Mahmel Olayı

Mekke-Medine’nin Vehhabilerce alınmasından sonra ilk Hac olan 1926 yılı Hac mevsiminde Necdli hacılar en kalabalık hacı grubunu oluşturuyordu. Hicrelerden gelmiş olan çok sayıda İhvan Mensubu Mekke’de hacı olmayı beklemekteydi. Daha önceki senelerde olduğu gibi Mısır hükümeti bu yıl da, Kabe’nin eskisi ile değiştirilecek yeni örtüsünü ve diğer ihtiyaçlar için gönderilmiş değerli hediyeleri taşıyan bir Mahmeli Mekke’ye göndermişti.




Mahmel nedir dersek, bir devenin üstüne konulmuş, tahtırevana benzeyen süslü ve gösterişli büyük yük bohçasına verilen isimdi. Trampetçi ve borazancıların da içinde bulunduğu bir muhafız birliği nezaretinde Mina’dan Mekke’ye giriş yapan Mahmel Kafilesi Vehhabilerin saldırısına uğradı. Necdli bir kaç hacı,
”Mısırlıların taptığı put geliyor” diye bağırınca Vehhabiler Mahmelin etrafını kuşatıp taşlamaya başladılar. Mahmelin başında duran Mısırlı hacıların hac emiri paniğe kapılarak muhafiz birliğine ateş emri verdi. Necdliler ile Mısırlılar birbirine girdiler. İbn Suud’un korumaları derhal olay yerine intikal ettiler ve çatışmayı durdurdular. Sonuçta yirmi beş kişi öldü yüzden fazla yaralı oldu.

Ölenlerin çoğunluğunu ihramlı oldukları için üzerlerinde silah bulundurmayan Necdli Hacılar oluşturuyordu. Necdlilerinde silahlı olmaları halinde olay katliam boyutuna ulaşabilirdi. Yaşanan bu hadise, hac kongresinde Vehhabilerle diğer hacıların ilişkileri üzerine endişeleri bildiren heyetlerin ne derece haklı olduklarını gösteriyordu. Olay, Mısır ve Suudi Arabistan arasında büyük bir diplomatik krize neden oldu. Suudiler ertesi yıl, gelecek mahmelin en fazla Cidde’ye kadar gelebileceğini, Mekke’ye giremeyeceklerini Mısır’a bildirdiler. Mısır bu kararı protesto etti ve bir daha Mekke’ye Mahmel göndermeyeceğini bildirdi.

Mahmelin gelmemesi Vehhabileri üzmemiş, aksine sevindirmişti. Onlar, mahmel gibi bidat ritüellerin Kabe’ye ve hacılara faydasının değil zararının dokunacağı kanaatindeydi. Sonraki yıllarda Suudi Arabistan’ın Mekke ve Medine’deki otoritesi ve idaresi gelişti ve güçlendi. Vehhabiler 1800’lerin ilk yıllarında Hicaz’da fazla tutunamamışlardı. Bu tecrübe nedeniyle yabancı politikacıların, entelektüel gözlemcilerin önemli bir bölümü Kutsal Topraklar’daki ikinci Vehhabi işgalinin birincisi gibi kısa süreli olacağını düşünmekteydi. Hicaz’ın geleneksel kozmopolitan yapısının muhafazakar Vehhabiliğe baskın geleceği kanaati yaygındı.

Bir başka deyişle Hicaz’ın medeniliği Necd’in Bedeviliğine galip gelecek onu yok edecekti. Fakat süreç bu beklentilere uygun gelişmedi. Kutsal Topraklar’daki Suudi-Vehhabi egemenliği kalıcı oldu. Bu toprakların hakimleri işgalden bugüne kadar değişmedi. Ancak bu topraklar hakimlerini büyük ölçüde değiştirdi. Suudi modernleşmesinin köklerine inildiğinde Hicaz’ın ve Hicazlıların etkisi oldukça görülür. Hicaz Şehirleri, Necd’in Vehhabi yöneticilerine en azından politik esnekliği öğretmişti.

Kaynak: Geçmişten Günümüze Kabe’nin İşgali- Doç. Dr. Mehmet Ali Büyükkara kitabı




[Toplam:0    Ortalama:0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir