Sümerler’in Kökeni ve Sümer Tarihi

Bu yazımızda siz değerli okurlar için, Sümerler’in Kökeni ve Sümer Tarihi, Sümerler Özellikleri, Sümerler Türk mü, Sümerler Neleri Buldu, Sümerler Harita, Sümerler Kürt mü, Sümerler Hakkında Bilgi, Sümerlerin Etnik Kökeni, Sümer tabletleri gibi birçok soruya cevaplar arayacağız.

Sümerler’in Kökeni ve Sümer Tarihi

Tarihin şafağında önce Antik Babil Mısır Hanedanlığı’ndan önce var olan şehir devletlerine benzeyen birçok bağımsız şehir, devlete bölünmüştü. Sonunda bunlar birbirine çok da bağlı olmayan birlikler halinde gruplaştı. Kuzeydeki şehirler Akad diye bilinen bölgede, güneydekiler ise Sümer topraklarına kaldı. Bu bölünme ırksal olduğu kadar coğrafi öneme de sahiptir. Akadlıların yerleştikleri bölgenin adı Uri veya Kiuri’yken ve Sümer Kengi olarak bilinirken kuzeyde siyasi üstünlük kazananlar sonradan gelenlerdi.




Belirgin Sami bağlantıları olan Sami dilini konuşan bir gruptandı. İlk zamanlardan beri heykeltraşlar onları kıvırcık saçlarla, uzun gür sakallarla belirgin burun ve kalın dudaklarla tasvir etmişlerdir ki bu özellikler genel Yahudi tipine atfedilir. Ayrıca sol omuzlarından bileklerine kadar uzanan uzun ve süslü cüppeler giydikleri aktarılır. Öte yandan, Sümerlilerin temiz ve traşlı yüzleri ve kafaları Mısırlı ve Giritli burunları varmış. Kısa ve pilili İskoç eteklerine benzer etekler giyerlermiş.

Ayrıca eski krallık dönemindeki Mısırlı asiller gibi vücutlarının üst kısmı tamamen çıplakmış.

Sami dillerinden olmayan bir dille konuşurlarmış ve Babil’in en eski sakinleriymiş. Sümer Medeniyetinin kökleri tarıma dayalı yaşam şekline uzanır. Samiler o bölge de etkili ve kalabalık olmaya başlamadan önce çok iyi gelişmişlerdi. Şehirler genelde güneşte kurumuş ve fırınlanmış tuğlalar ile yapılıyordu. Özgün çanak çömlekler beceri ile üretiliyordu. Halk, Hammurabi yasalarının özünü oluşturan insani yasalarla yönetiliyordu. İnsanlar ilk resim karakterlerinden gelişen süreç içinde olan çiviyazısı sistemini kullanıyorlardı.

Tarım yöntemlerinin ayırt edici özelliği mühendislik yetenekleriydi. Bu yeteneklerini sulama kanalları ve hendeklerin yapımıyla ekilebilir araziyi genişleterek sergilediler. Denizcilik hakkında bilgili olduklarına ve Basra Körfezi’nde ticaret yaptıklarına dair bazı göstergeler vardır. Kendi kayıtlarına göre aslında bir liman olan Eridu onların ırk beşikleriymiş. Sami Akadlılar yerleştikten sonra Sümerlilerin bu belirgin kültürünü benimsemişler ve daha sonraki gelişiminde etkili olmuşlardır.

 Sümer Tarihi

Sümerler’in Kökeni ve Sümer Tarihi

Sümerlilerin orjinal yurtlarına ve temsil ettikleri özel ırk tipine ilişkin bir çok anlaşmazlık vardır.

Teorilerden biri onların sakalsız ve uzun saçlı Moğollarla bağlantılı olduklarını ileri sürer. İlk taş kabartmaların sağladığı kanıta dayanarak, benzer şekilde çekik gözlü oldukları doğrulanmıştır.
Ayrıca bitişken bir dil konuştukları için, Pathialıların anayurdundaki Çinliler gibi aynı ana gövdeden geldikleri ileri sürülmüştür. Yine de, eğer çekik göz yanlış veya ilkel sanatın sonucunda ortaya çıkmamışsa, Moğol tipinin Fırat ve Dicle vadilerinde var olmadığı görülür.

Çünkü sonraki Sümer döneminin daha iyi ve kesin heykel çalışmasında, yönetici sınıfa mensup olanların gözlerinin Eski Mısırlıların ve Güney Avrupalılarınkine benzediği görülmüştür. Diğer yüz özellikleri Moğol ırkıyla herhangi bir bağlantının oldukça imkansız olduğunu destekler. Örneğin Sümerlilerin burnu,
Çinlilerin küçük burnuna hiç de benzemez. Bizim kullandığımız yetersiz sayıdaki dilbilimsel kanıtlardan da geniş kapsamlı sonuçlar çıkarılamaz.

Sümerlilerin ve önsezi sahibi Çinlilerin dilleri bitişken çeşidinden de olsa, Türkler ve Macarlar, Finliler ve kalabalıklardan uzakta gelişen belirli özelliklere sahip Akdeniz ırkından genle Basklar da bu dil çeşitlerinden konuşuyorlarmış. Diller ırk kökenleri ve nitelikleri hakkında hiçbir kesin kanıt sunmaz.

Başka bir teori ise, Sümerlilerin Batı Asya’daki düzlükler ve platolarda yaşayan halklar ile bağlantılı olduğunu savunur. Bu halklar Ural-Altay gövdesi olarak gruplaşmıştır ve şimdiki Türkler ve koyu tenli Finliler tarafından temsil edilirler. Değişen iklim şartlarının yol açtığı kabile baskısının sonucunda
uzun zaman önce güneye doğru göç ettikleri ve tarıma dayalı yaşam için kırsal yaşamdan vazgeçtikleri sanılmaktadır. Son Sümer heykel çalışması da bu bağlantıdaki sorunları gösterir.

Çünkü yüzleri ve kafalarının arkasının şişkin olması uzun suratlı tiplerden çok geniş yüzlü tipleri akla getirir. Teori de iskeletlerin yapısındaki diğer ayırt edici özelliklerle bağdaştırılan kafatası şekillerinden sonra yeni yaşam alışkanlıklarını açıklayamamaktadır. Steplerden gelen bu geniş yüzlü göçebe halklar Tatar ırkıyla birleştirilir ve kıvırcık saçları ile gür sakallarıyla saf Moğol ırkından ayrılır.

Sümerlilerin yüzlerini ve kafalarını traş ettikleri gerçeği bu bağlamda oldukça sağlamdır. (Sümer Tarihi)

İlk çağlardan beri savaş alanında dostu düşmandan ayırabilmek için ırklarına özgü nitelikleri vurgulamak çoğu halkın alışkanlığı olmuştur. Ne olursa olsun bu gerçek etnologlar tarafından kabul edilmiştir. Örneğin, Basklar sivri çenelerini traş eder ve bazen ayırt edici armut şeklini belirginleştirmek için favori bırakırlardı. Öte yandan, komşuları Endülüsler zaten yuvarlak olan çenelerini daha da belirgin hale getirmek ve tabiki Basklardan farklı olmak için sakal bırakırlardı.




Benzer karakter de bir başka özellik ise Anadolu’da ortaya çıkmıştır. Anadolu’da uzun suratlı Kürt çocuklarının kafatasları dardır ve geniş yüzlü Ermeni çocuklarınınkiler ise beşiklerin sert tahtalarında yatmalarından dolayı düzleşmiştir. Bu şekilde bu düşman halklar, birbirine zıt olan kafa şekillerini
vurgulamışlardır. Bu nedenle, Sümerlilerin eski Mısırlılar gibi traş olma alışkanlığına sahip oldukları gerçeği ortaya çıktığında, etnik niteliklerine gür sakallı insanlar arasında değil de doğal olarak tüysüz insanlar arasında aranmalıdır.

Sümer Kültürünün Orta Asya’daki merkezi tesadüfi ayrıntılarla ortaya çıkarılmıştır. Oldukça taze ve ilginç bir çığır açmıştır. Rus ve Çin Türkistan’ında yapılan bilimsel keşifler önemli arkeolojik bulgular ortaya çıkardı. Bu bilgilere göre, çöl ülkesinin geniş bölgeleri uzun zaman önce yemyeşil ve bereketliymiş,
ayrıca organize olmuş ve ilerleyen kalabalık topluluklar bu bölgede yaşamıştı. Bu antik medeniyet merkezlerinden yapılan büyük çaplı göçler, zaman zaman rüzgarın taşıdığı kumların yavaş yavaş zarar vermeye başlaması ve artan su yetersizliği sonucunda yapılmıştır.

Pumpelly ve ekibinin kazılar yaptığı Rus Türkistan’daki Anau’da, Son Taş Devri’ne uzanan unutulmuş ve arkaik bir medeniyete dair çok fazla iz bulunmuştur. Çanak çömlekler geometrik şekillerde süslenmiş ve Babil sınırlarındaki antik Elam’ın başkenti Susa gibi uzak bir yerde bulunan Neolitik örneklere bir şekilde benzemektedir. Bu çeşitli bulguların yavaş yavaş yaşanamaz kılınmış Merkez Asya bölgelerinden ayrılan farklı ırkların dağılmış kanıtları olduğu ileri sürülür.

Anau’daki Bakır Çağı’na ait insan eliyle yapılmış eserler arasında Sümer’de dini amaçlarla kullanılmış onlara benzeyen kilden yapılmış adak heykelcikler vardır. Bu her ne kadar ırksal bir bağlantı olabileceğine kanıt olmasa da, önemli kanıtlardır. Çünkü şimdiye dek var olduğu bilinmeyen yöndeki ilk ticaret
ilişkilerine ve tarihin şafağından önce kültürel etkileşimin uzandığı uzak mesafelere dair bilgiler sunmaktadır.

Bu gizemli merkezi Asya Medeniyetini anlaşılır kılacak veya ilk Sümer resim yazısının gerçek kaynağını gösterecek herhangi bir kayıt henüz bulunamamıştır.

Bay Pumpelly’in düşüncesine göre, Sümerliler ve Mısırlılar Anau bölgesinden ilk önce arpa ve buğday, daha sonra evcil hayvanları ele geçirmişlerdir. Fakat bu bilginin de doğrulanması olası değildir. Profesör Eliot Smith’in de inandığı gibi, eğer bakırı ilk kullananlar Eski Mısırlılar ise, bu metalin bilgisinin
Anau’ya Sümerler aracılığıyla ulaşmış olduğu ve ilk kültür öğelerinin dolaylı bir rotayla aynı bölgeden geldiği de doğru olabilir. Mısır’da elde edilebilir kanıtlar bu bağlamda oldukça ilginçtir.

Yaklaşık altmış yüzyıldır Hanedanlık öncesi mezarlarında yatan güneşte kurumuş bedenlerin midelerinden ve bağırsaklarından büyük miktar yiyecek örnekleri alındı. Bu örnekler dikkatlice incelendi ve diğer şeylerin arasında arpa ve darı kabukları ile çanak çömleklerin üzerine boyanmış keçi ve kuzularda olmak
üzere memelilerin kemiklerinden parçalar ortaya çıkarıldı. Bu nedenle, oldukça uzun bir zaman önce, tarım bilgisinin tüm Mısır’da var olduğu görülür. Bu bilginin Sümerlilerle paylaşılmadığını düşünmek içinde bir nedenimiz yok.

Sümer Tarihi ve kültürünün dış kaynağına ilişkin olarak ileri sürülen çeşitli teoriler birdenbire ve tamamen gelişmiş bir şekilde başladığı zannına dayanmaktadır. İlkel başlangıçları Dicle ve Fırat kıyılarında bulunamaz. Fakat resim yazısının ilk şekillerinin biçbir örneği Sümer ve Akad şehirlerinin kanıtlarından
çıkarılamamış olmasına rağmen, başka bir yerde de bulunamamıştır. İlk Babil kültürünün yerel olduğu ihtimali var olmaya devam eder.

Profesör Elliot Smith, ”Bu Sümerleri başka bir yerden, göçmen olarak Sümer’e getirmek amacı taşıyan bir çok bilgin büyük bir ustalık göstermişlerdir. (Sümer Tarihi)

Ama ilk kez tarih sahnesinde görünmelerinden önceki uzun nesiller boyunca Basra Körfezi’nin kıyısında yaşamadıklarını gösterecek hiçbir neden de yoktur. Sümer gibi bir ülkenin böyle bir kanıtın korunması için Nil Deltası’ndan daha iyi bir yer olmaması ve bu çeşit olumsuz ifadelerin bir göç için olumlu bir kanıt olarak gösterilememesi sebebiyle ilk kalıntılardan hiçbirinin bulunmadığı düşüncesi boştur” demiştir.

Tanınmış etnolog açıkça Sümerlilerin Akdenizli veya doğudaki kolları Hindistan’a ve Britania Adaları ile İrlanda’nın batısına ulaşan Kahverengi ırktan olan Hanedanlık öncesi Mısırlılarla aynı soydan geldikleri düşüncesindedir. Aynı eski soya Araplarda dahil edilir. Arapların fiziki özellikleri onları Yahudi tipinin Sami kolundan ayırır.

Batı Asya da yaşanan ırksal görünüme dikkat edersek Sümer Tarihi problemine ışık tutabiliriz. Bu nitelikteki kanıtın önemi başka yerlerde de vurgulanmıştır. Örneğin, Mısır’da Dr. C.S Myers modern köylülerin Hanedanlık öncesi atalarınınkiyle çok benzer olan kafatası biçimlerine sahip olduklarını öğrenmişti.  Hawes da Girit’in eski sakinlerinin hala ünlü adada temsil ediliyor olduğunu göstermişti. Ama bundan daha dikkat çekici olan şudur ki, Fransa’daki Dordogne vadisindeki Yontma Taş Devri’ne ait mağaralarda yaşamış belirgin ırk tipinin yaklaşık yirmi bin yıl gibi bir süreden sonra hala o civarda görülmeye devam etmesidir.

Bu nedenle, günümüzde Güneybatı Asya’da tek bir özel ırk tipinin diğerlerine baskın gelmesini öğrenmek önemlidir. Bu bağlamda oldukça önemli bilgileri özetleyen ve ırk tipinden ”İranlı” olarak bahseden Profesör Ripley şöyle demiştir: ” Bu tip İranlıları ve Kürtleri, muhtemelen Kafkasya’daki Ossetleri
ve Afganlardan tutunda Hindulara kadar olan Asya kabilelerini içine dahil eder. Bu insanlar genelde uzun suratlı ve esmer olurlar. Koşullara göre boyları değişse de ince yapılılar.

Avrupadaki Akdeniz ırkımızın şüphesiz soydaşları olduğunu hemen fark ederiz.

Yayıldıkları bölge açıkça onlarla aynı ırktan gelen Mısırlılar aracılığıyla Afrika’dan başlamıştır. Sadece modern halklar değil, Eski Mısırlılar ve Fenikelilerde aynı kökene kadar izlenebilir. Akdeniz ırkının bu doğu kolu Batı Asya’nın bu bölümünün en geniş alanında ikamet etmiştir. Geniş yüzlü tip Suriye ve Mezopotamya’daki geriye kalan birkaç etnik grup arasında bulunur. Londra ve Cambridge koleksiyonlarındaki binlerce kafatası üzerinde yapılan yorucu çalışma ilk karışımların sonucunda yabancı özelliklere sahip Akdeniz insanlarının Mısır ve Pencap arasında dağıldığını göstermiştir. Karışım meydana geldiğinde, ilk tip baskın olmaya devam etmiştir.

Bu durum günümüzde de Batı Asya’da kendisini tekrar etmeye devam ediyor gibi görünmektedir. Bu nedenle eski (Sümer Tarihi) ve Sümerler’in Hanedanlık öncesinde yaşamış Mısırlılardan, Pelasglardan ve Avrupalı İberyalılardan ırksal olarak farklı olduğu şüphelidir. Sümer şehri Lagaş’ın yerleşim yeri olan Tello’dan gelen küçük heykeller Akdeniz kafatası şekillerini ve yüzlerini belirgin bir şekilde göstermektedir. Daha sonraki bir döneme ait dolgun figürlerin bazıları özel yabancı karakteri ortaya koyar. Bu özel karakter Mısır ve başka yerlerde Kahverengi ırkın en belirgin temsilcilerinin zayıf ve kuvvetli görünüşlerine zıt olarak her zaman şişmanlığın gelişmesi eğilimiyle bağdaştırılmıştır. Bu değişim belkide Samiler’in kuzey Babil’deki varlıklarını açıklayabilir.

Kaynak: Babil ve Asur Mitleri – Donald A. Mackenzie / Atlantis Yayınları kitabından alınmıştır.

 

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir