Protestan Misyonerleri ve ABCFM Misyoner Örgütü

Protestan Misyonerleri ve ABCFM Misyoner Örgütü

Protestan Misyonerleri ve ABCFM Misyoner Örgütü

Protestan Misyonerleri ve ABCFM Misyoner Örgütü : 19. yüzyılın ilk yıllarında İngiltere ve Amerika’daki birçok Protestan, kendilerini, İncil’in içlerinde yarattığı bir dürtüyle, inançlarını hem ruhsal anlamda hem de hakikatte sınamak amacıyla, topraklarda ( Protestan Misyonerleri ) olarak Tanrı’nın hizmetine adamışlardı. İyi niyetli
fakat gerçekçi olmayan umutlarla dolu Amerikan ve İngiliz Protestanları Hristiyanlığın “kusursuz doktrin”ini Osmanlı İmparatorluğu’nun halklarına ulaştırmak için iki aşamalı bir plan tasarlamışlardı.



Fakat “Batı Asya Müslümanlarının din değiştirmesini sağlayacak akıllıca bir plan öncelikle Doğu kiliselerinde yerine getirilmesi gereken bir misyon ve protestan misyonerleri aracılığıyla gerçekleştirebilirdi. Böylesi görüşlerin şevkiyle 1820’de az sayıda gözü pek cesur Protestan, misyoner olarak Yakındoğu’ya hareket etmişlerdir.

Amerikan Boart of Commissioners for Foreing Missions (ABCFM) adlı misyoner örgütün ilk temsilcileri olan Levi Parson ve Pliny Fisk, 1820 yılı Ocak ayında İzmir’e ulaşmıştı.

Fakat bu protestan misyonerler, müslümanları dinlerinden döndürmekte başarılı olamamış. Hatta İncil ile diğer propaganda malzemesini dağıtmaya kalkıştıklarında Hıristiyanlardan da düşmanca tepkiler görmüşlerdir. Parson ve Fisk’in İzmir’e gelişlerinin ardından geçen on yıllık zaman içerisinde, Amerikalı Protestanlar İncil’i öğretmekten ziyade adınlatmaya yönelik yeni bir girişim başlatmışlardı.

Nispeten ilerleme kaydeden bu atılım, uzun savaş döneminin yarattığı tahribatttan etkilenen Yunanlılara yardım etmek amacıyla 1828 yılında New Haven (Connecticut) Ladies Greek Association’ın kurulmasıyla başlamıştı. 1829 kışında bu cemiyetin yakın desteğini alan grup, Yunanistan’a yola çıkmış, fakat yolda kararlarını değiştirmişlerdir. Çünkü gidecekleri ülkede zaten protestan misyonerleri ve misyon merkezleri bulunduğunu ve Yunanistan’ın Korint, Argos gibi ümit vaat eden diğer bölgelerinde güvenlik sorunu yaşandığını keşfetmişlerdir.

Dahası, yeni devleti sınırlarında iç bölgelerdekilerden daha çok Yunanlı olduğunu fark etmişler ve böylece İzmir’e yerleşmeye karar vererek bu kararlarını aynı yılın şubat ayında uygulamaya koymuşlardır. Şehre yerleşen protestan misyonerleri İzmir ve çevresindeki şehirlerde yaşayan Rumların eğitim düzeyini incelemişlerdi. Ve bulguları sonucunda İzmir’i merkez olarak seçmekle doğru bir karar vermiş olduklarına kanaat getirmişlerdir.

Araştırmalarına göre, Yunan ayaklanması öncesinde Küçük Asya’nın batı kıyısında İzmir, Sakız ve Ayvalık Rum cemaatleri tarafından desteklenen kaliteli okullar bulunmaktaydı. Fakat bunların çoğu, savaş sırasında yok olmuştu. Yalnızca İzmir’deki bir okul, İngiliz himayesinde olması nedeniyle yıkımdan kurtulmuştu. Tahmin edilebileceği üzere, ayakta kalan kurumlarda verilen eğitim, kelimenin anlamıyla klasik gelenek içinde sürdürülüyordu.

İzmir’e giden Amerikalılar, insani ve eğitsel misyonlarını başlatmak açısından çok uygun bir zaman seçmişlerdi.

Kendilerinin de belirttiği gibi, “barışın gelişi Türklerin şüpheleri ile Rumların korkularını bastırmış; fakat Rumlar hem kendi Devrim savaşları ve hem de Rusya ile hala devam eden çatışma nedeniyle büyük ölçüde fakirleşmişlerdi. “Amerikan misyonerleri Osmanlı halklarına eğitim alanında herhangi bir yenilik getirmeyi planlıyorlarsa, bunun tam zamanıydı.

İşe koyulurken misyoner hareketi ilk olarak yoksul ve özellikle yetim kızlar için bir vakıf okulu açılmasını sağlamış ve burası için yerli bir Rum öğretmen tutmuştur. Genç kızları okula gitmeye ikna etmek kolay olmuştu. Misyon, kayıt yaptıracak her kıza bir elbise sözü vermişti. Rumların bulunduğu bazı kasabalarda giysi dağıtılmaya başladıktan kısa bir süre sonra İzmir’deki okul tamamen dolmuştur. Ayrıca, belli oranda bir başarı da vaat eden okula 1833 yılında 700’ün biraz üzerinde kız öğrenci devam etmekteydi.

Okulda özellikle dilbilgisi, okuma-yazma, matematik gibi temel alanlar üzerinde duruluyordu. New England ruhuyla eğitilen öğrencilere gömlek, çorap, mendil ve dantel yapımı gibi el işleri de öğretiliyordu. Okulun yönetiminden ise Church Missionary Society üyesi Peder J.A. Jetter sorumluydu.




Genç kızlara yardım etme çabalarının sonuçlarından memnun kalan misyonerler iki yeni eğitim girişiminde daha bulunmuşlar, ilk olarak daha iyi eğitim olanakları sağlamak amacıyla bir öğretmen okulu kurmuşlardı. Merkez Rum Okulu adı verilen okul, öğrencilerini daha seçici bir temele göre kabul etmekteydi. İzmir’deki daha varlıklı Rum ailelerinin kızlarını bu okula göndereceği ve böylece okulun, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen bir kurum olacağı umuduyla burada paralı eğitim uygulamasına başlatılmıştı.

Ne var ki, kimi aileler talep edilen ücreti veremediğinden ya da vermediğinden, bu umutlar yalnızca kısmen
gerçekleştirilebilmiştir. Öğretmenlerin tümü yine genç Rum erkeklerinden oluşurken bunlardan Rum Türkçesini, yani Karamanlıcayı iyi konuşan birisi İncil’in bu dile çevrilmesine yardım ediyordu. Daha sonra, 1830 güzünde misyon, İzmir’in Frenk mahallesinde paralı bir ”Frenk veya İngiliz Okulu” kurmuştur.

Vakıf okulunda olduğu gibi burada da kız öğrencilerin ders programı elişiyle İngilizce ve Fransızca gibi resmi derslerin birleşiminden oluşuyordu.

Kayıtlar süratle dolmuş ve okulun popülaritesi tırmanışa geçmişti. Kısa süre içinde sağlanan üç bin dolarlık kazanç, misyonerlerce vakıf okulu için kullanılmaya başlanmıştır. Okulun kayda değer başarısı şehrin varlıklı Türk ailelerinin dikkatini çekmiş ve aralarından burayı ziyaret edenler okuldan oldukça etkilenmişlerdi.

1830’lu yılların sonlarında İzmir’deki Protestan misyonerler çok sayıda dini-eğitimsel çalışmayla uğraşıyordu. İzmir ve komşu merkezlerde açtıkları vakıf ve paralı okulların yanı sıra, dinsel yayınlar ve genel bilimsel dergilerle doldurdukları bir kütüphane kurmuşlardı. Ayrıca, devamlı surette Rumca yayınlar çıkarmaya başlamışlardı. Dinsel broşürlerin yanında tahmin edileceği üzere, Rumca bir okuma kitabı ile Yunanistan tarihini anlatan bir kitap da yayımlamışlardı.

Daha iddialı ve açıkça çok başarılı bir atılım ise Apothiki (Ardiye) ya da kendilerinin kullandığı tabirle ”Faydalı Bilgiler Mecmuası” adlı Rumca derginin basılmasıydı. Sahip olduğu 400-500 abone sayısı ve kesinlikle daha fazla sayıdaki okuyucusuyla bu dergiden yayıncıların beklentisi. Doğrudan bir şekilde Rumlara daha iyisini yapma ve sürdürme yönünde girişimlere teşvik edecek olmasıydı.

Derginin gördüğü rağbetin kısmi fakat hiç de önemsiz olmayan bir sebebi, az sayıda olmakla birlikte, içinde dinsel nitelikli makalelere yer vermesiydi.

Bu gerçeğin farkında olan yayıncılar kurnazca verdikleri bir kararla dergiyi genelinde dinle ilgili olmayan bir içerikle yayımlamaya devam etme kararı aldılar. Böylece Tanrı’nın habercileri, genç ve erişkin Rumların orta sınıf
değerlerine ve laik eğitimine katkıda bulunmaktaydı. Bununla birlikte doğrudan misyonerlerce girişilen ya da misyonerlerin katkıda bulunduğu atılımlar ihtiyatlı hareket etmeyi gerektiriyordu.

Uygulamaların Rum cemaatinin geleneksel kurumlarıyla rekabete girmiş olarak değerlendirilmesi durumunda, yaptıkları işin, yardım almayı umdukları kişiler tarafından uygunsuz kabul edilebileceğini anlamışlardı. Fakat önlemlere rağmen sonuçta İzmir’deki Protestanlar, tam da yenilemek istedikleri kurumla, yani Rum Ortodoks kilisesi ile aralarının açıldığını gördüler.

22 Mayıs 1836’da İzmir Ruhani Heyeti (I. en Smyrna Ekklisiastiki Epitropi) Peder Jetter’e yazarak, St. George Rum mahallesindeki Lancastrian okulundaki bir öğretmenin görevinden uzaklaştırılmasını istemişti. Bu komite, Ortodoks ruhban sınıfının ve halkın içinde bulunduğu durumu araştırıp iyileştirmesi amacıyla patriğin, yani VI. Gregory’nin onayıyla şubat ayında kurulmuştu. Sözü edilen durumda komitenin şikayeti, okuldaki öğretmenin Rum ortodoks olmasıyla ilgiliydi.

Komite, şikayetin kaynağının eğitim ve dini ayrılmaz surette birbirine bağlı olduğu ve bu sebeple, farklı inanca sahip bir öğretmenin kendisinin inanmadığı ve inanmasının öğretilmediği şeyi Ortodoks Rumlarının çocuklarına öğretmeyeceği yönündeki bilinen nedenlere bağlamaktaydı. Buna karşılık Jetter ayak diretiyordu. Yönettikleri okullarda, diye açıklıyordu Jetter, misyonerler verdikleri din eğitimini yalnızca İncil ve Tevrat’ın içerdiği şeylere
dayandırıyorlardı. Herhangi bir kiliseye özgü bütün törenlerle dogmaların öğretilmesinde basit Tanrı kelamından başka kasıt yoktu.

Protestanlar açısından açık ve çelişkiye yer bırakmayan bir konum arz eden şey. Ortodokslar açısından inançlarının asli dayanağını ve Hristiyanlığın doğuşundan sonra üç yüzyıl boyunca ilk Hristiyanlar tarafından geliştirilmiş doktrini inkar eder bir nitelikte görünüyordu.

Aslına bakılırsa, aydınlanmanın yöntem ve amacı ile ( hem mecazi hem de kelime anlamı) inanç arasındaki ilişki, bu dönemde Protestan misyonerleri Ortodoks ruhban sınıfıyla ciddi ihtilaflara düşürmüştü. Tanrı kelamını halk dili ile sunmak Protestan ahlakının temel görüşlerindendi.

Kaynak: Küçük Asya Rumları – Gerasimos Augustinos / dipnot yayınları

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir