Küçük Asyada’ki Tüccarlar

Şurası açık ki, yüzyıl ortasında Küçük Asya’nın iç bölgeleri sınırlı ve zorlu bir ekonomik ortama sahipti. Bu ortamda yabancı tüccar ve yerli aracılar karşılıklı çıkara dayalı sözleşme dahilinde birbirlerini çok iyi şekilde
tamamlıyorlardı. Yabancı firma mali yardımda bulunuyor ve satılacak malların sağlanması görevini üstleniyordu.
Aracılık yapan yerli aracılar ise yerel şartlar hakkındaki bilgilerini kullanarak, hem satış hacmiyle hemde
alıcılarla yaptıkları mali sözleşmeler -ki bunlar yerel yetkililerin denetimine tabiydi -aracılığıyla kazanç sağlamaya
çalışıyorlardı.




İster başkaları namına çalışsınlar, isterse kendi işlerini kursunlar, Küçük Asya’nın iç bölgelerindeki Rum tüccarlar, ekonomik çıkar, kişisel ilişki ve en basitinden, alışkanlıktan dolayı İzmir’e bağlıydılar. Zaman ve uzaklık, Ege kıyısındaki büyük limanda kurulan iş bağlantılarının düzenli ve uyumlu şekilde sürmesinin esas belirleyicileriydi.
İç kesimlerden ve İzmir ile ticari ilişkileri olanlar için, insan ve mal ulaşımı esaslı bir girişimdi.

Küçük Asya’nın iç bölgelerinin ürünlerini İzmir’e ve diğer pazarlara götürmek ve yabancı mamuller ile sömürge ürünleri satın almak nereden bakılırsa bakılsın, bir tüccarın üç aydan beş aya kadar evinden uzak kalmasına sebep oluyordu. Kurduğu iş sayesinde sonunda İngiltere’ye giden Kayserili Rum halı tüccarı Loannis Kougioumtzoglou’ya göre bu uzaklıktaki bir iş yolculuğu için hazırlıklar askeri sefer mükemmelliğiyle ele alınmalıydı. Kendisi yola çıkışından en az bir hafta önce işlerini düzene koyuyordu. Seyahati sırasında yanında resmi kimlik belgelerini de götürüyordu, çünkü geçtiği belli başlı merkezlerde bu belgeler tek tek kontrol edilmekteydi. Ayrıca, kendisini hırsızlara ve haydutlara karşı korumak için yanına tabancalar, bıçaklar ve bir tüfek alıyordu.

Kötü hava şartlarını savuşturmak için de en iyisi sağlam kalın bir palto ile hafif siyah bir palto ile hafif siyah bir şemsiye idi Tanrı’nın himayesini sağlamak için ise küçük bir ikon, tercihen St. Georde’unki ve bulabilirse
Paskalya Günü’nde yakılmış küçük bir parça mum taşımaktaydı. Seyahat oldukça uzun süreceği için eşinin birkaç gün evde giyerek biraz açılmasını sağlayacağı bir çift yeni botla yola koyulmak da akıllıca bir işti. Bir seyyahın giyim tarzı aynı zamanda onun toplumsal statüsünü yansıtmaktaydı.

Kougioumtzoglou’nun belirttiğine göre biraz serveti olan her tacir Doğu’ya özgü bir giysi olan bol pantolon (ş𝐚𝐥𝐯𝐚𝐫𝐢) ve saf yünden atkı (şali) giyerdi. Parasını belindeki cüzdanında taşır ve üzerinde, kibrit, mum ve küçük bir içki şişesi bulundururdu. Tacirin günlük ihtiyaçlarını ise refakatindeki uşaklar karşılardı. Katledilecek yol mil olarak çok fazla değilse bile, Anadolu tüccarları kendilerine iki ay yetecek kadar erzakla yola çıkarlardı. Bu tedarikin içinde pirinç, tereyağı, kahve, şeker kurutulmuş et (pastırma) bulgur ve çeşitli tatlılar bulunurdu yolculuk sırasında pişirilmek üzere satın alınacak tek şey kümes hayvanları idi.

Bundan başka, hizmetlerine ihtiyaç duyulabilecek hancılara ve diğer Müslümanlara iyi ilişkiler kurmak için ucuz fesler ve benzeri küçük hediyelerde bulundururdu. Tüccarlar güvenlik nedeniyle elli ya da daha fazla kişilik gruplar halinde yolculuk ederlerdi. İhtiyatlı ve deneyimli bir tacir, ne zaman bir ırmaktan geçilse grubun ortasında kalır ve diğerlerinin önüne geçmesine izin verirdi. Kıyıya seyahat her gün altı-dokuz saatlik yolculuklarla sürerdi ve organizasyon, tüccarın her gece bir konaklama yeri bulacağı şekilde yapılırdı




Örneğin, Kougioumtzoglou 180 mil tutan Kayseri-Mersin arasındaki mesafeyi at sırtında 8 günde almış ve Mersin’den İngiltere’ye yola çıkmıştı. Kendisinin özellikle belirttiği gibi, Londra-Manchester arasındaki mesafe, Kayseri-Mersin arası uzaklıkla aşağı yukarı aynı olduğu halde, İngiltere’deki yolculuk tren ile sadece 4 buçuk saat sürüyordu. Tüccarların orta Küçük Asya’dan yolladıkları mallar deve sırtında taşındığı için İzmir’e varışı çok daha uzun bir süre alıyordu. Kayseri yöresinin başlıca ürünlerinden olan cehri, yaklaşık 140 kiloluk balyalar halinde hazırlanıyor, yükleme işleminin tamamlanmasının ardından, başında katırcıların bulunduğu kervan yola çıkıp hedef noktasına ortalama 5 haftalık bir yolculukla ulaşıyordu.

Kervancılar bağlanış tarzından her balyanın kime ait olduğunuda biliyorlardı.1870’lerde artık netletmiş olan Küçük Asya Rumlarının ticari dünyasının coğrafi özellikleri bir kaç temel etmen tarafından tarif
edilebilmekteydi. Ülkenin başlıca limanlarından Küçük Asya içlerini ithal ve mamul malların akışı düzenli bir şekilde artmış, bu arada yerli tarım ve hayvan ürünlerine olan talep de aynı şekilde yükseliş göstermişti. Böylece, girişimci ruhlarıyla Rum ve Ermeni zanaatkarlar, ticari etkinliklerin en yoğun olduğu bölgelere yönelmişlerdi. Bu insanlar kitleler halinde iç bölgelerdeki başlıca kent merkezlerine, fakat dahada önemlisi iki büyük ana ticaret merkezine, yani İstanbul ve İzmir’e göç etmeye başlamışlardı.

Kaynak: Gerasimos Augustinos – Küçük Asya Rumları / Dipnot yayınları kitabından alınmıştır.

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir