Millet Nedir ve Tarihsel Olarak bu Terimin Kullanılması

Millet Nedir ve Tarihsel Olarak bu Terimin Kullanılması

Millet Nedir ve Tarihsel Olarak bu Terimin Kullanılması

Millet nedir , şeklindeki bir soru çoğumuza tuhaf gelmektedir. Çünkü genel kanaate göre, cevabı herkes tarafından bilinen kolay bir sorudur bu. Oysaki konuyla ilgilenenlerce malum olduğu gibi, bu çok zor bir sorudur ve bugüne kadar da herkesi tatmin edecek şekilde cevaplanamamıştırda.

Millet Nedir ve Tarihsel Olarak bu Terimin Kullanılması : Ne var ki ünlü bilim felsefecisi Karl Popper karşı çıksa da bilim adamları kendilerini, ele aldıkları kavramları tanımlamak zorunda hissederler. Esasen tam bir tarif mümkün değilse bile, en azından okuyucuya konu hakkında fikir verebilecek bir tanım yapmak gerekmektedir.




Değişik düşünürlerce; ortak geçmiş, soy, dil, vatan, devlet, ülkü(ideal), kültür, ekonomik birlik gibi faktörler, millet için elzem yapı taşları arasında sayılmaktadır. Millet olunması için, bilim adamlarından bir kısmı bunlardan sadece birinin olmasını kafi görürken, diğerleri bir kaçının veya hepsinin olmasının gerektiğini benimsemişlerdir. Bunların her birinin gerçekten önemli olmasına rağmen, bırakın hepsini, sadece biri bile katı bir tutumla şaşmazbir ölçü gibi ele almak, hiçbir millete uygun düşmeyen bir tanıma yol açmaktadır.

Batılı birçok düşünür, tek tek bu ölçülerin tutarsızlıklarını gözler önüne sermişlerdir. Bu konuda en dikkate değer analizlerden birini yapmış olan Ernest Renan, konunun karmaşasını, zincirleme sorularla gözlerimizin önüne sermektedir.

”Niçin Flemenk bir milletir de Hanover veya Parme büyük dukalığı birer millet değildir? Nasıl oluyor da Fransa’yı yaratan esas yok olduğu halde, Fransa hala bir millet olarak devam ediyor? Nasıl üç dili, üç dört ırkı olan İsviçre bir millet oluyor da, mesela pek mütecanis olan Toscana bir millet olmuyor? Niçin Avusturya bir devlettir de bir millet değildir?”

Renan’ın bu zincirleme soruları daha başlangıçta bize göstermektedir ki, millet için genel-geçer bir tarif mümkün olamayacaktır. Bu itibarla, yapılmış tariflerin hiçbirinden tam tatmin olmayı beklemeksizin, bir genel malumat edinmek anlamında okuyup dinlemek gerekmektedir. Bugün de devam eden millet kavramının teorileşmesi üzerine tartışmalar 19. yüzyılda başladı. Köken olarak Fransız ve Alman, ideolojik olarak da Marksist düşünürlerin başını çektiği tartışmalarda, kendilerine has yaklaşımlar sergileniyordu.

Fransız yazarlar, milleti bireysel bağlılıkların kabul edilmesi esasına dayanan evrensel bir oluşum şeklinde görürken; Alman yazarlar, ortak bir dil, hatta etnik gruba ait olma esasına dayanan bir cemaat olarak gördüler. Bu tezleri basite indirgeyerek söylersek, milliyet Fransızlar için toprak hukuku, Almanlar
içinse kan hukuku olarak kodlanabilir. Marksistlerse milliyet duygusu ve milliyetçiliği, emperyalizmle antiemperyalizm mücadelesine bağladılar.

Kaynak: edebivizör editörleri tarafından ( Batıdan İthal Milliyetçilik ve Ötekileştirdikleri, Hüseyin Dayı/ Akis yay.) kitabından kısaltılarak alınmıştır.




0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir