Ermeni Halkının Tarihi ve Geçmişlerine Bir Yolculuk

Ermeni Halkının Tarihi ve Geçmişlerine Bir Yolculuk

Ermeni Halkının Tarihi ve Geçmişlerine Bir Yolculuk

Ermeni Halkının Tarihi ve Geçmişlerine Bir Yolculuk : Ermeni tarihi hakkında bilgi veren eski eserlerin çoğu, Ermeni olmayan kişiler tarafınca Yunanca ve Asurice yazılmıştır. Bu eserde anlatılanlar arasında tutarsızlıklar vardır. Sonraki devir de Ermeniler tarafından yazılan eserlerde de, bu kaynaklara dayanmaktadırlar. Ki Ermeni halkının tarihi ve Ermeni kimliği hakkındaki tutarsızlıklar, onlarda da mevcuttur.

Armenia adına ratslanan ilk tarihsel metinler, M.Ö. 518 tarihinden kalma Bahistun Yazıtları’dır. M.Ö. 188 tarihinde Artaksias Krallığı zamanında, Muş ve Ahlat civarı için Armenia tabiri kullanılmaktaydı. Bu kavram (yukarı ülke anlamına gelen bir coğrafi bölgenin adı olarak kullanılmaktaydı). N. Adantz, Ermenistan adını değil, Hayasdan (Hayk) adını kullanmış ve Ermenilerin atalarının Hayaslılar olduğunu iddia etmiştir.



Ermeniler de kendilerini, bu ad ile anmışlar ve Hayasdanlılar (Hayk’ın Çocukları) olarak tanımlamışlardır. Bu durum, bir coğrafi bölgenin adı olan Ermenistan ile bir kavmin ismi olan Hayasdan kavramlarını birbirinden ayırmak gereklidir. Ermenilerin, ataları olarak gördükleri Hayaslılar, yaşadıkları
coğrafyaya millet olarak isimlerini vermemiş, aksine yaşadıkları coğrafyanın ismini almışlardır.

Ermeniler, Güney Kafkasya, Kuzeybatı İran ve Doğu Anadolu’da yaşamaktaydılar.

Ermenilerin yaşadığı bölge, tarih boyunca çeşitli kavimlerin geçiş yeri olmuştur. Bu kavimlerden bir kısmı, bölgeye yerleşmiş ve bölge halkıyla kaynaşmışlardır. Bunlardan biri de Türklerdir. Farklı kavimlerin geçiş bölgesinde bulunan Ermeniler, bölgenin özelliği dolayısıyla farklı kültürlerden etkiler almışlar ve kültürleri, safiyetini koruyamamıştır.

Ermeni Halkının Tarihi ve Geçmişlerine Bir Yolculuk

Ermeni Halkının Tarihi

Bir kısım Ermeni tarihçileri, Ermenilerin kökünü Kitab-ı Mukaddes rivayetlerinde geçen Nuh evladı Yafes’in oğlu Hayk’a bağlamışlardır. Bu iddialara göre,
Nuh’un gemisi tufandan sonra Ağrı Dağı’na oturmuş. Sular çekilince gemidekiler bu bölgeye yerleşmişlerdir. Nuh’un torununun torunu Hayk, bir ara Babil
tarafına gitmiş ve geri dönmüş, Ermeniler zamanla burada çoğalmışlardır.

Bu bakımdan Ermenilere, ”Hayk’ın Çocukları” denmektedir. Ermeni tarihçisi Dagavaryan, bu iddiayı bilimsel kabul etmemektedir. Bu tür iddialara göre Ermenistan diye adlandırılan bölgenin Hazar Denizi, İran, Irak, Kafkasya ve Fırat Nehirleriyle çevrili bulunan coğrafya parçası olduğu görülmektedir. ”Ermeni kelimesi ise bu durumda bir milletin değil, bir bölgenin adı olmaktadır.”

Levon Dabağyan ve Fahrettin Kırzıoğlu gibi tarihçiler, Ermenilerin Türk olduğunu iddia etmişlerdir.

Bazı Türk ve İslam kaynaklarında Türklerin soyu Nuh, peygamberin oğlu Yafes’in oğullarından birine bağlanmaktadır. Ermenileri Hayk ile Yafes’e bağlayan iddialar doğru ise Türklerle akraba oldukları veya
Türk oldukları iddiaları kuvvet kazanır. Çünkü yine bazı iddialara (bilhassa İslami kaynaklara) göre Türkler de Yafes’in soyundandır. Minasyan’ın Kalifornia da yayınladığı e daha sonra 9 Kasım 1932 günü İstanbul’da çıkan Ermeni Gazetesi Jamanak’ta yer alan bir makalede Ermenilerin Türk olduklarından bahsedilmektedir.

Darius yazıtlarına ve Heredot’un tarihine göre Ermeniler, M.Ö. 515’te Ermenistan denilen bölgeye yerleşmişlerdir. Ermeniler M.Ö. 6. yy.da Trakya’dan Anadolu’ya gelmişler ve Urartu ülkesine yerleşmişlerdir. Trak-Frig kabilelerinin bir karışımı olarak ortaya çıkmış, homojen olmayan bir ırktır. Ermeniler, Anadolu’nun yerli halkı değillerdir. Anadolu’nun yerli halkı olmayan Ermeniler, Anadolu’nun doğusuna yerleşmeye başladıklarında burada Urartular yaşamaktadır.

Ermenice, Hint-Avrupa dil ailesindendir. Ermenice üzerine çalışmalar yapan Morgan’a göre, Ermenicenin içinde başka dillerden geçen pek çok kelime vardır. Morgan, Ermenilerin Hristiyanlıktan önce yazılarının olmadığını ifade etmektedir. Ermenice’nin bir yazı dili olarak ortaya çıkması, İncil’in tercümesinden
sonra olmuştur. M.S. 5. yy.da bir din adamı olan Mesrop, 38 harfli ilk Ermeni alfabesini yazmıştır. Bu alfabe, Göktürk Alfabesi ile benzerlik göstermektedir.

Ermeni halkının tarihi ve  dili İranlıların, Asurilerin, Greklerin, Türklerin ve Rusların tesiri altında kalmıştır.

Bölgeye farklı dönemlerde egemen olan büyük devletlerin kültürleri, Ermeni kültürü üzerinde kalıcı etkiler bırakmıştır. Anadolu’ya Türklerin hakim olmasından sonra Ermeniler, hakim kültür olan Türk kültüründen
yoğun bir şekilde etkilenmişlerdir. Önceleri çeşitli tabiat öğeleri ve ateşe tapan Ermeniler, Hristiyanlığı 4. yy.da kabul etmişlerdir.

İlk Ruhani Merkezleri Kütahya’dır. Ermeniler, Hristiyanlığın ilk zamanlarında ortaya çıkan ihtilaflarda kendilerine mahsus bir takım görüşler (Ermeniler, Hz. İsa’yı tek tabiatlı kabul etmekteydiler yani monofizit anlayışa sahip idiler) ayrı bir kilise teşkil etmişlerdir. Bu suretle, diğer Hristiyan kiliselerden ayrılmışlardır. Hristiyanlığı kabul ettikleri için uzunca bir müddet, İran’da bulunan Mecusilerin baskısına maruz kalmışlardır.



Sasani baskılarına maruz kalan Ermenilerden bir kısmı, İran içlerine götürülmüştür. Ayrıca bir mezhebi benimsedikleri için Bizanslılardan büyük baskılar görmüşler ve Bizanslılar, bir kısım Ermenileri Trakya bölgesinde zorunlu iskana tabi tutmuşlardır. Ermeniler, Bizans kilisesine bağlı ikinci sınıf bir halk
konumunda bulunmak istemiyorlar, bu sebeple farklı bir mezhebi benimsiyorlardı. Ermeni halkının tarihi , Sasanilerin ve Bizanslıların asimilasyon politikalarıyla sindirilmeye çalışılmıştır.

Ermeni toplumu, dini inançlarının farklılığından dolayı Sasanilerden ve mezhep farklılığı nedeniyle Bizanslılardan baskı görmüştür.

Buna bağlı olarak tarihte ilk zorunlu Ermeni göçleri, Bizans ve Sasanilerin devlet politikaları sonucu gerçekleştirilmiş; yaşadıkları topraklardan koparılan Emeniler, uzak diyarlarda iskana tabi tutulmuşlardır. Ermeniler, daha o dönemlerden itibaren, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde dağınık halde, küçük topluluklar halinde yaşamak durumunda kalmışlardır. Ortodoks ve Katolik kiliseleri, Ermenilerin milli mezhebi olan Gregoryenizmi, batıl bir tarikat olarak görmekteydiler. Ermeniler, itikadi açıdan Hristiyan aleminin büyük çoğunluğundan ayrı düşmüşler; Ortodoks ve Katolik topluluklar tarafından, sapkın itikatlı kişiler olarak görülmüşlerdir.

Müslümanlar (Araplar) Ermenilerin yaşadığı bölgeyi, ilk kez Hz. Ömer devrinde denetimlerine almışlar ve bölge ahalisini cizyeye bağlamışlardır. Türkler ise kalıcı olmak üzere, Selçuklular döneminde Anadolu’ya yerleşmeye başlamışlar; Bizans ve Sasanilere göre, Ermeni halkına daha hoşgörülü davranmışlar ve
onların vergi yükünü hafifletmişlerdir.

Ermeni tarihçisi Matheus, Selçuklu Sultanı Melikşah’tan bu bağlamda övgüyle bahsetmektedir. Ermeni yazarlarından Nersessian’da Türklerin yönetimi altına giren Ermenilerin, hürriyete kavuştuklarını ifade etmiştir. Ermeniler, Bizanslılardan çok zulüm gördükleri için Anadolu’ya girmeye çalışan Türklere yardım etmişlerdir. Ermeniler, ırki ya da dini sebeplerden dolayı Türklerden herhangi bir baskı ve kovuşturma görmemişlerdir.

Ermeni halkının tarihi ve edebiyatı ve aşık edebiyatı, Türk aşık ve halk edebiyatı ile büyük ölçüde konu ve şekil bakımından benzeşmektedir.

Masallar, hikayeler, destanlar, atasözleri ve şarkılarda konu ve şekiller bakımından benzerlikler vardır. Ermeniler, 18. yy. ortalarına kadar Türkçe konuşurlar ve Türkçe isimler alırlardı. Ermeniler, Türklerle bu derece kaynaştıkları için Osmanlı kaynaklarında kendilerinden Millet-i Sadıka unvanı, Türklerin Ermenilere duyduğu güveni ifade etmektedir.

Gregoryen mezhebine bağlı Ermeniler, misyonerlerin çalışmaları sonucu 1701’den itibaren Katolikliği ve 1828’den sonra Protestanlığı kabul etmeye başlamışlardır. Ermeniler, hangi büyük devlet ile temasta bulunmuşlarsa o devletler Ermenilere kendi mezheplerini benimsetmeye uğraşmışlardır. Türkler, Ermenilere böyle bir zorlamada bulunmamışlardır. Şayet Türkler, idareleri altında yaşayan Ermeni azınlığına asimilayon uygulasalardı;

Anadolu’da Ermeni kalmazdı. Gregoryen Kilisesi, Ermenileri homojen bir topluluk halinde tutmakta idi. Misyonerlerin çalışmaları sonucu zamanla Katoliklik ve Protestanlığı kabul eden Ermenilerin, mezhebi homojeniteleri / birlikleri bozulmuştur. ”Ermeniler Anadolu’da tarih boyunca büyük ve ömrü uzun bir devlet kuramamışlardır, bölgeye farklı devirlerde egemen olan büyük devletlere bağlı olarak yaşamışlardır”.

Türkler Anadolu’ya geldiklerinde burada dağınık halde yaşayan Ermeniler vardı; ama bir Ermeni
devleti yoktu. Nitekim Anadolunun hakimiyetini Bizanslılardan devralan Türkler, Anadolu’yu o yıllarda ”Diyar-ı Rum” olarak adlandırmaktaydılar. Selçukluların Anadolu’ya yerleşmelerinden sonra Batılı yazarlar Anadolu’ya Turchia (Türkiye) demeye başlamışlar. Anadolu 11.yy.dan itibaren, Türk vatanı haline gelmiştir.

Kaynak: Ermeni Örgütleri ve Faliyetleri – Feridun Eser / Yason Yayınları kitabından alınmıştır.

İlişkide Aldatmadan daha çok Acıtan 6 durum

Öğrendikten Sonra Bir Kuş Tüyü Gibi Hafiflemenizi Sağlayacak 6 Psikolojik Gerçek

Bir Erkeğin Sizi Sevdiğini Gösteren 5 İstemsiz Davranış

Kadın M.stürbasyonu Hakkında 7 Şaşırtıcı Bilgi

Karakter Analizi Doğum Ayına Göre Belirlemek

Mutlaka okunması gereken İnsan Beynini Geliştiren 7 Roman

Kadınlar C.nsellikte Hangi Burçla Uyumlusunuz İşte Cevabı?

Bir Erkeğin Gözünde Tatlı Görünen 5 Kadın Karakteri

‘Seni Seviyorum’ Demesinden Daha Anlamlı Küçük Ama Önemli 7 Şey

Cinsel Keşif ve Psikoloji Üzerine Son Yıllarda Çekilmiş En İyi 4 Film

Başladıktan Sonra Elinizden Bırakamayacağınız 5 Mükemmel Kitap

Ölmeden Önce Mutlaka İzlenmesi Gereken 5 Başyapıt Film

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir