Kadının Kocasına İtaati ve İlişkilerinin Tarihsel Kökenleri

Kadının Kocasına İtaati ve İlişkilerinin Tarihsel Kökenleri

Kadının Kocasına İtaati ve İlişkilerinin Tarihsel Kökenleri : Çiftçiliğin Avrupa’da nasıl ve niçin kök saldığı yoğun bir tartışma konusudur. Fakat Batı tarımının kökeni Ürdün’den, başlayarak kuzeye doğru İsrail’in,
Lübnan’ın, Suriye’nin ve Türkiye’nin içinden geçen, sonra Irak ve İran üzerinden güneye dönen tepelerin yamaçlarında – Bereketli Hilal’de aranmalıdır. İ.Ö. yaklaşık 10,000’de burada fıstık ve zeytinliklerin, sedir ağaçlarının, kara ardıçların, meşelerin ve çamların arasında yaban otları yeşeriyor, yabanıl sığırlar, domuzlar, koyunlar ve keçiler otluyordu.




Göçebe atalarımız herhalde binlerce yıl boyunca avlanmak ve tahıl toplamak için bu çayırları ziyaret etmişlerdir. Sıcak ve kuru yazlar daha da sıcak ve kuru olmaya başladıkça ve insanlar kalan tek tük tatlı su göllerinin etrafında toplaşınca, yiyecek azalmaya yüz tuttu.

Böylece bu insanlar topladıkları tahılları depolamaya ve bu yabani tahıl üretimini yoğunlaştırmak için tohum ekmeye başladılar. En eski çiftçiler Ürdün vadisi’nde yaşamış olabilir. Fakat İ.Ö 8000’de daha çok köyler kurulmuş ve Bereketli Yarımay’ın ilk çiftçileri yabani buğday, yulaf ve arpa yetiştirmeye koyun ve keçi sürüleri gütmeye başlamışlardır.

Batı uygarlığının beşiği ise buradaydı.

Tarım, zaman içinde kuzeye ve batıya yayıldı. Ve tohum ve sebze ekme adeti Anadolu’dan nehir kıyıları boyunca Avrupa’ya sızdı. Çiftçilik artık bir yaşam biçimi olmak yolundaydı. Atalarımız 4 milyon yıl süresince yiyecek peşinde Eski Dünya’yı taramışlardı. Ama göçebelik artık geçmişte kalmıştı. Arkeolog Ken Flannery durumu çok yerinde bir cümle ile özetlemiş. ”Bir ton buğdayla nereye gidebilirsiniz?” Karasaban, insanlık tarihinde hiçbir alet erkek ve kadın ilişkilerini bu kadar allak bullak etmemiş, insanların cinsiyet ve aşk modellerinde hiç bu kadar değişikliğe yol açmamıştı.

Sabanın ilk kez ne zaman ortaya çıktığı bilinmiyor. İlk çifçiler çapa ve toprağı kazmak için bir değnek kullanıyorlardı. Derken İ.Ö. 3000 civarında birisi, sabanınkini andıran taştan bir bıçağı ve sapı olan ilkel bir saban icat etti. Bu öyle bir büyük değişikliğe yol açtı ki. İnsanların çapa ile bahçıvanlık yaptıkları toplumlarda tarımın en büyük yükü kadınların omuzlarındadır ve bu toplumların bir çoğunda kadınlar oldukça güçlüdürde. Ama çok daha fazla adale kuvveti gerektiren sabanın sahnede belirmesiyle, çiftçilik işlerinin önemli bölümleri erkeklerin görevleri oldu.

Kadınlar ayrıca bağımsız birer toplayıcı ve akşam yemeğinin tedarikçisi olarak sahibi bulundukları saygın rollerini yitirdiler. Ve sabanın üretim için zorunlu olmasının üzerinden çok geçmeden çiftçiler arasında bir cinsel çifte standart oluştu. Kadınlar artık erkeklerden aşağı sayılıyordu.

Kadının Kocasına İtaati : KOCANI SAY

Kadının Kocasına İtaati

Kadının Kocasına İtaati ve İlişkilerinin Tarihsel Kökenleri

Kadınların çiftçi toplumlarında boyun eğişlerinin ilk yazılı kanıtı İ.Ö. 1100 tarihi eski Mezopotamya yasalarında bulunmaktadır. Kadınlar burada birer mal olarak değerlendirilmişlerdir. Bunların birinde, bir kadının zina işlemesi halinde öldürülebileceği, fakat kocanın, başka bir erkeğin malına ve karısına
ilişmediği sürece evlilik dışı ilişkilere girilebileceği belirtiliyordu. Evlilik ön planda çocuk doğurmak için var olan bir kurum olduğundan çocuk düşürmek yasaktı. Ve çocuk doğurmayan bir kadını, kocası boşayabilirdi.




Kadının çocuk üreten bir mülk ve boyun eğmesi beklenen yaratık muamelesi görmesi yalnız Orta Doğu halklarına özgü değildi. Bu gelenekler bir çok çiftçi toplumunda görülmüştü. Tarıma dayalı gelenekçi Hindistan’da saygıdeğer bir kadının kendi kocasının yakılan cenazesinin üstüne atması beklenirdi, Suttee
diye adlandırılan bir adete uyarak. Çin’de üst sınıftan bir kızın ayak parmakları (baş parmak dışındaki bütün parmaklar) yaklaşık dört yaşındayken ayağının altına kıvrılır ve sıkı sıkı bağlanırdı. Yürümeyi işkence haline getiren bu yöntem, kadının, kocasının evinden kaçmasını olanaksızlaştırıyordu.

Eski Yunanistan’ın altın çağlarında üst sınıf kızları on dört yaşındayken evlendirilir, böylece düğün günü bakire olmaları garantilenmiş olurdu. Klasik Roma’yı istila eden Cermen kavimlerinde kadınlar satın alınabilir ve satılabilirdi.

Yeni Ahit’te de ”Eşler, kocalarınıza boyun eğin. Tanrı öyle buyurmuştur,” diye yazar. Bu inanış yalnızca Hristiyanların görüşü değildir. Eski Sümerler’de, Babil’de, Asur’da, Mısır’da, klasik Yunanistan’da ve Roma’da, endüstri öncesi Avrupa da, Hindistan’da, Çin’de, Japonya’da ve Kuzey Afrika’nın tarımsal
toplumlarında rahip, politik lider, savaşçı, tüccar, diplomat ve aile reisi olan hep erkeklerdi. Bir kadın önce babasının ve ağabeyinin emirlerine boyun eğmek zorundaydı. Ondan sonra sırada kocası, onun arkasından da oğlu vardı.

İ.Ö. beşinci yüzyılda Yunan tarihçisi Ksenefon, bir kadının kocasına karşı görevlerini şöyle özetliyordu. ” Bu yüzden çalışkan, erdemli ve alçakgönüllü ol, bana, çocuklarına ve evine gerekli hizmetlerini yerine getir. Böylece, adın ölümünden sonrada bile saygı ile anılacaktır.”

Cinsellikte çifte standardın yalnız çiftlere özgü olduğunu ima etmek istemem. Amazonlar’da toprağı saban yerine bir değnekle kazan bazı bahçe tarımcısı topluluklarda Doğu Afrika’nın bazı hayvan yetiştiricisi toplumlarının arasında kadınlar, toplumsal yaşamın birçok alanında kesinlikle erkeklerin yanında
ikinci plandadır. Fakat yasalaşmış bir cinsel ve toplumsal çifte standart, çobanlık yapan veya avcılıkla geçinen yada kazmayla toprağı işleyen veya yaşamak için yiyecek toplayan toplumlarda yaygın olmamasına karşın, saban kullanan toplumlarda egemen durumdadır.

Yine de, çiftçi toplumlarındaki bütün kadınların aynı derecede bir toplumsal sınırlama ( Kadının Kocasına İtaati ) ve toplumsal aşağılanma yaşadıklarını da ima etmiyorum. Kadının statüsü yüzyıldan yüzyıla değişiklik göstermiştir. Toplumsal sınıf, yaş ekonomik ve toplumsal konumda kadının durumunu etkilemiştir.

Örneğin, İ.Ö. 1505’de Mısır’ı yöneten Hatshepsut, birçok güçlü Mısır kraliçesinden sadece bir tanesiydi. Klasik Yunanistan’ın dünyadan uzak yaşatılan ev kadınlarının aksine, fahişeler, (kurtezanlar) iyi bir öğrenim görürdü ve bağımsızdırlar. İ.S. birinci ve ikinci yüzyıllarda Roma’da üst sınıftan bazı kentli kadınlar edebiyat dünyasında adlarını duyurmuş, bazıları ise politikacı olmuştu.

Orta Çağ’da iyi öğrenim görmüş rahibelerin kilise içinde güçlü konumları vardı.

Bazılarıda ticaret dünyasında büyük etkinlik sahibiydi. 1400’lerde Osmanlı İmparatorluğunda bazı kadınlar, arazi ve gemi sahibiydi. Ve İngiltere ile kıt’a Avrupa’sında yabana atılmayacak kadar çok sayıda kadın, herhangi bir erkek kadar bilgi sahibiydi. Ayrıca, sıkıca uygulandığı herhangi bir yerlerde bile cinsel çifte standart daima sonsuz bir güç, günü gününe süregelen bir etki garantilemez. Hepimizin bildiği gibi, daha üst sınıftan ya da daha ayrıcalıklı bir etnik gruptan en donuk zekalı bir kadın, bazen daha alt bir toplumsal düzeyden bir erkeğe hükmedebilir.

Yaşça büyük kadınlar çoğu kez daha genç erkekleri yönetebilir. Genç ve çekici kadınlar çok daha etkin erkekleri parmaklarının ucunda oynatabilir. Kız kardeşlerin, erkek kardeşlerini kontrolleri altında tutabildikleri görülmüştür. Ve kadınların kocalarını yönetebildikleri kesindir. Ayrıca, cinsel çifte
standardın aşırı olduğu yerlerde bile erkekler kadınlara bütünüyle egemen olamamıştı – ne tarımsal Amerika’da, ne de binlerce yıl önce Tuna Nehri boylarını izleyen o küçük çiftlik evlerinde.

Bu istisnalar hesaba katılmadığı taktirde, uzun Avrupalı çiftçilik sürecinde geçmişimizdeki kadın cinselliğinin önemli ölçüde kısıtlandığına kuşku yok. Kadınlar her durumda ikinci sınıf vatandaş olmuştu. Çalışmak için kamptan ayrılan ve değerli mallar ve bilgilerle eve dönen, dostlarını, akrabalarını
ziyaret etmek için serbestçe seyahat eden, kendi cinsel yaşamlarını kendileri yöneten göçebe toplumlardaki kadınların aksine, bir çift kadın bahçede ya da evde yerini alıyordu. Görevide çocuklarını büyütmek ve bir erkeğe hizmet etmekti.

Sabanlı tarımla birlikte kadının genelde boyun eğişi başlamış, Batı’nın cinsel ve toplumsal yaşamı bu doğrultuda biçimlenmiştir. Sabanlı çiftçilik yaşamının Batı’nın cinsel yaşamında nasıl olup da değişikliklere yol açtığı en azından yüz yıl boyunca tartışılmıştır. Yerleşik yaşamın, hayat boyu sürecek
tekeşliliğin, sınıflı toplumların doğuşunun, savaşların çoğalmasının ve erkek cinsiyet hormonu testosteronunun ilginç bir özelliğinin bunda rol oynadığını ileri sürebiliriz.

Kaynak: Helen E. Fısher-Cinsel Aşkın Anatomisi / Varlık Cep Kitaptan alıntılanmıştır.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir