Osmanlı Dönemi Bursa’da Azınlıkların Dokumacılık ve İpek Ticareti

Osmanlı Dönemi Bursa’da Azınlıkların Dokumacılık ve İpek Ticareti

Bursa’nın iktisadi tarihi, Rumların Küçük Asya’daki ticari yazgılarının sahip olduğu potansiyeli ve eğitimleri yansıtması açısından bir küçük model görünümü arz ediyordu. Öncelikle, şehrin konumu ticarete ve sanayi faliyetlerine çok uygundu. Güneyde Oliympos Dağı’nın (Uludağ) gölgesine yaslanmış olan şehir, İstanbul’a ve Akdeniz’deki başlıca ticaret merkezlerine kolay ulaşım sağlayacak şekilde Marmara kıyısına açılıyordu. Ilıman iklim ve uygun toprak yöredeki ovada ipek böcekciliğini teşvik eden başlıca etmenlerdi.




Bursa’nın kaliteli ve pahalı ipeklerine duyulan yüksek talep, yörede üretilen ham ipeğin hemen üretim bölgesinde şehir ve dolaylarındaki binlerce zanaatkar tarafından işlenebileceği anlamına gelmekteydi. Ayrıca ipekten başka pamuk ve tiftik yönündende yüksek kaliteli kumaş dokunuyordu. Şehrin asıl yerleşim alanlarıyla ticaret bölgeleri yöredeki dağların eteğine Osmanlı’dan önce kurulmuş olan hisarı temel alarak genişlemişti. Rum ve Ermeni cemaatleri tepelerden akan büyük derelerin kıyıları boyunda, sırasıyla kalenin batısında ve doğusunda yaşamaktaydı.

İpek dokumacılığı endüstrisi hem burada hemde köylerde ve Demirtaş, Gemlik gibi kasabalarda kurulmuştu. Fakat 19. yüzyıl başlarında bu endüstri çok ilkel bir tarzda çalışıyordu. Her mahallede tüccarlara ait yüzlerce dokuma tezgahı işletilmekteydi. Bir yabancı gözlemci ipek endüstirisi “bütün şehre yayılmış”dedikten sonra şöyle devam ediyordu: “fakat ipek fabrikası denilebilecek hiçbirşey yok ortada. Dokuma, tamamen götürü iş olarak yapılıyor… ve güzellikleri böylesine göz alıcı olan bu şeyler, yanlızca tezgahla dokumacıyı, ya da duruma göre iki dokumacıyı alacak büyüklükte, küçük sefil odalarda dokunuyor.”

İpekböceğinin yetiştirilmesinden ipliğin makaraya sarılmasına dek ham ipek üretiminin bütün safhaları,
yörede bulunan üreticiler tarafından bireysel olarak gerçekleştirilmekteydi. Ne var ki ipek iplik üretimi 19.yüzyılda artmaya devam ederken dokunmuş ipek kumaş üretimi büyük bir düşüşe geçmişti. Bursa’daki İngiliz Konsolosunun verdiği rakamlar ipek dokuma endüstrisiniz yazgısına dair çarpıcı bir kanıt sunmaktadır.

19. yüzyılın ilk yıllarında konsolosun tahminine göre, şehir ve civarında 4.000-5.000 arası tezgah bulunuyordu. 1835 yılında gelindiğinde bu sayı 800’e düşümüş, söz konusu raporun yazıldığı tarih olan 1840’ta ise yanlızca 300 dolayında tezgah kalmıştı. Bu esef verici durumun sorumluluğu kısmen hükümete aitti. Demirtaş yakınlarında köylüler ürettikleri ipek kumaş için alınan vergi ve  diğer gümrük durumu hakkında İngiliz bir ziyaretçiye yakındıkları zaman esas olarak hükümetin çok eskilere dayalı yerli mamuller iç piyasasını denetleme uygulamasına karşı çıkıyorlardı.

Artık geçmişte kalan bu politika avrupalıların imparatorlukta daha ucuz malları saldırgan bir tutumla  pazarlamasıyla birleşince sonuç, yerli ipek dokuma endürtürisinin felaketi olmuştur  yine de, piyasa şartlarına uyum sağlamak yoluyla ve devlet müdahalesi aracılığıyla, ipek sektörü Bursa’da ayakta kalabilmiştir.
Dokunmuş kumaş ile ilgilenmeyen Avrupalı üreticiler, diğer yandan büyük miktarlarda ipek ipliği istemekteydiler. Bu talebi karşılamak üzere Avrupalı ve daha sonraları yerli hristiyan grişimciler, ipek ipliği üreimi makinelerine yatırım yapmaya başlamışlardı Böylece Bursa’daki ilk fabrika 1840’lı yıllarda kurulmuş 1855’te bu tip girişimlerin sayısı bir kaç düzineye ulaşmıştır.

Söz konusu fabrikaların bir kısmı elbette yerel hrıstiyanların malıydı. Fabrikalardaki makineler yörede oldukça bol olan sudan sağlanan güçle çalıştırıyordu. Ayrıca devlet de dolaydı veya dolaysız müdahele ile elinden geleni
yapmaktaydı. 1840’lı yılların ortasında, Bursa’nın sınırları içinde bulunduğu eyaletle bilgi toplamak ve ticaret ile üretimi teşvik yolları konusunda tavsiyelerde bulunmak için hükümet bir imparatorluk komisyonu görevlendirmişti. Komisyon üyelerinin hazırladığı raporu dikkate alan hükümet etkin önlemler almaya girişecektir. Kendilerinin tercih edeceği farklı amaçlara yönelik olarak, Avrupa makineleri ve şefleri ile fabrikalar kurmaları için buradaki (Bursa) Rum tüccarlarından bazılarına da teklif getirilmiştir.

Bunun için hükümet her yıl %12’lik bir faiz ile, ihtiyaç duyulan parayı borç olarak vermeye hazır olacakdır. “kendi işleriyle meşgul ve söz konusu işi yapmak için gereken bilgiyi haiz olmayan yabancılar olduklarını belirten… bu tüccarların, yapılan teklifi geri çevirmeleri” hükümet yetkililerini şaşırtmış olmalıydı. Rum girişimcilerin ileri sürdükleri neden, böylesi meselelerde suskun kalma sebeblerinin belki de sadece bir kısmını oluşturuyordu. Belki de onlar, hükümet tarafından gerçekleştirilmekte olan uygulamalarda yer almaktan kaçınıyorlar ve kuşkusuz,
fabrika yapımı konusunda rekabete girmenin daha kazançlı bir girişim olduğuna inanıyorlardı.

Kendi ihtiyaçlarının karşılanmasını garanti altına almak amacıyla, imparatorluk hükümeti 1852 yılında Bursa’da bir ipek ipliği üretimi fabrikası açmış ve bu fabrikanın ürünleri, Hereke’deki imparatorluk dokuma fabrikasında kullanımaya başlamıştır. Verimsizliği açıkça ortada olsa da bu tür gelişmeler, hükümetin fiyatlar ve ihraç mallar üzerinde devam eden denetimleriyle birlikte yerli ipek endüstrisinin bir süre daha ayakta kalmasını sağlamıştır.

Fakat bir süre sonra, 19. yüzyılın ikinci yarısında, ipek endüstri sıkıntılı anlar yaşamaya başlamıştı. 1850’li yılların sonlarından 1870’li yıllara değin şehrin iplikhaneleri, kimi yönlerde görülen üretimi arttırma çabalarına karşın, kapasitelerinin oldukça altında çalışmaktaydılar. 1850’lerde Bursa çevresinde kırsal alandaki geniş araziler dut ağaçları ile kaplıydı. Talihsizlik devam etmiş ve hastalık ağaçlardaki kozaları vurmuştu. Birçok çareye başvurulup ağaçlar farklı maddelerle ilaçlandığı halde, kozaların harap olması engellenmişti. Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla birlikte Doğu’dan gelen ipek Avrupa şehirlerine daha kolay ulaşır olunca, yöredeki endüstrinin
yaşadığı zarar daha da derinleşmişti. Bütün bunlara rağmen Bursa’nın ipek fabrikaları 20. yüzyıla kadar ayakta kalmıştır. Bu durumu sağlayan şey ise Selanik gibi imparatorluğun diğer ipek işleme merkezine oranla Bursa ‘daki fabrikaların teçhizat açısından sahip olduğu ileri  seviyenin korunması ve ipek üzerindeki vergi denetiminin Avrupalılara bırakılması olmuştur.




Tüketici seçimi, pazar, teknoloji ve verimlilik konularında meydana gelen önemli değişikliklere dayalı olarak ipek endüstrisinin yaşadığı iniş çıkışlar göz önüne alındığında, Rumların kendi fabrikalarını kurmaktan çok tekstil ürünleri ticaretine yönelmelerinin nedenleri açığa çıkmaktadır. İlk olarak böylelikle, bir taraftan ne zaman ve nerede satış yapacaklarına dair tercih yapma şanslarını sürdürerek bir  ya da daha fazla pazarda iş yapabiliyorlardı. Bunun yanında mal değişimi işiyle uğraşanlar, küçük ölçekli işler yapan yerel iş adamlarının
uluslar arası bağlantıları olan büyük ithalat-ihracat şirketi sahiplerine kadar uzanan geniş bir yelpaze oluşturuyordu. Şehrin piyasası çok çeşitli tekstil mallaları içrmekteydi. Hem ithal edilmiş hem yerli üretimi olan bu malların arasında ipekli, pamuklu ve yünlü kumaşlar ve ayrıca bunların yapımında kullanılan ipekler bulunuyordu.

Bursa tekstil üreticilerinin iş açısından en kazançlı oldukları piyasalar başkentte ve İzmir’de idi. Bu şehirdeki tüccarlar ya da aracıları Bursa’da haftalık pazarda küçük miktarlarda mallar alıyor, daha sonra bu tekstil malları yerel pazarlarda tekrar satılmak üzere gemiyle iki büyük antredepoya gönderiliyor ya da iç bölgelerdeki tüccara naklediyordu. Zamanın en başarılı alım satım şirketlerinden biri olan İstanbul’daki Rallis Kardeşler adlı Rum şirketi, imparatorluk içinde ve dışında oldukça büyük çaplı iş yürütmekteydiler.

Bazı küçük rakiplerinin aksine, bu şirket “kendi adlarına yıl boyunca bu taraftaki bütün pazarlarda devamlı surette büyük alımlar yapacak aracılar bulmakta” başarı gösretebilmişti. Buna bağlı olarak, şirket imparatorlukta mal bulunabilecek her yöreye ulaşma avantajından yararlanabiliyordu. Şirket, Rus himayesindeydi, fakat bu durum iç pazarlarda alım yaparken her hangi bir avantaj sağlamıyordu.

Bursa’daki Rum tüccarlar, uluslararası ticari başarılarını 1840’lı yılların başlarında kazanmaya başlamışlardı. Şehirdeki İngiliz konsolosunun desteğini alan ve “buradaki cemaat içinde hatırı sayılır bir servete sahip yerli Rum firması, İngiltere’den mal ithalinde geçen yıl liderliği ele geçirmiş ve dolaysız ithalat işinde ön sıraya yerleşmiştir.” Ayrıca konsolos, kimi yerel tüccarı başkentteki firmalarla ilişkiye geçmektense, ihraç konusu mallarını doğrudan İngiltere’ye göndermeleri için teşvik etmekteydi. “Liderliği ele geçirmiş olan” söz
konusu Rum şirketinin işleri, iki yıl sonra hala iyi gidiyordu ve mal ithaline devam eden şirket artık İngiltere’ye ipek ihraç etmekteydi.

İşi yürüten kişilerin başarılı olabilmelerinin önemli bir nedeni de bu kişilerin “perakende satışın ve ödemelerinin genellikle ağır bir süreç izlediği bu piyasada, alacak tahsilini beklemelerini sağlayacak yeterli sermaye”ye sahip olmalarıydı. Çünkü piyasada “bu güce sahip çok az firma” bulunuyordu. Hem yabancı hem yerli Hıristiyan tüccarın Bursa’daki tekstil işinde ayakta kalmalarının anahtar faktörlerinden biri, bu endüstri kolunun piyasasında görülen önemli değişimlere uyum sağlama yetenekleriydi. 1840’lı yıllardaki gelişmeler, yaşanan sorunları göstermesi bakımından özel bir önem arz etmektedir. Bu onyılın başında Manchester’dan ve İngiltere’nin diğer endüstri merkezlerinden gelen pamuklu mallar, Osmanlı iç piyasasında gösterdikleri başarıyla kendilerine belirgin bir yer edinmişlerdi.

Ayrıca Fransız, Alman ve Amerikalı tekstil imalatçıları da tüketiciler lehine işleyen bir rekabet içerisindeydi. Böylesine keskin rekabetin yaşandığı bir pazarda, hem kalitenin hemde fiyatın büyük önemi vardı. Birbirlerinin ürünlerini ve yerel ürünleri taklit eden yabancı fabrika sahipleri, bu şekilde birbirlerinin işini baltalamaya çalışmaktaydılar. Ne var ki, herkese açık olan bu tekstil piyasasında İngilizler önde gitmekteydi; hatta önceden kendi ülkelerinin egemenliğindeki New England kolonilerinden gelen imalatçıları bile yarış dışı bırakmışlardı.

Öte yandan, bu rekabet hem yabancı imalatçılar hem yerli tüccar açısından bazı tehlikeler içerebiliyordu. Küçük Asya’nın geleneksel pazarında malların kabul görmesi genellikle bir deneme-yanılma süreci gerektiriyordu. Buralarda halkın beğeni ve tercihleri, yerel tüccarın dükkan sahibi müşterileriyle ilişkilerini devam ettirme endişesiyle çok dikkatli davranmasını gerektirecek ve kimi yabancı imalatçıların cesaretini kıracak şekilde değişebiliyordu.

Örneğin, ekonominin büyük bir oranda tek bir satış ürününe dayandığı Bursa gibi büyük bir merkezde, söz konusu sektörle ilgili her türlü zorluk, ithal mallar alım satımında ciddi bir sıkıntıyı beraberinde getirmekteydi.
İthalatçıların kolayca girebildiği pazarda ipekli ve pamuklu malların üretimiyle satışı doğal olarak zarar görmekteydi. Yine de, Bursa’daki yerel endüstri ayakta kalmanın yollarını bulabiliyordu. Tekstil üreticilerive tüccarların iç kesimlerdeki piyasalarda hala yeri vardı ve bu yere dayanarak ithal mallarla rekabete girebiliyorlardı. Fakat yurt içi taşıma vergilerinin, yerli Hıristiyan tüccarın iç bölgeler piyasasında yararlandığı bütün avantajları ortadan kaldırması tehlikesi her zaman vardı.

Yurt içi ticaretteki geleneksel yerlerini korumalarının yanı sıra, Bursalı üreticiler ayrıca yabancı pazarların değişen taleplerine de ayak uyduruyorlardı artık. Daha önce belirtildiği gibi ipek üretimi üzerindeki yoğunlaşma, mamul mallardan ipek ipliği yapımına kaymıştı. Ayrıca yerel üreticiler de daha çok İngiltere’den ithal edilmekte olan pamuk ipliğine yöneliyorladı. Çünkü bu ithal iplik, kırsal kesimdeki pazarların dayanıklı pamuklu mal ihtiyacını karşılamak açısından “mümkün olan her çeşit kalite ve numarasıyla elde edilebilecek en ucuz ve uygun” iplikti. Bursa, çevresini kuşatan kırsal kesimle başkent arasında önemli bir mal (özellikle ipek) değişim merkezi olma özelliğini sürdürmekle birlikte, şehrin tüccarı artık yabancıların biçim verip kontrol ettiği piyasanın sadece bir öğesi konumundaydı.

Küçük Asya yalnızca bir ipek üreticisi değil, aynı zamanda bu ürünün Uzakdoğu’daki diğer üretim merkezlerinden Avrupa’daki fabrikalara aktarılmasına yardımcı olan bir geçiş noktasıydı. Bursa’daki Hıristiyan ipek tüccarları arasında en faal olanlar Rumlar idi. Fakat Rumlar bu iş alanının ekonomik risklerinden en çabuk etkilenenlerdi. Örneğin yüzyıl ortasında Bursa’daki İngiliz konsoloso böylesi olumsuz bir değişimden söz etmiştir. “Eskinin saygıdeğer (Rum) tüccar ve ailelerinden mal varlığını ve itibarını dış ticarette yaptığı aşırı spekilasyondan ve özellikle artı son anlarını yaşayan ipek ticaretinden sağlamaya devam eden çok az aile kalmıştır.

1850 ve 1870’li yıllar arasında Bursa’da ipek endüstrisinin makinalaşması tamamlanmıştı. İpek iş kolunun bol miktarda su ve emek gerektirmesi sebebiyle, iş sahipleri fabrikalarını kasabanın içinden, Rum ve Ermeni mahallelerinin hemen yakınından geçen iki ana derenin kıyılarında kurmuşlardı. Bu fabrikalarda istihdam edilen binlerce Hıristiyan sonuçta Bursa işçi sınıfının özünü oluşturacaktı. Dönemin yerli ve yabancı fabrika sahipleri, ipek üreten diğer merkezlerle rekabet edebilmek için ucuz ve vasıfsız işçi peşinde koşmaktaydı. Aradıklarını, şehrin Hristiyan kadın nüfusundan bulmuşlardır. Genç kadınlar, yetimler ve dullar tüm iş gücünü
karşılamaya başlamışlardı. Bunlar idaresi kolay işlerdi.

Yaptıkları iş mevsimlik olduğundan diğer büyük ekonomik sektör olan tarımın bu insanların iş gücüne duyduğu talep ile bir çatışma yaratmıyordu. Hristiyan kadın işçilere günlük ücret verilmekdeydi. Fazla para istedikleri takdirde, çalıştıkları fabrikannın sahibi aynı işi çok daha az bir para karşılığı yapacak Müslüman işçiler tutacağı tehdidinde bulunuyordu. Ayrıca devletin uygulama koyduğu “çalışma izni” sistemide fabrika sahiplerine iş gücünü ve işçilerin ücretlerini denetmele olanağı sağlıyordu. 1870’li yıllarda Bursa’daki İngiliz konsolosunun tahminine göre, bölgedeki nüfusun %10-%12’si geleneksel zanaatkarlardan oluşmakla birlikte, artık yaklaşık 300 kişi çalıştıran fabrikalar vardı.

Ayrıca yörede işletilmekte olan 6000 iplik hanede aşşağı yukarı 9000 işçi çalışıyordu ve işçilerin tümüde kadındı
Bursa tekstil sektöründeki imalat ve ticaret örneğine bakarak, Rumların 19.yüzyıl da Küçük Asya’daki ekonomik olanakları ve yazgıları gördüğümüz gibi daha açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Rumların ve diğerlerinin bu dönemde içine dahil oldukları geleneksel meslekler ve üretim kolları, aslında malları ülkeye akımından önce düşüşe geçmişti. Bursa gibi yerlerde endüstri, yabancıların gittikçe artan ticari baskılarına uyum göstermek ve iç kısımlardaki daha ulaşılmaz pazarları elinde tutmak suretiyle ayak da kalıp gelişebilmiştir.

Fabrikaların kurulmasıyla birlikde Rumlar, ipek endüstrisi gibi imalat sektörlerine yatırım yapmaya başlamışlar,
fakat çoğunluk, başlangıç için daha az sermaye gerektiren ve daha kısa sürede iyi kazanç vaat eden ticari girişimlere yönelmiştir. Esas itibariyle Rumlar, zaman zaman güçlüklerle karşılaşmalarına karşın her  iki durumda da başarı gösterebilmişlerdir. Ayrıca endüstriyel üretimin geliştiği şehirlerde oluşmaya başlayan işçi sınıfı arasında Rumlar da bulunuyordu. Ne var ki, bu Rumlar da aynı Bursa’dakiler gibi toprakla bağlarını muhafaza etmekteydiler.

Kaynak: Gerasimos Augustions – Küçük Asya Rumları / Dipnot Yayınları kitabından alıntılanmıştır.

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir