Stoacılık ve Stoa Okulu

Yunan Felsefesi dünya geneli çok seslilik yaratmış bütün yapı taşlarını o felsefe oluşturmuştur 1000 yıldır. Stoacılık Felsefesi kendine ayrı bir yer bulmuştur bu süreçte. Yazının ilgi çekici ve güzel tarafı, İran’ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemin’nin öğrencilik yıllarında felsefe ve çağdaş batı düşünce dünyasını işlemesidir. Kendisinin Revakçılıktan kastettiği Stoacılıktır. Bu yazı da sizler için şu konuları inceledik.

  • Stoacılık nedir
  •  Stoa Okulu
  • Stoa Felsefesi nedir
  • Stoa Flesefesi






Aristo’dan sonra göze çarpan en güzel olay kısmen akla ve kısmen de felsefeye dayanan dünya görüşüdür. Aristo ve Eflatun’dan sonra gelen dönemlerde büyük
filozoflar yetişerek Aristo ve Eflatun’un düşüncelerini kendi düşünceleri ile süsleyerek Yunan Felsefesi Düşüncesini tamamlamışlardır. Bunun için kaç asır
sonra bile Eflatun’un yaşadığını görüyoruz.

Aristo ve Eflatun’un düşüncelerini Hristiyanlık düşüncesi olarak Müslümanlara karşı kullanmışlardır. Müslümanlara karşı Eflatun ve Aristo’nun düşüncelerine dayanarak İskenderiye Okulu’nda Mesih (Hristiyanlık) ve Yahudi düşünceleri işlendi. Böylece bu görüşün revaç bulması sağlandı. Bunlar Hristiyanlık ve Yahudiliği bir potada eriterek tek bir inanç haline getirmek istiyorlardı. Bu okul felsefenin enerjisi olan Zugi (Cezzabi’yi) ortaya çıkarmıştır.

O, batının Hristiyanlığı ile Doğunun Müslümanlığını inceliyordu. İki konuda felsefesini aynı ayarda tutuyordu. O, felsefi alanlarda düşünce olarak dolaşıyordu. Ahlaki değerlerin kaynağına Epikür ile kavuşuyoruz. Ahlaki değerlerin ortaya çıkışı ve inanç değeri onun ile ortaya çıkmıştır. Ona göre yok oluşta da insanın kaderi hakimdir. Ona göre ahlaki felsefe, felsefenin can damarını oluşturur.

Epikürcüler ve Stoacılar (Revakçılar) felsefi ve ahlaki aleme o kadar değer vermiyorlardı. İnsanın yaşamının devamı için ahlaki tefsire daha çok değer veriyorlardı. Bu konuda taraf tutmak için zaman kolluyorlardı. Daha etkileyici düşünce akımları Aristo’dan sonra en yüksek zirveye çıkmıştır.




Yine bu dönemlerde üstü kapalı ve etrafı açık felsefi ve günlük konuların konuşulduğu ve tartışıldığı yerler vardı. Bunlara Revak dendiği için burada fikri tartışma ile yetişkinlere de revakçılar (Stoacılık) denirdi. Diğer bir adı da Revak Okulu (Stoa Okulu) olmuştur. İskender’den sonra Batının siyasi düşüncesi şekilciliğe dayanıyordu. Bu düzen Yunanistan’ın istikrarlı düzeninden farklı idi. Revaki Okulu insanlık tarihine bu düzenin düşünce temelini ve onun anlamını öğreten okuldur.

Revaki Okulunun (Stoa okulu) kurucusu Zenon’dur. (M.Ö 336-264) O ve öğrencileri Stoa, Poesile (Ustua, Poşir) de Revak Okulunda toplanıyorlardı. Bunların görüşlerine İstaikizm kendilerine de İstaikha veya Revakçılar deniyordu. Bu okul sonunda ilk revakçılar ve son revakçılar diye ikiye bölündü. Bunlar arasında düşünce ayrılıkları vardı.

Bu ayrılıklar Zenon’un temelini attığı aynı konulardı. Bu ekolun diğer bir elemanı Spun veya Sipiyo (Shypio) dur. Bu bir Roma soylusudur. Roma halkını ve diğer ileri gelenleri revaki düşünce yönünden etkilemiştir. M.Ö 218 yılında konsül oldu. Daha önce Anibal ile beraberdi. Bunları etkilediği için Anibal’da dahil o zamanki Roma yöneticileri Revaki Mezhebinin hayranlarıydı. Roma toplumunun en üstün hatibi Ciceron bu görüşte idi.




Roma yönetim şekline muhalif olduğundan dolayı onlarla sürtüşme halindeydi. Diğer Revakçılar Filozof Seneca (Senca) ile Roma İmparatoru Neron idi. Sonraki imparatorlardan Markus Avreliyus (Markus
Aurelius) da Revakçı idi. Revaki mezhebi Aristo’dan sonra Roma siyasetinin temeli olmuştur. Revaki mezhebinin temeli ahlak üzerine kurulduğundan Roma yönetimi de revaki ahlaka dayanıyordu. Aristo’dan sonra revaki görüş revaçta idi.

Bu görüş Hristiyanlık dinini de etkilemişti. Hristiyanlığın odak noktasını oluşturuyordu. Dünyada çok taraftarları vardı. Bu dönemde Aristo ve Eflatun’un ahlaki temele dayanan görüşleri revaki ve epiküri felseferi ile renkleniyordu. Bu dönemin düşüncesinde felsefi asalet yerini ahlaki asalete bırakıyordu. Kişiler bu görüşe göre icat yapıyorlardı.

Revaki Okulu‘nda düşüncenin odak noktası olan iş, harekete ve ahlaka önem veriliyordu. Bu iki görüş hiçbir zaman felsefenin ıslahı değildi. Revaki Okulunda iki önemli kişi vardı. Bunlardan biri Senaca, Revaki Okulunun düşünce hareketliliğini ondan aramak gerekir. Revaki Okuluna sonradan girmiş ama onun düşünceleri okulun özünü oluşturmuştur.

Bir diğeri de Cicero’dur. Bu aynı zamanda Roma’nın hatibi ve siyaset adamıdır. M.Ö 106-43 yılları arasında yaşamıştır. Onun döneminde Roma İmparatoru Sezar en güçlü dönemini yaşamıştır. Ciceron inan yönünden onlara katılmıyordu. Hatta onların inançlarından dolayı onlardan şikayetçi idi. Fakat felsefi yönden revakçı idi. Siyasi yönden de revakçı idi. Revakçı Okulu’nun lideri idi.

Revaki Felsefede görüş işa bağlı idi. Onunla yönlendiriliyordu. Bu görüşte; delil, akıllı düşünme, atıfta bulunma, duygu ve tecrübe, iş ile görüş birleşerek sonuçlandırılıyordu. Revakçılar Kapilson’un aklın ıslahatı sözüne inanıyorlardı. Tecrübenin ise atılacak adımı göz önüne getirmenin bir parçası olduğunu kabul ediyorlardı. Temel ilke olarak felsefeye değil akla yönelmeyi uygun buluyorlardı.

Revakçılar Allah’a inanıyorlardı. Onun, madde ve kainatın aslı olduğuna inanıyorlardı. Kainattaki varlığın Allah’ın etkisinin sonucu oluştuğunu biliyorlardı. Açıkça diyorlardı ki, bir şey kendiliğinden hareketli olamaz. Genelin aslına yönelmek için insani, dünyevi, ahlaki, siyasi, olarak Allah’a ihtiyaç vardı. Yine diyorlardı ki, Allah aklın kendisidir. Beyin, Allah’ın iradesi ile bütün işleri yönetir.

Revaki görüşün siyasi düşünce sistemini Cicero’da aramak gerekir. Onun siyasi düşüncelerinin temel noktalarından biri yasadır. Onun görüşüne göre yasa insan düşüncesi ile yapılmış değildir. Belki ezeli ve istisna olan varlığın hükmüdür. Ona göre tek yasa doğa yasasıdır. Bu yasa insan yaşamına şamildir. Doğa yasası aynı zamanda diğer varlıklarında yasasıdır. O da ilahi yasadır.




O halde yasayı insanlar değil üstün bir güç yapmıştır. O üstün gücü de Allah yaratmıştır. Yani emrin temelinde insan dışı insan üstü güçlerin elleri vardır. Bu konuda insanların ihtisasları yoktur. Belki cansız varlıkların, hayvanların ve doğanın çaresiz itaat etmeleri bundandır. İnsanlarla diğer varlıkların arasındaki fark insanların keşfedici olmalarıdır. İnsan var olan herşeye de itaat etmek zorunda değildir. Akla dayalı emir ve yasalara bağlanır. Cicero’ya göre insanların yücelmesi ancak doğal yasa ile mümkündür. Yine ona göre insan aynı zamanda halkın en alt tabakası ile yücelir.

Revaki Görüşe göre Siyasi Felsefe ve özellikleri 

a) Doğa Yasası ilahi özelliğinden dolayı ezelidir.
b) O yasa da eşitlik ilkesi insanoğlunun iradesine bağlıdır
c) Bu yasa ve yasalara uymak saygı gereğidir.
d) Adalette eşit yararlanma payı bütün insanlar içindir.

Kişilerin, teşhislerin ve hesapların somut delillere dayanması gerekir. Bunlardan önce yasanın akıl ve mantık süzgecinden geçirilmesi gerekir. Fakat bu süzgecin sınırı veya sınırları belli değildir. O halde bu konuda teşhisler çeşit çeşit ise, gerçek ve tek üstün teşhis nedir? Doğal yasaların tutanaklara geçirilerek
uygulanması mümkün değildir. Bunun uygulanabilmesi için somut delillere dayanarak ilmi düzenlemelerin yapılması gerekir.

Bu şekilde günün toplumları üzerinde değer kazanmış olur. Böylece daha çok yücelerek layık olduğu karşılığı bulmuş olur. Bu sadece görmekle olmaz. Bu konuda Cicero şöyle diyor: ” Bir kimse batıl yasaya uymaya mecbur edilmişse, ahlaken ve o mecbur edilenin sorumluluğu yoktur.” O her yerde ve her toplumda tehlikeleri göze alarak bu konuyu açıklar ve savunuyordu.

Bağımsızlık isteği, ünvan isteği, akıl, irade ve ahlak insana özel bir durumdur. Müşahhas kavramlardır. Bunlar esasında kademe kademe doğa da vardır. Bize düşen ise bunları keşfetmek ve bu hususlarda gerekli açıklamaları yapmaktır. Bu düşünceler yeni bir sistem değildir. Buna yeni Eflatunculuk da denir. Felsefe İslami ve Hristiyanlık görüşü ile daha çok aydınlatılmıştır. Bu iki dinin yeni görüşleri eski görüşlere yenilik katmıştır. Bu dinler düşünceye, siyasete ve ahlaka yenilikler getirmiştir. (Stoacılık Felsefesi böyle bir serüven yaşamıştır)

Kaynak: Şehrin Dünyasından Dünyanın Şehrine, Batının Düşünce Dünyasında Gezi/Muhammed Hatemi-Ozan Yayıncılık kitabından kısaltılarak alınmıştır.




[Toplam:0    Ortalama:0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir