Toplumsal Sınıflaşma ve Kadın Erkek İlişkileri ile Tarihe Yolculuk

Toplumsal Sınıflaşma ve Kadın Erkek İlişkileri ile Tarihe Yolculuk

Toplumsal Sınıflaşma ve Kadın Erkek İlişkileri ile Tarihe Yolculuk

Toplumsal Sınıflaşma ve Kadın Erkek İlişkileri ile Tarihe Yolculuk : Büyük Adamlar : Amerikalı şair Robert Frost bir keresinde, ”Tüm düşünce, bir çağrışım marifetidir” demişti. Bende bu muhakeme silsilelerinden ödünç alarak, biyolojik bir görüş katmak ve kadınların iktidardan düşüşünü açıklamak için biraz daha doyurucu bir varsayım öne sürmek istiyorum. Öyleyse elimizdekilerle işe başlayalım.



Saban ağırdı. İri bir hayvan tarafından çekilmesi gerekiyordu. Bir erkeğin gücünü gerektiriyordu. Kocalar, avcı olarak hayata renk veren lüks maddeleri, aynı zamanda da günlük yiyeceklerin bir kısmını sağlıyorlardı, ama toprağı işlemeye başlayınca, hayatta kalınması için zorunlu oldular. Atalarımız besin kaynağı olarak yabani bitkilere daha az güvenip, ağırlığı yetiştirilen ürünlere vermeye başlayınca, kadınların toplayıcı olarak yaşamsal önemdeki rolü de değer kaybetti.

Uzun zamanlar süresince temel günlük besinleri sağlayan kadınlar, şimdi yabani otları ayıklamak, toplamak ve akşam yemeğini hazırlamak gibi ikincil görevleri üstlenmişlerdir. Böylece, yaşamın sürdürülebilmesi için erkeklerin çiftlik işletmelerinin üstlenmesi zorunlu olunca, geçimi sağlamadaki birinci sıradaki rolün, kadınlardan erkeklere geçtiğini ileri sürüyor antropologlar.

Bu çevrebilimsel etken -geçimin sağlanmasındaki çarpık iş bölümü ve erkeklerin yaşamsal üretim kaynaklarını denetlemesi- kadınların toplumsal gücünün zayıflamasını açıklamaya yeterdir.

Parayı elinde tutanlar dünyayı yönetirler. Fakat kadının gücünü yitirmesinde başka etkenlerde rol oynadı. Sabanlı tarımın başlamasıyla karı-koca birbirini boşayamaz oldu. Toprağı birlikte işletiyorlardı. Eşlerin hiçbiri toprağın yarısını işleyip gidemezdi. Ortak taşınmazlarına ve birbirlerine bağlanmışlardı- sürekli tekeşlilik. Sabanla sürekli tekeşlilik kadının dünyasınında çöküşüne nasıl katkıda bulunduğu, çiftçi insanların
yaşamındaki üçüncü bir sinsi olgunun eşiğinde daha iyi anlaşılır.

Bu da rütbedir. Göçebe atalarımızın arasından binlerce yıl içinde av, yiyecek arama ve ticaret seferleri sırasında büyük adamlar çıkmış olmalı. Fakat avcı-toplayıcıların eşitlik ve paylaşma gelenekleri güçlüdür. İnsanlık mirasımızın büyük bölümünde resmi rütbeler yoktu. Ama yıllık hasatı düzenlemek, tahılı ve yemi depolamak, uzak yerler arasındaki sistemli ticareti yönetmek, fazla yiyeceği dağıtmak ve bölgesel toplantılarda topluluk adına konuşmak için liderler ortaya çıktı.

Avrupa’nın arkeolojik buluntularında, on beş bin yıl öncesine ait rütbe kanıtları ele geçmiştir.

Bazı mezarlarda başlarınınkinden daha değerli eşyalar bulunmuştur. Köylerdeki aşiret reisleri herhalde mevsimlik, tarım öncesi topluluklarında erk sahibi olmuşlardı. Ayrıca, Tuna boylarında İ.Ö. 5000 yıllarına
ait küçük bir köyde belli bir ev, çoğu kez öbürlerinden daha büyük olduğuna göre, toplumsal sınıflanmanın daha o zamandan başladığı kuşkusuzdur. Sonra, sabanlı tarımın yayılması ve köy yaşamının ağırlık kazanmasıyla siyasal örgütlenme giderek karmaşıklaştı – ve hiç kuşkusuz daha aşamalı hale geldi.



Böylece yerleşik, sürekli tekeşlilik ve rütbe insanlık tarihinde yer etmiş bulunuyor. Kadınların toplumsal ve cinsel haklarının zayıflamasında hiç kuşkusuz rol oynayan bir başka etkende savaştı. Köyler çoğaldıkça, nüfusun yoğunluğuda arttıkça, insanların mülklerini savunmaları, hatta taşınmazlarını mümkün oldukça daha da genişletmeleri gereği doğdu. Savaşçılar, toplumsal yaşamın zorunluluklarından biri haline geldiler. Antropolog Robert Carneiro’nun da belirttiği gibi, düşmanlarla savaşmanın günlük yaşam için önemli olduğu her yerde, erkeklerin kadınların üzerindeki gücü artmakta gecikmedi.

Erkeklerin çiftçi olarak daha önemli ekonomik rolleri, ortak mülklerinde beraber kalmaya zorunlu çiftler, çalışmalarını düzenleyecek önderler gereksinen köylüler ve topraklarını savunmak için savaşçılar gereksinen toplumlar, ne kadar patlamaya hazır bir karışımdır değil mi? Burada bir cinsiyetten öteki üzerinde otorite kurması için mükemmel bir fırsat vardı. Gerçekten de böyle oldu. Avrasya’da ataerkillik yayıldı ve toprağın derinliklerine kök saldı.

Kaynak: Helen E. Fısher-Cinsel Aşkın Anatomisi / Varlık Cep Kitaptan alıntılanmıştır.

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir