Dünya Geneli Boşanma Nedenleri ve Kökeninin Tarihsel İncelemesi

Dünya Geneli Boşanma Nedenleri ve Kökeninin Tarihsel İncelemesi

Dünya Geneli Boşanma Nedenleri ve Kökeninin Tarihsel İncelemesi

Dünya Geneli Boşanma Nedenleri ve Kökeninin Tarihsel İncelemesi : Tarımsal geçmişimizin büyük kısmında boşanma oranları çok düşüktü. Örneğin, eski İsrail topraklarında boşanma ender bir olaydı. Klasik Yunanlılar hemen hemen her türlü cinsiyet deneyimine bayılır, ama ailenin dengesini tehdit eden (örneğin bir fahişeyi aile yuvasına getirme) cinsel ilişkileri yasaklardı.




Homeros döneminin Yunanlıları arasında izin verilmesine karşın, boşanma yaygın değildi. Yurttaşlarının çoğunluğunun çiftçi olduğu Roma’nın ilk zamanlarında evliliğin bozulması enderdi. Ama kentler büyüyüp kadınlar zengin, bağımsız -ve de kentli- olunca boşanmalar üst sınıflarda arttıkça arttı. İlk Hristiyan büyükleri evliliği zinaya karşı gerekli bir çare olarak görüyordu. Onların gözünde bekar erkek ve kızlar çok daha saf ve temizdi. Boşanma konusunda ise görüş birliği yoktu.

Tanrı’nın birleştirdiklerini hiçbir insan ayırmasın diye önermişti İsa. Öyleyken, Ahit’teki çeşitli paragraflar çelişkili mesajlar veriyordu. Bazı bilimadamları da ilk Hristiyan erkeklerinin karılarına zina ya da imansızlık yüzünden boşanmaya yasal ve dinsel hakların bulunduğunu
düşünüyordu. Yine de boşanma, çiftçi Hristiyanların arasında, Roma’nın çöküşünden önce ya da sonra hiçbir zaman yaygın olmadı.

Cermen kabileleri Roma topraklarını istila ederken beraberlerinde kendilerine ait aletler getirdiler.

Derebeylik öncesi Almanya’da yönetici sınıflar arasında boşanmaya ve çokkarılılığa izin vardı. Hristiyanlık öncesi Keltler ve Anglo-Sakson halklar da boşanmaya ve tekrar evlenmeye izin veriyordu. Çokkarılılığın erkekler için genetik ödülleri göz önüne getirilince, paralı olanların birçok karı almalarına şaşmamalı. Fakat, eldeki kanıtlar, Roma’nın düşüşünü izleyen karanlık yıllarda çiftçilik yapan Avrupalı köylülerin arasında boşanma oranının düşük olduğuna işaret ediyor.

Dokuzuncu yüzyılda feodalizm Fransa’daki beşiğinden bütün Avrupaya yayıldı. Bu sistemde adet olduğu üzere, derebeyler vasallarına, bağlılık ve askerlik görevi karşılığında toprak bahşediyorlardı. Her vasal bundan sonra topraklarını özel hizmetler karşılığında, kiracılara ödünç veriyordu. Vasallar ile kiracılar kurumsal olarak bu toprakları, sahip olmaktan çok, ellerinde tutuyordu. Ama gerçekte Vasallar ve kiracılar bu toprak bağışlarını aileleri içinde kuşaktan kuşağa geçiriyorlardı. Dolayısı ile feodal sistemde evlilik, çoğu erkekle kadın için toprak edinmenin ve bu toprağı varislerine geçirebilmenin tek yoluydu.

Avrupalı çiftçiler zina, iktidarsızlık, cüzzam ve kan akrabalığı gibi nedenlerle evliliklerini feshedebiliyorlardı.

En azından zenginle üst sınıflarda böyle oluyordu. Eşler de, usule uygun kurulmuş, bir mahkeme, karı-kocanın ayrı yaşamlarını emreden yasal bir ayrılık kararı çıkarttığı taktirde birbirlerini
terk edebiliyorlardı. Ama bu anlaşma bir kısıtlamayı beraberinde getiriyordu. Tarafların ikisinin de tekrar evlenmesine izin yoktu. Bu durumda, mallara, topraklara, hayvanlara, eve kim bakacaktı? Bir çiftçi, eşi olmayınca geçinemezdi.

Feodal Avrupa’da yalnız zengin biri eşini boşamak olanağına sahipti. Sürekli tekeşlilik, Doğayla ekonomizmin çiftçilere sunduğu reçeteyi Hristiyan liderler kutsuyordu. Azizlerden Augustine evliliğe kutsal bir eylem gözüyle bakan ilk kilise lideri olarak kabul edilir, ama yüzyıllar geçtikçe, çoğu Hristiyan otoriteleri de onun fikrine katılmışlardır. Katolik kilisesinin üyeleri için her türlü koşulda boşanmak imkansızlaşmıştı.

Katolik doktrini her ne kadar evliliğin feshi ve ayrılık için bir takım koşullar koşmayı sürdürse de,
çiftçi yaşamının zorunluluğu olan hayat boyu serecek evlilik, Tanrı’nın buyruğu olarak kabul edildi. Onuncu ve on birinci yüzyıllarda kentlerin ortaya çıkması ve ticaretin alıp yürümesi üzerine, kadınlar her türlü işe el attılar. 1300’lerin Orta Çağ Londra’sında, tekstil satıcısı, bakkal, berber, cerrah, ipek işçisi, fırıncı, biracı, hizmetkar, nakışçı, ayakkabı yapımcısı, kuyumcu, şapkacı ve daha bir sürü zanaat kolunda kadınlar vardı.

Chaucer’in bir eserindeki Bath’lı şehvetli işkadını arka arkaya beş kocayla evlenmişti. Ama o, kuraldışıydı. Bir kadın genellikle kocasının yanıbaşında çalışırdı, toplumsal yaşamda da kocasının yanında ikinci planda kalırdı, ona tabiydi.

Örneğin bir kadının iş hayatındaki borçları kocasının sorumluluğundaydı – bir kadın ”özgür ve yasal bir insan” değildi. Bu durumda boşanmanın Orta Çağ Avrupa kentlerinde yaygın olmayışı çok doğaldır.




Boşanma modelinin çok düşük kaldığı bu evlilik modeli devam etti. Reformdan sonra evlilik Protestanlar için kutsal bir işlem olmaktan çıkarak bir tür sözleşme oldu. Böylece 1600 yıllardan itibaren Katolik olmayan ülkelerdeki kadınlar yetkili makamlardan boşanma kararı çıkartabildiler. Aslında, İsa’nın sürekli tekeşlilik çağrısını izleyen yıllarda boşanma oranları dalgalanmalar gösterdi.

Evli erkeklerle kadınlar birbirlerini terk edebilecek yerlerde terk ettiler. Ama boşanma oranları İskandinavya’da, Britani Adaları’nda, İspanya’da, İtalya’da, Almanya’nın çiftlik arazilerinde, Fransa’da, Belçika’yla Hollanda’da, Macaristan’da ve başka Doğu Avrupa toplumlarında, Rusya’da, Japonya’da, Çin’de, Hindistan’da ve Kuzey Afrika’daki Müslüman topluluklarında
dikkati çekecek kadar düşük seviyede kaldı. Ancak Sanayi Devrimi çiftlik yaşamını kemirmeye başlayınca durum değişti.

Eşi ölünce (ve tekrar evlenme izninin olduğu yerlerde) çiftçi yeni bir eş alıyordu. Toprak sahibi erkekler çoğu kez yas süresinin üzerinden birkaç gün geçmeden evleniyorlardı.

Endüstri öncesi Avrupa toplumlarında dul kadınların tekrar evlenmesi genelde engelleniyordu. Bunun nedeni de miras düzenini tehlikeye düşürmesiydi. Fakat birçok kadın buna rağmen yeni bir koca bulup evleniyordu. Çiftlik yaşamının gerçekleri eşleşmeyi gerektiriyordu. Bütün
çiftçi atalarımız Tanrı’ya inanmıyordu. Bu erkeklerle kadınların hepsinin mutlu bir evliliği yoktu. Herkes tekrar evlenmeye sıcak bakmıyordu. Ama bu insanların çoğunluğu güneşin altında topraktan geçimlerini sağlıyorlardı. Bir çiftçi erkek ve kadınlar topraklarına ve birbirlerine sonsuza dek bağlı kalmaya mahkumdular.

Kaynak: Helen E. Fısher – Cinsel Aşkın Anatomisi / Varlık Yayınları

[Toplam: 0   Ortalama: 0/5]
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir