Fenikeliler Tarihi ve Kökenleri Hakkında İncelemeler

Fenikeliler Tarihi ve Kökenleri Hakkında İnceleme : Arabistan yarımadasının güneyinden geldikleri sanılan ve Sami ırkından olan İbraniler ve Fenikeliler Akdenizin doğu kıyılarını yurt edinmişlerdi. Güneye yerleşen İbranilerin aksine onlardan çok daha önce bölgenin Kuzeyine yerleşen Fenikeliler 200 km boyunca uzanan 20-30 km eninde dar bir kıyı şeridinden yaşarlardı. Civardaki dağların çöküntüye uğramaları sonucu oluşan bu kayalık arazinin tarıma az çok elverişli bölgelerinde tahıl ve incir yetiştirir, zeytincilik, bağcılık yapılırdı. Ülkenin başlıca gelir kaynağı ise, tabi bitki örtüsü olan sedir ağaçlarından elde edilen keresteydi.




Fenike toprakları sıtratejik açıdan büyük önem taşıyan kara ve deniz ticaret yollarının üzerinde bulunmalarından dolayı tarih boyunca yabancı kavimlerin özellikle iki büyük imparatorluğun Güneybatıdaki Mısır’ın ve Doğudaki Mezopotamya’nın işgaline uğradı ve sık sık yağmalandı. Mısırlıların, Asurluların ya da Babillilerin saldırısına hedef olmadıkları zamanlarda bu kez Hititlerin çölde yaşayan göçebe toplulukların ya da Hint-Avrupa asıllı akdeniz korsanlarının tehditlerine maruz kalırlardı.

Bütün bu saldırılara rağmen, Fenikeliler henüz tarih sahnesine bir millet olarak çıkmış değillerdi. Yani siyasi bir birlik oluşturmuyorlardı.

Ayrı krallıklar tarafından yönetilen ve herbiri bağımsız olan şehir devletleri, dış düşmana karşı ortak bir savunmaya girebilmek amacıyla bir araya geldiler. Bununla beraber yinede mutlak bir yönetimden söz etmek hanüz mümkün değildi. Hükümdarın yetkileri bir tür senato durumunda olan ihtiyarlar meclisi ile sınırlandırılmıştı.
Fenikerlilerin ekonomisi ticarete dayanırdı.

Gücünü mali kaynaklardan alan ve bir çeşit sermaye aristokrasisi durumunda olan bir tüccarlar sınıfı mevcuttu. İnşaatcılık ve gemiciliğin yanı sıra, madencilik alanında da ileri gitmişlerdi. Ünleri öylesine yayılmıştı ki, İbrani kralı Hz. Süleyman M.Ö. 950 yıllarında Kudüs’te bir saray ve tapınak yaptırmaya karar verdiğinde, gerekli kereste ve madenleri Fenikelilerden satın almış. Bu muhteşem yapıyı tamamlamak içinde yine Fenikeli zanaatkar ve ustaları yardıma çağırmış.

Fenikelilerin ustalıkları denizci olmalarından ileri geliyordu. Denizcilik ve gemi yapım alanında komşularından üstün durumdaydılar. Bütün Akdenizi dolaşarak Kıbrıs ve Girit adalarına seferler düzenlediler. Rodos Adası üzerinden Ege Denizine çıktılar ve Paros, Melos,Taşoz adalarından elde ettikleri boyayla, lal (Kırmızı) renginde kumaşlar dokudular.

Karadeniz’e ulaşan gemilerse geriye tonlarca ton balığı ve sardalye ile döndü. Deniz yolculuğu sırasında tutulan balıkların bozulmaması için onları tuzlarlardı. Karadeniz’den sonra sıra, Gümüş, Altın ve Kurşun madenleri açısından zengin Kafkasya topraklarına geldi. Buralarda çıkartılan madenler, develerin çektiği kervanlarla düzenli bir şekilde Suriye üzerinden Fenike’ye taşınırdı.

Fenikeliler daha sonra Akdeniz’deki egemenliklerini İtalya, İspanya, Fransa ile Kuzey Afrika kıyılarına kadar uzattılar.

Akdeniz ticaretinin kilit noktalarından biri durumunda olan Malta Adasını ellerine geçirdiler, Sicilya Sardinya ve Korsika adasında koloniler kurdular. Cebelitarık boğazını (Herkül-Herakles Sütunları) geçip atlas okyanusuna açıldıklarında, sömürgecilik alanında güçlerinin doruğuna ermiş bulunuyorlardı.

Kuzeye doğru yol alan Fenikeli gemiciler İberik Yarımadası boyunca ilerleyerek İngiltere’ye kadar vardılar. Güneyde ise Afrika kıtasını dolaşarak Antik Çağın en önemli keşfini gerçekleştirdiler. Böylece Afrika kıtasının yerli halkı ile ilk ticari ilişkiler kurulmuş oldu.

Fenikeliler yeni bir ülkeye ayak bastıklarında, önce oranın yetkilileri ile görüşüp, yeni statünün ne olacağı konusunu açıklığa kavuştururlardı. Üç ayrı şekilde işgal söz konusuydu. 1: Ticari İmtiyaz Sağlama: Bu durumda Fenikeliler bölgede serbestçe ticaret yapabilmek amacıyla yetkililere bir miktar vergi öderlerdi. 2: Ticari Mallar ve Hammaddeler için Pazar yerleri kurma: Bunlar genellikle adalarda ve ulaşılması güç yerlerde kurulurdu.

Mesela Fenikeliler İspanya’da on kadar pazar yeri (Acenta) kurmuşlardı. M.Ö. 1100 yıllarında kurulan Malaga, Algesiras, Gibraltar ve Gades gibi Acentalar daha sonra birer büyük şehir haline geldi. 3: Dominyonlar, birer koloni durumunda olan dominyonlar, Rodos, Kıbrıs, Klikya (Çukurova) ve Afrika’da kurulmuştu. Bütün bu limanlar
metropoller ve bunlara bağlı uzak koloniler arasında birer ikmal ve bakım merkezleriydi. Sonuçta kolonilerin tümü çeşitli Fenike şehirlerine tabiydi ve bu şehirlere bağlı olarak yönetilirlerdi. En önemli Fenike kenti Biblos’tu.



M.Ö. 3000 yılından itibaren Biblos’ta elde edilen kereste ve reçine mumyacılıkta kullanılmak üzere Mısır’a ihraç edilmekteydi.

Mısır’da iç karışıklıkların başlamasından sonra Biblos’la yapılan ticaret azaldı ve ekonomik açıdan zayıflayan kent göçebe bir kavim olan Amurruların istilasına uğradı. M.Ö. 1800 yılında yeniden kuruldu. En çok ilgi gören mallar takılardı. Aslında ticaretten çok farklı dilleri konuşan ve ayrı kültürlerden gelen milletlerin birbirleriyle olan ilişkileri önemliydi. Bu ilişkiler, gelenek, görenek teknik ve dini açılardan da belirli bir bilgi alışverişini doğrulamaktaydılar. Mısırlıların ve Mezopotamyalıların kullandığı yazıdan yararlanan Fenikeliler, bunu daha basitleştirerek her biri ayrı bir sesi ifade eden 22 işaretten (harften) oluşan yeni bir alfabe buldular.

Fenike alfabesi‘ndeki bu 22 harfin birleşmesiyle her türlü sözcüğü kağıda geçirmek mümkündü. Biblos kralı Ahiram’ın M.Ö.X. yüzyıla ait lahitinin üzerinde bu alfabeyle kazınmış bir metin yer alır. Fenikelilerin kullandığı alafabe öneml bir buluş olup, bilinen bütün doğu ve batı alfabelerine kaynak teşkil eder. Mısır tarihinde de gördüğünüz gibi Biblos Mısırlıların ürettiği Papirüsün ihraç edildiği ilk limandı. Papirüs kağıtları ilk kez burada birleştirilerek bir kitap haline getirildi. Bunlar rulo haline getirilen uzun tomarlardı.

Fenike’nin bir başka önemli kenti en parlak devrinin M.Ö. 1400 M.Ö. 1100 tarihleri arasında yaşayan Sidon’du. Mısır’a her yıl belli oranda vergi veren ve onun himayesine girmiş bulunan Sidon kenti iç işlerinde bağımsızdı. Sidonlular Mısır ile serbest ticaret yapma ve Mısır topraklarında pazar yerleri kurma imtiyazına sahiptiler. Mesela Memfis’te önemli bir ticaret merkezi olan bir Fenike mahallesi kurulmuştu.

M.Ö. 1580-M.Ö. 1100 yıllarına rastlayan yeni krallık devrinde de Sidon Firavunların başlattığı Asya seferlerinde stratejik bir merkez olma özelliğini korudu.

M.Ö. 1500 yıllarınd Rodos’u işgal ederek Ege Denizine açılnlar da, Sidon’lu denizcilerdi. Aynı denizciler Girit uygarlığını tanıyarak İda Dağının eteklerinde bir şehir kurdular. Akdeniz doğusu M.Ö. XII Yüzyılda bölgenin en güçlü devleti olan Mısır’dan bile çekinmeyen istilacı bir grubun saldırısına uğradı.

Birkaç yıl sonra Fenikeliler geçici bir süre için Asur Kralı I. Tiglatpileser’in boyunduruğuna girmek zorunda kaldılar. (M.Ö. 1112-M.Ö.1074) Biblos, Sidon ve Arados kentleri Asur devletine vergi ödeyerek I. Tiglatpileser’le iyi ilişkiler içinde olan Mısır’la ticari ilişkilerini sürdürmeye devam ettiler. M.Ö. 1100 yılından itibaren diğer şehirler üzerinde belirli bir üstünlük elde eden Tiros’lu denizciler, batı Akdeniz’e açıldılar.

Bugünkü Tunus’ta M.Ö. 814 yılında, daha sonra ana şehrini gölgede bırakacak ve büyük bir impartorluk haline gelecek olan Kartaca kentini kurdular. Tiros (Tyros) kenti denizcilik alanında öylesine ilerledi ki, artık yabancı imparatorluklar adına tersanelerinde gemiler inşaa ediliyordu. Tiroslu denizciler komşu devlet adına denize açılıyordu. Astronomi ile yakından ilgili olan denizcilik konusunda elde edilen bilgiler gizli tutulur, aynı şekilde denize açılma olayının amacı ve takip edilecek rota da kimseye söylenmezdi.

Fenike M.Ö 700 yılına doğru Asurluların istilasına uğradı.

Geleneğe göre Asur Kralı ve komutanlar zaferlerini kılıçlarını akdenizin sularına daldırarak kutladılar. Asurlulara karşı bir birlik oluşturan Tiros ve Sidon kentlerinin bu çabaları başarısızlıkla sonuçlandı ve her iki şehir de ağır şartlarla vergiye bağlandı. Fenike şehirleri ancak yeni Babil krallığının Asurluları egemenliği altına almasından sonra bağımsızlıklarına kavuştular.

Fakat bu bağımsızlık çok kısa sürdü. M.Ö. 587 yılında Babil Kralı II. Nabukodonosor, imparatorluğunun sınırlarını genişletme konusunda önemli merkezler olarak gördüğü Fenike Limanlarından Tiros’u kuşattı. 13 yıl süren kuşatmadan sonra kral III. İtobal, şehri ve güçlü Fenike donanmasını, Babil kralına teslim etti. Ancak Babil krallığının Egemenliğide kısa sürdü ve Persler, Mezopotamya’yı işgal ederek, Babil başkentlerini ellerine geçirdiler.

Pers istilası süresince çok sayıda Fenikeli denizci bu büyük imparatorluğun donanmasına katıldı. İçlerinden birkaçı ise savaş konseyine kadar girmeyi başardı. Bu sırada bağımsızlığını ilan eden Kartaca, bir donanma kurarak, Batı Akdeniz üzerinden Atlas Okyanusu’na açılmıştı.

Kartacalılar M.Ö. III. yüzyılda büyük bir deniz gücü oluşturarak Kartaca (Pön) savaşları sırasında Romalılarla mücadele etmek cesaretini gösterdiler. Bu savaşlarda uyguladığı stratejik kararlarla Hannibal büyük ün kazandı. III. Kartaca Savaşından (M.Ö. 149-M.Ö 146) sonra Romalılar, bu son Fenike kalesini de ortadan kaldırdılar.

Kaynak: Resimlerle İnsanlık Tarihi Ansiklopedisi-Antik Çağda Asya III İbraniler ve Fenikeliler/ Güneş Gazetesi kitabından alınmıştır.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir