aydınlarının ve gençlerinin işçi sınıfıyla ortak mücadeleye atılmasının koşulları oluşturulmaya çalışılmaktaydı. 1923 1 Mayıs’ında TKGB’nin dağıtmak istediği bildiriyi ele geçiren polis, gençlik teşkilatını yoğun bir baskı altına almıştı. Mahkemeye çıkarılan 18 kişi tutuklanarak cezaevine konuldu. Bu kişiler 6 hazıran 1923’te tekrar serbest bırakıldılar.

Partinin fiili olarak devamına imkan bırakılmayınca kadrolar tekrar illegal çalışmaya geçtiler ve 1924 yılında SSCB’nin talebiyle TKP illegal kongresi toplandı. Bu dönem partinin sözü geçen üyeleri arasında Şefik Hüsnü, Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet isimleri göze çarpmaktaydı. Parti faaliyetleri 1925 yılında çıkarılan Takrir-i Sükûn yasasıyla engellenmeye çalışılsa da kadrolar boyun eğmeye niyet değildi. Yasanın çıkmasının ardından yeni bir tutuklama ve baskı dönemi başlamıştı. Baskı döneminde parti kadrolarının bir kısmı Almanya’ya gönderilerek yurt dışı bürosu kuruldu.

Yurt dışına çıkan kadrolardan Vedat Nedim Tör’e gönderilen bir mektupla partinin faaliyetlerine devam etmesi istenmişti. Bu açıdan 1925 yılı, mücadelenin ikinci adımının atıldığı yıldır. Aynı yıl Hikmet Kıvılcımlı tıbbiyeden mezun olarak doktorluk unvanına da merhaba demiştir. Aynı yıl TKP’nin Beşiktaş Akaretler’de illegal olarak düzenlediği TKP 3. Kongre’sinde, Merkez Komite’ye Seçilen Kıvılcımlı için mücadelenin yeni bir safhasına geçilmiş oluyordu.

(2. Kongre tarihi ve yeri konusunda farklı bilgiler söz konusudur. Bir dipnot olarak, 1922 yılnda 15 Ağustos günü Ankara’da toplanmış olan bir kongre daha söz konusudur. Bu kongre Takrir-i Sükûn “bağlamında” baskına uğramış, kongreyi izleyen Fransız Komünist Partisi üyeleri dahil birçok komünist kurşunlanmış, delegelerin bir kısmı da tutuklanmıştı. /y.n)

1925 yılında Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir ve Hikmet Kıvılcımlı’nın da içinde bulunduğu TKP kadrolarının yaptığı bir toplantıda Vedat Nedim Tör’ün genel sekreter olmasına karar verilmişti. Tör’ün bir süre sonra Sovyetlerin doğrudan örgütlenmesi olan Komitern’in kararlarına karşı çıkması, parti içerisinde ciddi tartışmalara ve fikir ayrılıklarına da yol açacaktır. Elbette emperyalizmin yerli işbirlikçileri de boş durmamaktadır.

Ülke çapında gerçekleşen tutuklamalar sürmekte, parti kadroları onlarca yıllık kürek cezalarına mahkum edilmektedir. Bu tutuklama dalgası sırasında Kıvılcımlı da 10 yıl kürek cezasına mahkum edilmiştir. 1 yıl sonra çıkan aftan yararlanarak cezaevinden tahliye edilir. Kıvılcımlı’nın kaleminden o günler şöyle tarif edilmektedir:

“Gece yarısı 101 pare topla Cumhuriyet ilanı. Cumhuriyetçi Terakkiperver Fırkası. Vazife Gazetesi. Orak Çekiç dergisi. Akaret’lerde Parti Kongresi. Aydınlık dergisinin Özel Gençlik Nüshaları. Orak Çekiçli postalar. Rosa Lüksemburg ve Karl Liebkneht’le flütle anış. İhbar. 1925 (1341) yılı Tıbbiyeyi bitiriş. İngiliz’le Musul meselesi. Birinci Şark İsyanı: Şeyh Said. Türk Ocağı’nda söylev. Tophane Bekirağa Bölüğü’ne ‘Kapital’ ile giriş. Ankara İstiklal Mahkemesi. ‘Tarikat’ı Selahiye’, ‘Silk’i askeri’. Zat’ı Şahanenin atabe’i ülyasına suikast maddesi. 10 yıl kürek.”

1925’teki tutuklamaların ardından 1926’da Şefik Hüsnü’nün çabalarıyla parti kadroları Viyana’da toplanarak yeni bir kongre düzenlerler. Şefik Hüsnü’nün öncelikli amacı, partideki panik ve dağınıklılığı gidererek mücadeleye devam koşullarını sağlamaktır.

Diğer cephede ise “Menşevik” görüşleriyle partiyi parçalamaya devam eden Aydemir-Tör ikilisi, Marksist-Leninist mücadeleyi geçersiz ilan ederek parti belgelerini polise teslim etmişlerdir. İkili, sosyalizme karşı açık bir cephe alarak kadroları milliyetçi bir çizgiye çağırmakta; geçerli olan tek politik anlayışın Kemalizm ve onun ideolojisi olduğunu beyan etmekteydiler. TKP açısından oldukça sıkıntılı bir durum doğduğu ortadaydı. Parti genel sekreteri olan Tör ve sözü geçen bir parti üyesi olan burjuvazi ve onun komünizm karşıtı görüşlerinin savunuculuğuna soyunmuştu.

Tör-Aydemir ikilisinden alınan belgeler doğrultusunda 1927 yılında başlatılan tutuklamaların ardından , Kıvılcımlı 3 yıl hapis cezasına çarptırılır. “1928 ve 1929 yılları TKP’ye yönelik iki yeni tutuklama kampanyasına tanık oldu. 1929 yılında TKP içinde, Kemalist iktidara karşı takınılacak tutum konusunda, bölünmeyle sonuçlanan bir anlaşmazlık çıktı. Burjuvaziyle uzlaşmaya karşı çıkan ve daha sol bir mücadele çizgisi öneren partililerin topladığı kongrede oluşturulan yeni merkez komitesi Komintern tarafından kabul edilmedi.

Nazım Hikmet’in de içinde bulunduğu adı geçen muhalif grup Troçkizm suçlamasıyla partiden çıkarıldı. Muhalefet bu kararı tanımadı, kendisini asıl parti sayarak faaliyetlerine devam etti.” (Mete Tuncay, Türkiye’de Sol Akımlar-II (1925-1936), BDS Yayınları, İstanbul, 1992, s.76

Kaynak: Hikmet Kıvılcımlı / Tarkan Tufan – Nokta Kitap Yayınları

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir