Dersim İsyanı

Dersim İsyanı : Bu yazıda değerli okurların şu sorularına cevaplar vermeyi umut ediyoruz. Yazının İçeriği: Dersim İsyanı, Dersim İsyanı tarihi, Dersim İsyanı neden çıktı, Dersim İsyanı ne zaman oldu, Seyit Rıza Kimdir

Dersim’de Devletin Tunç Eli

Dersim İsyanı : Cumhuriyet rejiminin, laik-ulus temelli devlet anlayışını, Kürtlere yönelik ötekileştirici etnik-kültürel varlığını ve kimliğini reddedici, tedip ( yola getirme adam etme ve uslandırma) ve tenkil (cezalandırma) edici, Müslüman Kürtleri Türkleştirmeye ve ehlileştirmeye matuf ideolojik zecri müdahalelerini, menfi tutum ve yaklaşımlarını ortaya koyması ve nihayet Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana ülkemizde Kürt Meselesi adı verilen problemin iç boyutuyla dal-budak salması ve çözümsüzlüğe saplanan kronik bir vakaya dönüşmesi bakımlarından 1937-1938’de patlak veren Dersim Olayları tam bir tarih laboratuarı niteliğini taşır.




Hakikaten de yakın tarihimizde Dersim’de (Tunceli’de) neler yaşandı; yıllardan beridir konuşulan, tartışılan ve merak edilen olayların perde arkası neydi? Dersim’de, sistemli bir etnik temizlik operasyonu yapıldı mı; yaşanan bu insani trajediden dönemin tek partisi CHP’nin ve genel başkanı İsmet İnönü’nün sorumluluğu var mıydı?

Dersim’de olan hadiseler bir isyandan çok, devlete ve rejime karşı belirebilecek muhtemel bir tehlikeyi önleme hareketidir.

Bu anlamda, 1935 yılı sonlarına doğru kabul edilen Tunceli Kanunu ile Dersim’i zapturapt alma ve devlet otoritesini güçlendirme noktasında önemli adımlar atılmıştır. 25 Aralık 1935 tarihinde 2884 sayılı Tunceli ilinin yönetimi hakkında yasa TBMM’de kabul edilerek, 2 Ocak 1936 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Yasanın yürürlüğe girmesi ile Tunceli’de aşiret, ağalık, şeyhlik ve seyitlik yönetiminin egemenliğine son verme çalışmaları başlatılmıştır. Bu uygulamaya, bölgedeki aşiretlerin tepkisi çok sert olmuştur. Bunlardan en kayda değer olanı, Seyit Rıza önderliğindeki isyan ya da harekettir. Seyit Rıza’nın aşireti, 21-22 Mart 1937 Nevruz Gecesi Kahmut Köprüsü’nü yakarak isyan etmiş;

Nisan 1937’de de Dersim’de karakol ve köy basmıştır. İsyan, kitlesel bir kürt hareketi olmayıp mevzi bir hadisedir.

Seyit Rıza’nın başını çektiği bu isyan üzerine, 28 Nisan 1937’de İçişleri Bakanlığının hazırladığı rapor gereğince, 3 Mayısta tedip ve tenkil harekatına başlanmıştır. Hava Kuvvetlerinin de desteğini alan hükümet birlikleri, sayıları 25-30 bini bulan isyancı aşiretlere karşı büyük bir operasyona girişmiş ve sivil halka ciddi kayıplar verdirmiştir.

Bu arada Başbakan İnönü, Haziran 1937’de Dersim için Islahat Programı hazırlamıştır. İçeriği kısaca şöyledir. 

Dersim’e yol, köprü, okul, kışla yapılacak; askerlik ve vergi işleri düzene konulacak; ağalık, derebeylik, şeyhlik kökünden kaldırılacak, zorbaların malları devlete geçecek; halka toprak, ziraat aletleri ve tohumluk verilecek;

Dersim’i haydut yatağı durumuna getirenler batı illerine nakledilcek, orada iskan edilip namuslu ve eğitilmiş vatandaşlar haline geleceklerdir. Ayrıca, Dersim tamamıyla boşaltılacak ve burada Bakanlar Kurulu’nun izni olmadan kimse oturmayacak ve yerleşmeyecektir. Ülkenin öbür köşelerine yerleştirilen Dersimliler ev ev dağıtılacaktır. Böylece Horasan’dan gelme öz Türk olan Dersimliler, asıl çevresine ve benliğine kavuşacaktır.

Program hazırlanırken bir taraftan da çok sayıda Dersimli güvenlik güçlerine teslim olmuş; olaylarda ciddi bir azalma kaydedilmiştir. Seyit Rıza ve yandaşları ise, Kutu Deresi’ne saklanarak direnişe devam etmişlerdir. 26 Haziran’daki çatışmalarda isyancılar ağır kayıplar vermiştir. 18 Eylül 1937’de İnönü, TBMM, de gelişen olayları şöyle değerlendirmiştir.

” Cumhuriyetin imar ve ıslah programına muhalefet eden, nüfusları az olmakla beraber altı aşirettir. Bugün bu altı aşiretin birinin reisi imha edilmiş ve diğer reislerin hepsi yakalanmış ve adalete teslim edilmiştir. Kanun götüren ordu ve jandarma neferlerinin ayak basmadığı yer, inmediği dere ve çıkmadığı tepe yoktur.”

Arkadaşlar, Cumhuriyetin kanunlarının ancak refahı, ümranı ve iyi geçinmeyi hedef tutan hükümlerini yürütmek için, çetin şartlar içinde alınan olumlu sonuçlara ermek yolunda Cumhuriyet yönetiminin güçlü olduğu kadar şefkatli ve adeletli olduğunu göstermek itibariyle Tunceli olayları en son ve en inandırıcı bir örnek olmuştur. ” İnönü, TBMM’nde ıslahat raporunu değerlendirmesinden bir hafta sonra, bir buçuk aylık izine ayrılmıştır.

Celal Bayar’ın başbakanlığa atanmasının ardından 12 Kasım 1937’de Atatürk’ün de katıldığı Şark Seyahati’ne çıkılmıştır. Gezi sürerken, Dersim’deki Kürt Aşiretlerinin lideri Seyit Rıza ve yandaşlarını yakalamak için 4 Mayıs 1937’de başlatılan genel taarruz netice vermiştir. Seyit Rıza, Eylül 1937’de tuzağa düşürülerek yakalanmış ve 15 Kasım 1937’de Elazığ’da, 11 adamıyla birlikte idam edilmiştir.

Tedip, Tenkil, Sürgün ve Trajedi

Dersim Olayları, hükümetin daha ciddi önlemler almasını gerektirmiş, TBMM’nin 29 Haziran 1938 günkü oturumunda yaptığı konuşmada Başbakan Celal Bayar, 1937’de Dersim’e askeri harekat yapıldığını, bunun 1938’de de yürütülmesi ve yöreye daha fazla askeri güç toplanması gerektiğini belirtmiştir. Dersim Meselesi’nin
kökten çözecek bir başka önleminde, yakında ordunun Dersim yöresinde yapacağı manevralar olduğunu sözüne eklemiştir. Dersim’deki olayların arkası bir türlü kesilmemiş; dolayısı ile başbakanın, devlet ve ordunun üslubu da malesef giderek sertleşmiştir. Temmuz 1938 başına kadar askeri kuvvetlerin giriştiği Tunceli harekatının bilançocu şöyleydi:

Tenkil kuvvetlerinden 33 şehit 60 yaralı, isyancılardan 163 ölü ve yaralı, sığınanlar 866 kişi. 6 Ağustos 1938’de bakanlar kurulu, Tunceli halkından ve yasak bölgelerin içinden ve dışından 7,000 kişinin batı illerine iskanına; yasak bölge dışında bulunan, ancak yerlerinde bırakılması uygun olmayan aşiret başkanları, kolbaşılar, seyit ve şeyhlerle, bunların aile ve yakınlarının da batıya nakledilmesine karar verilmiştir.




23 Ağustos 1938’de doğu illerinde yapılan askeri harekatı izlemeye giden Bayar, şu değerlendirmeyi yapmıştır. ” Orada iken Dersim’in tedip harekatı, aynı zamanda imar ve ıslah programıyla ilgilendim. Askeri ve mülki yetkililerin bilgi ve değerlendirmelerini dinledim. Yapılan tedip harekatı kesin ve olumlu sonuç vermeye başlamış ve son aşamasına gelmiştir. Ordumuzun ve jandarmamızın bu çetin dağlarda gösterdiği kahramanca etkinliği ulusumuzun taktirine arz etmek görevimdir.

Kanlı Hatıralar ve Said Nursi’nin Talebesi Yahyagil’in Tanıklığı

Ziya Şakir’in, Dersim’de yaşanan trajik olaylarla alakalı tespit ve değerlendirmeleri oldukça çarpıcıdır. ”1938 de Devlet, Dersim halkını göçe zorlamış, Dersim insanı ise doğduğu, büyüdüğü yerden kopmamak için tepki göstermiş ve direnmiş; bu tepki ve direnme, daha çok aşiret reislerinden gelmiş, ancak bunlar dünya kamuoyuna isyan diye duyrulmuştur. 1938’deki askeri operasyonlar yalnız isyan bölgesi diye bilinen yerlere yönelik sınırlı olmakla kalmamış, devlete vergi veren, askere giden, Pertek, Mazgirt, Nazimiye, Pülmür ilçe ve köylerini de kapsamıştır.

Buralarda yaşayan birçok suçsuz ve günahsız insan katledilmiştir. Dersim Olayları günlerinde 19. Piyade Alayında stajyerlik yapan, istikbalin hava kuvvetleri komutanı, senatörü ve muhtıracılardan (12 Mart) olacak olan Muhsin Batur da, eğitim yapmak üzere Dersim’e gönderildiklerini ve Harput eteklerinde çadırlı ordugah kurarak bir süre sonra Pertek’e doğru harekete geçtiklerini ve iki ayı aşkın süre burada ”özel görev” yaptıklarını anılarında belirtmiş ve Dersim’de tanık olduğu şeylerin bir ”devlet sırrı” olarak kendisinde kalacağını; ancak o yörede tanık olduğu şeylerin günümüzde de yapılan ve karşısında olduğu şeyler olduğunu nitelemiştir.

1938 Dersim Harekatı‘nın canlı şahitlerinden, Bediüzzaman Said Nursi’nin ilk talebelerinden emekli Albay Hacı İbrahim Hulusi Yahyagil ise başından geçen bazı müessif olayları şöyle anlatmıştır.

” 1938’de bizi Dersim İsyanı’nı önlemeye ve bastırmaya memur etmişlerdi. İsyan dedikleri şey de bazı dağ köyleri o yıl vergi verememişti. Bize verilen emir ise tek kelime idi: İmha.”

Canlı birşey bırakmayınız; genç-ihtiyar, çocuk-kadın ve saire! Bunların çoğu rafizi idi. Fakat bu tarz bir muamele ile bunlar salah mı bulacaklardı? Ben kıta komutanıydım. En çetin ve zor vazifeyi bize de verdiler. Sen piyadesin, seni topla takviye etmek gerekir dediler. Müthiş bir hüzün ve ızdırap içinde idim. Hz. Üstad, benim hüznümü hissetmiş. Bu durumu kendisine yazıp soramadım. Nasıl yazabilirdim? Bu ızdırabımı kağıda nasıl dökebilirdim? Tam merhum pederimle vedalaştım. Hayvana bindim gidiyordum.

Bir de baktım, hizmet eri koşarak geldi. Elime bir mektup verdi. Mektubu açtım. Mektubu Üstad Kastamonu’dan Ürgüp Müftüsü olan kardeşi Abdülmecid vasıtasıyla gönderiyordu. Az sonra isyan olan bölgeye gittik. Döndük dolaştık. O bölgeyi terk etmişler, dağlara, mağaralara çekilmişler. Rahmet-i İlahiye yardımımıza yetişti. Elimizi kirletmeden ve kana bulaşmadan bizi kurtardı.

Kaynak: İsmail Çolak – Cumhuriyetin Gizli Tarihi-Derin Tarihle Yüzleşme 2 / gülnesli yayınları kitabından alıntılanmıştır.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir